6 Eylül 2015 Pazar

Eyvah Çocuğum Okullu Oluyor. Nasıl Karar Vermeli ......

Gözünüzden sakındığınız, kendinizden başkasına emanet etmediğiniz, babası ile bir yere giderken bin bir tembihte bulunduğunuz çocuğunuzun elbet okul zamanı gelecek.

''Acaba doğru zaman mı?''
''Çocuğum okula gitmeli mi?''
''Daha çok erken biraz daha evde dursa fena olmaz''
''Hayatı boyunca okula gidecek evde beklesin'' diye aklınızdan buna benzer bir sürü soru geçiyordur elbet.

Birde şöyle düşünmek lazım. '' Evde olması çocuğuma ne kadar faydalı? Evde yaşıtları olmadan sadece ben ona yetebiliyor muyum?''

Herkesin görüşü bu konuda eminim ki ayrılacaktır. Ben ''yetmiyor'' diyenlerdenim. Özellikle anne çalışıyorsa. Evde yapılan aktiviteler, oynanan oyunlar, alınan oyuncaklar, gezilen yerler hepsinin tadı paylaşınca çıkıyor. Misal biz büyükler, Çayın yanında canımız bir şeyler istemez mi? Sohbetler arkadaşlarla güzel olmaz mı? Yatağa girdiğinde yanında sarılacağın birisi olması kadar güzel bir şey var mı?

Kısacası hayatı paylaşmak gerekir. Çocuklar içinde bu geçerlidir. Evde tek olan çocuk genellikle paylaşmayı bilmez. Siz ne kadar öğretseniz, anlatsanız da  yanına başka bir çocuk geldiği zaman kendine ait olan şeyi vermek istemez. En azından bizde ve gördüğüm tüm çocuklarda böyle. Kardeşi olan çocuklar bu konuda daha şanslı. Çünkü evde arkadaşları var. Kurdukları oyunlarda, yemeklerini yerken, gezerken bile tek kalmıyorlar. Bazen onlarda bile kardeşini paylaşamama durumu görülüyor.
İşte bu nedenden çocuğun kendini, çevreyi, öz güvenini, cesaretini ve paylaşmayı öğrenebilmesi için okula gitmesi gerekir. Anne ve babadan ayrılarak bambaşka bir dünyaya girmeleri gerekir.

Peki Okul Seçimine Nasıl Karar Verilir?

Uygun Yaş:

Doğa 3 yaşında. Hep düşündüğüm yaşta başlattım okula. Her şeyin farkında olduğu, kendini ifade edebildiği, bir çok şeyi anladığı yaşta.

Eve Yakın Olsun...

Öncelikle bir çok okul gezin. Gerek evinizin yakınında gerekse uzağında. Benim tavsiyem evinize yakın olmasıdır. Çünkü çok küçükler; trafiğe biz bile dayanamazken onlar nasıl dayansın değil mi? Evinizin yanında güvenilebilir bir okul yoksa tercihiniz en yakın olanından yana olsun. Oldu da uzak bir okul seçmek durumunda kalırsanız servis ile gidecekse araç koltuğu olmasına ve şoföre dikkat etmenizi öneririm.

Okul arayışı sırasında bir okul müdürünün okul servisi hakkında açıklaması aynen şöyleydi.

''Okulun servisi var mı?''
'' Açıkçası daha önce bir firmayla anlaşmamız vardı. Sonra servisi bırakan çocuklar olunca firma paralarını bizden istedi. Bizde vermek istemedik. Şimdi bir amcamız var kendisi okulumuzun bahçe işlerini yapıyor. ''Ben getir, götür yaparım'' dedi. Bizde ''olur''dedik. Şimdi o çocukları taşıyor. Çokta iyi bakıyormuş. Çikolata şeker veriyormuş çocuklara''

''Güler misin ağlar mısın'' dedim kendime. Minicik bedenler kimlere emanet. Belki adam gerçekten iyi bir şoför ama bir okulun bu kadar rahat olması içler acısı. Resmen evcilik gibi serviscilik oynuyorlar. Bu okula tavsiye üzerine gitmiştim. Her tavsiyeye inanmamak ama mutlaka gidip görmek lazım. Okulun içi çok kötü derecede kanalizasyon kokuyordu. Tuvalet çocukların oyun oynadıkları odanın içerisindeydi. A birde servis şoförü olup kasap olanlar var o daha vahim bir durum. Tavsiyem bu işi kendinizin yada eşinizin üstlenmesidir.

