28 Temmuz 2013 Pazar

Biri Gaz mı Dedi ......

Dört gün süren lohusa sendromumdan sonunda çıktım. Doğa ile ilk gecemiz saat başı uyanarak ve sonrasında hiç uyumayarak geçti. O ağladıkça benim içim eriyor. Sabaha kadar severek, öperek sakinleştiriyorum.

Anne olmanın zorlukları ile ilk geceden tanışmış oldum. Bebek denilen şey içer, uyur, kaka yapar, ağlar bir saat sonra yine içer, uyur, kaka yapar, ağlar..... Bu süreç sürekli böyle devam etti. Günde sadece iki saat uyku ile durmaktan hem baş ağrısı hem yorgunluk ile başa çıkmayı öğrenmek hayatımın en zor deneyimlerinden biri oldu.

Yeri geldi baş ağrısından kafamı kesip atmak istedim. Ama inadımdan da vazgeçmedim. Bebeğim benimdi kimse kucağımdan alamazdı. Ona ben iyi bakabilirdim. Sadece babası ve ben...

Hamileyken bile Doğa'yı nasıl büyüteceğim? Ne yapmalı, ne yapmamalıyım? Nasıl bir yetiştirme tarzı seçmeliyim? gibi ıvır zıvır şeyleri hiç düşünmedim. Zaten böyle şeyler pek gereksizdi Sonuçta hayal edilen hiç bir şey gerçek olmaz. Aklımda tek bir şey vardı. Kızıma gerçekten iyi bir gelecek hazırlayabilmek....

Artık Doğa doğduğuna göre bir yerden başlamak gerekiyordu. İlk ders gece gündüz ayrımı.......

''Önce gece ve gündüz olgusunu oluşturmam gerekiyor'' diye düşündüm. Gündüzleri salonda pusetinin içinde uyuyacaktı, eve kim gelirse gelsin kesinlikle odasına indirilmeyecekti. İlk önce seste uyumaya alışması gerekiyordu.

Geceleri ise tam tersini yaptım. Yatak odasında ki yatağına yatırdım. Sessiz, sakin ve karanlık ortamda uyuması gerekiyordu ....  İşte bizim bebe böylelikle gece ile gündüz ayrımını oluşturmuş oldu. Gündüzleri yanında bağırsalar dahi uyanmadı.. Şuan gece kesintisiz uykunun ne demek olduğunu bilmese de ileride bu gece gündüz olayı çok işimize yarayacaktı.

Günler çok hızlı geçmeye başladı. Geceleri Doğa'nın bitmek bilmez ağlamaları. Serkan ile benim çaresizliğimiz, gece gündüz elimde makine ile süt sağmalarım, göğüslerimin acısı, Doğa'nın dilini çözememek, anlayamamak .....

''Acaba gazımı var? Ama sürekli pırtlıyor. Eeeee o zaman karnı acıkmıştır. Sütte istemiyor. Belki kucakta rahatsız oldu. Tamam kızım yatmak istemiyor musun hemen alayım kucağıma...'' sabaha kadar süren konuşmalar düşünceler.

Serkan iki haftadır bizimleydi onun işe başlaması ile Doğa ile ilk kez evde baş başa kaldık. Aslında her şey iyi gidiyor. Doğa gerçekten çok uslu bir bebek. Beni pek yorduğunu söyleyemem.

Ne zaman işin içerisine şu gaz olayı girdi biz dağıldık. Uyku yok, dinlenme yok, sürekli kucakta.... Aslında kendimi çok önemsediğim söylenemez. Yeter ki Doğa Prensesi iyi olsun. Yeter ki uykuları huzurlu olsun. Yeter ki sağlığı yerinde olsun. Bir anne olarak başka ne isteyebilirim ki..

Geceleri ne Doğa'ya ne de bana uyku var. Sürekli ağlıyor. Sırtını okşuyorum. Karnına sıcak havlu koyuyorum. Kucağıma alıyorum ama çığlık çığlığa ağlamaları hiç geçmiyor. Her gece kışın ortasında kendimi incecik bir tşort ile balkonda buluyorum. Azcık sadece kısacık bir süre beş dakika da olsa kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım var. Biraz nefes almaya, biraz kafamı toparlamaya...

Kısa bir süre sonra tekrar kızımın yanına gidiyorum. Babasının kucağından alıp sevmeye başlıyorum. Bu sekil de zar zor geceleri geçiriyoruz. Gündüzlerimiz daha sakin geçiyor. Neden bütün sıkıntılar geceleri gelir ki? Ayrıca şu minicik canlardan ne isterler?

İnsanın çocuğu olduğu zaman dünyaya başka bir gözle bakmaya başlıyor. Sevgili annem biz bir bebeyle başa çıkamaz iken, sen dört bebeyle nasıl başa çıktın? Üstelik tek başına sen ne özel ne güzel bir kadınmışsın. Çok yazık ki anne olunca anlarsın sözünü gerçekten anne olunca anlıyoruz. Önceden sihirli bir değnek dokunsa da ne olduğunu anlasak ya....

 Hayat ne garip çocuk mu istemem , ben bakamam, hayatımı ona adayamam, uğraşamam, Serkan'la mutluyum ben derken bir bakmışsın hiçte öyle değil hayat tam tersine dönmüş.

Elbette bir bebeğin sorumluluğunu almak kolay bir şey demiyorum. Hatta bazen bunaldığım zamanlarda oluyor. Ama sadece bir gülümseme, yada yüzüne bakmak, ellerini ayaklarını öpmek, küçücük ellerini yüzüne değdirmesi ile hayat farklı bir yöne gitmeye başlıyor ve o zaman anlıyorsun ki gerçekten daha önce böyle bir şeye sahip olmamışsın.