Hijyen:

Sonra hijyene bakın. Mutfağına, oyuncakların temizliğine, yerlere, halılara merdivenlere kısacası her yere. Yine adı sanı çok duyulmuş ve aylık ciddi bir ücret alan okul hatta eşime '' Doğa kesinlikle o okula gidecek, başka okula gitmeyecek.'' demiştim. Giden herkes aşırı memnun. Ciddi bir öğrenci sayısı var. Her şubesi dolu. İnsanın telefonda kayıt yaptırıp, tutarı EFT çıkası geliyor. Konuşma tarzı benim için çok önemlidir. Telefonda randevu aldığımda karşı tarafın yaklaşımına açıkçası bayıldım. Dahada bir içime işledi. Ama gidip gördüğümde aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Büyük bir bahçesi var. Lakin gölge alanı yok. ''Çocuklar çimlerle temas etsin''  diyorlar çim yok. Bahçedeki park paslı, eski ve yıpranmış. Okuldaki halılar pis, oyuncaklar eski. Mutfakta bir kasa yarısı çürümüş meyve vardı. Üstüne basa basa söylüyorum. Çocuğu gidenler çok memnun. Ben okuldan çıktığımda ciddi bir hayal kırıklığı yaşamıştım.

Sınıflar; 

Ferah ve aydınlık olmasına cok dikat edin. Çocuklar gün ışığından faydalanabiliyorlar mı? Sınıflar kaç kisilik? Oynayabilecekleri yeterli alan var mı? Tüm günlerini okulda geçirecekleri icin sınıflar son derece önemli.

Aktiviteler;

Aktiviteler çocukların ilgi alanına göre mi belirleniyor? Bir çocuk hamurla oynamayı severken, bir diğeri lego ile oynamayı sevebilir. Cocuklara dayatma var mı?  Herkes belli sürelerde aynı şeyle mi oynamak zorunda?

Eğitim :

Bazı aileler şöyle düşünebilir ''Aman çocuğum hayatı boyunca okuyacak zaten eğitimi de zamanı gelince okulda alsın'' Herkesin düşüncesi kendine aittir. Ben hiç böyle düşünmedim. Ben nasıl evde bakarken bir şeyler öğretmeye çalışıyorsam. Okulda da öğrensin. Bu öğrenmek kavramı ''okuma-yazma'' değil. Mesela dans etsin. Vücudunu keşfetsin. Belkide dansa yatkın değildir. Güzel müzikler dinlesin. Kulağı gelişsin. Öğrensin ama eğlenerek öğrensin. Çocuklar 3 ve 6 yaş arası 6 dile kadar öğrenebilirlermiş Bunu duymuş muydunuz? Sabahtan akşama kadar oyun hamuru ile oynayıp kendini tekrar etmesin. Artık öyle çok imkan var ki bir çok aktiviteyi çoğumuz evimizde yaptırıyoruz. Tabi eğitim sadece okulda olsun. Çocuğu küçük yaşta yarış atı gibi o kurstan o kursa gönderme taraftarı değilim. Olanlara da son derece ön yargılıyımdır.

Bahçe :

Mutlaka bahçesi olmalı. Ama süs olsun diye konulan bahçelerden değil. Çocukların dışarı çıkıp kuma toprağa temas ettikleri, güvenli parkı olan bir bahçeleri mutlaka olmalı. Ben parkta salıncağı çok dikkat ederim. Normal parklardaki o son derece hızlı sallanan salıncaklardan kesinlikle olmamalı. O kadar çok çocuğun olduğu bir yerde kesinlikle güvenli değil.

Gıda: 

Bu konu hakkında bir şey söylememe gerek yok sanırım :)))

Güvenlik:

Okuldaki güvenlik önlemleri nasıl? Sivri yerler, prizler, merdivenler kapatılmış mı?

Ve en önemlisi Öğretmenler:

Çocuğumu bıraktığımda gözüm arkada kalmamalı. Hepimizin istediği tek şey vardır.

''Çocuğuma benim gibi baksınlar''

Bu kadar öğrenci arasında tabi ki sizin gibi bakmaları zor. Bir öğretmen önce merhametli olmalı. Mesleği bu diye bu işi yapmamalı. Çocuğa şevkatli davranmalı. Çocuğun dilinden anlamalı. Kolay iletişime geçeceğiniz güler yüzlü ve sevecen biri olmalı. Sorduğunuz sorulara net cevaplar vermeli. Her aradığınızda ulaşılabilir olmalı.
Çünkü kreş inanın anneliğin en zor evresi ....
Çocuğunuza yaklaşımına dikkat edin. Çocuğunuz öğretmenini seviyor mu? Ona alıştı mı? Öğretmeni ona nasıl davranıyor? İlk zamanlarda kreşe gitmemek için hayali şeyler söyleyecektir. Çocuğunuzun her söylediği ile kılıcınızı kuşanıp okula gitmeyin. Çocuğunuza bir daha sorun. Üstüne gitmeyin ama sorgulayın.

Kısacası okulu iyi araştırın. Geçmişine bakın. Ne kadar köklü ne kadar zamandır bu işin içindeler. Maalesef  kreşlerin çoğu ticarethaneye dönüşmüş durumda. Akılları bu işten kazandıkları parada. Ben genelde okulunu çok övenlerden uzak durdum. Tabela okulluğu yapanlar var. İnsanlar isime, markaya gerçekten çok meraklılar. Bir şeyi ne kadar çok anlatırsanız bence işin içinde bir şey vardır. Tabi ki her işte olduğu gibi okul kararında da yanılma payı var. Umarım iç sesimiz, kalbimiz ve beynimiz en iyisini seçer.



Çocukça Kalın ,,





































4 Eylül 2015 Cuma

Ondan Sonrası ......



Neydik ne olduk ?
Neredeydik nereye geldik?
Yarım mıydık ki tamamlandık?

Bundan seneler önce birisi bana ''Anne olacaksın, çokta güzel olacak'' dese dönüp yüzüne tren misali bakardım. Belkide hiç tepki vermeden geçiştirdim.

Hayat öyle muhteşem, öyle özgür ve öyle başına buyruk ki. ''Gel'' diyor geliyorsun ''Dur'' dediği yerde ise durmak bilmiyorsun. Beyninde mutlulukların umarsızca peşinden gidiyorsun. Ucu bucağı yok sanki yorulduğun yerde virgülü koyup sadece dinleniyorsun. Sonra tekrar ve tekrar ve tekrar peşinden koşuyorsun.

Plansız bir hayat. Sanki seni dünyaya tek başına atmış deli divane gibi koşturup duruyorsun.

Sonra dünyaya başka birini daha gönderiyor. İşte tamamlanma anı o zaman başlıyor. Artık onunla devam ediyorsun hayata. Deliliklerine onuda ekliyorsun.. Birlikte koşturuyorsunuz, mücadeleniz birlikte oluyor.

Ve sonra üçüncü birisi ekleniyor. İşte o zaman TAMAMLANIYORSUN.
Ne oldu hani daha önce tamamlanmıştın?
Hani ikinci kişi geldiğinde bütün olmuştun?
Aklındaki tüm her şey ters düz oluyor. Sorular  mı cevapları o kadar çok ki....

Artık elinde bir sürü rengarenk balonların var. Artık çocuksun hiç hatırlamadığın, hiç olamadığın kadar çocuksun.

Bebektin ya sen hani emeklemiştin sonra yürümüştün sonra koşmuştun, sonra konuşmayı öğrenmiştin, ilk tuvalete gidişin hatırladın mı? Peki ilk ateşlenmen annen ne kadar da telaşlanmıştı, korkmuştu. İşte sonrası burada başlıyor. Sen çocuk oluyorsun o büyüyor. Oysaki ne kadarda büyümüştün......

Bir an geçmişe gidiyorsun ondan sonrası seni zorladıkça dahada geçmişe gidiyorsun. Hayat rahattı, hayat sorumsuzdu, hayat özgürdü. Şimdi ise ONDAN SONRASI var. Her planına dahil ettiğin içinde büyütüp renkleri tanıdığın, tanıdıkça ve keşfettikçe tutkuyla bağlandığın. Sokakta birlikte dans ettiğin, çığlık çığlığa bağırdığın, korkusuzca ağladığın, bazen bir oyuncak için kapıştığın ve bir sürü oyuncağının olduğunun yeni bir dünyan var.

 Hiç pembeye bu denli heyecanla bakmış mıydın yada mavi hiç bu kadar içini açmış mıydı?

''Benim'' demekten ''Ben yaptım'' demekten hiç zevk aldığınız olmuş muydu?

Öncesi mi demiştik hatırlayanınız var mı? 































3 Eylül 2015 Perşembe

Annnneeeeee Çişim Geldiiiii ......

Yaşım 23 evde bir tuvalet eğitimi havası …..
Aile kurulu aralarında konuşuyor.
‘’Nasıl alıştıracağız’’
‘’Ne yapmamız gerekiyor?’’
‘’Bırakalım isteyince yapar zaten. Çocuğu zorlamayalım’’
‘’Lazımlıkla mı başlasak’’
İçimden bir sürü cümle geçiyor ama en büyüğünün ‘’Geç kaldınız geç çocuk geldi kaç yaşına …Aman amma büyüttünüz. Çocuk işte canı isteyince elbet yapacak. Sanki çok matah bir şey yapıyorsunuz’’ olduğunu hatırlıyorum…
Benim o zamanlar aklım bin bir karış havalarda tabii. Çokta umurumdaydı. Çocuk bu elbet öğrenecek hayatı boyunca kıçında bezle gezecek hali yok ya… Neyse ben dışarı çıkıyorum. Size sidikle imtihanınız da başarılar dilerim.
Arkasından diğer yeğenlerim. Ailede sürekli bir tuvalet eğitimi havası. Evlendim yine aklım almadı. Hayır yani ne kadar zor olabilir ki?
Yaş 31 bu sefer bizde bir tuvalet eğitimi havası….
Bu sefer aile konseyinin konuştuğu her şeyi biz konuşuyoruz.
‘’Serkan hiç zorlamayalım nasıl olsa isteyince yapar’’
‘’Yaz geldi poposu pişmesin’’
‘’Daha iyi işte pişerse kendi çıkarmak ister belki’’
Anneler aranır, ablalar aranır. Sürekli bir konuşma tartışma filan. ‘’Offf çok darlandım ne zormuş’’
Doğa çok inatçı bir çocuktur. İstemiyor ise hiç bir şey yaptıramazsınız. 8. Ayından beri geceleri çişini tutar. Akşam yatarken bağladığım bezi sabah kuru olarak alırdım. Tüm gece çişini tuttuğu için bu sefer sabah çiş yaptığında üstü başı batıyordu.

İşte bu noktada karar verdim. Hem yaz dönemi havalarda sıcak ‘’Ne kadar zor olabilir ki’’

İlk birkaç deneme başarısız oldu. Genelde lazımlığın kapağını kapatıp üstüne oturdu. ‘’Çiş yapma işini Doğa’ya sevdirmeliyim’’ diye düşündüm. Böylelikle korkularından kurtulacaktı. Öncelikle Fisher Price’in müzikli tuvaletini aldık. Ben evde ona tuvaletten harika bir şeymiş gibi bahsederken babası elinde kocaman bir poşetle eve geldi. Birlikte hemen kurduk. Çok ilgisini çekti. Oturdu, oturdu, oturdu.. Daha da ilgisini çeksin diye
‘’ Aaaaaa nasıl yani çiş yaparsa şarkı mı söylüyormuş. Çok eğlenceli?’’ dedim.
Heyecanlanıp hemen çişini yapar diye düşündüm. Sonuçta çocuk mantığı şarkı söyleyecek ya hoşuna gider.. Doğa ise daha parlak bir fikirle geldi.
‘’ O zaman su dökelim şarkı söylesin ‘’
Bu kurnazlığa hazırlık değildim. İlk gün inanılmaz zor geçti. Saatlerce oturdu bize ne isterse yaptırdı sonuç beze çiş yapmaya devam.
Tuvaletimiz birkaç gün babaanne ve bizim ev arasında gidip geldi. Sarılarak gezdiler. İlk gece koynuna filan sokup uyumaya kalktı.
Bizim için en zor kısmı tuvalet alışkanlığını iki kişinin vermesiydi. Babaanne ve Anne…
Babaannede her şey sorunsuz. Ama evde bizi kullanmayı iyi bildiği için çişini tutuyor. Kakayı bezine yapıyor. 3. Gün çocuk bezde takmak istemedi, tuvalete gitmekte.
Aradan 4 gün geçti her şey kendi kendine oldu sanki. Tuvaleti geldiği zaman üstünü çıkartıyor bazen kendi oturuyor bazen bize söylüyordu. Çocukların evreleri o kadar farklı ki duygu, düşüncelerini anlamak mümkün değil bazen Doğa’nın beynine girmek istiyorum. Neler planladığını, düşündüğünü öğrenmek için can atıyorum.
Bir hafta olmadan tuvalet eğitimi tamamlanmış oldu. Aradaki sürecin çok zor olduğunu söyleyemeyeceğim. Hiç yerden çiş yada kaka temizlemedim. İlk gün ‘’Yok olmaz ben bu strese dayanamam ister yapsın isterse yapmasın. Çocuk hep bezle yaşayacak değil ya elbet günü gelince çıkaracak’’ dediğimi hatırlıyorum. Hayattan soğumuştum J
Yıllar önce aklımdan geçen o cümle pekte yanlış değilmiş J  Çocukların dilinden anlamak, onları zorlamadan, şartlamadan, korkutmadan bazı şeyleri yaptırmak gerekiyor. Her çocuk ayni değildir. Herkeste akış aynı şekilde ilerlemeyebilir. Çocuğunuzun sizi kullanmasına değil, sizi yönlendirmesini izin verin. İlk başlarda kendini son derece kullandıran bir anne olarak söylüyorum bunu. Çikolata şeker bile teklif ettim J Ama asıl önemli olan alkışlamamdı. Her alkışladığımız da başarısını kutladığımızı biliyordu. Zamanla alkışları da yok ettin. Çünkü bunun artık onun için normal bir şey olduğunu anlaması gerekiyordu.

Sıradaki adım Klozet eğitimi J Şuan ona hiççç ama hiççç niyetim yok. Halen lazımlığımızı kullanıyoruz. Doğa’nın şiddetine rağmen hala bozulmadı. Sokakta da portatif tuvaletimiz var. Takıyoruz çöp poşetini yaptığı gibi çöpe. Şuan işler yolunda yani.

Anne demek tükürdüğünü yalamak demek. Hatta tükürüp, tükürüp yalamak demek.  Lazımlık mış kullanmaz mış mış mışta mış mışş nasılda güzel ninni gibi; uykumu getiriyor.

Bol çişli günler……
Gülşah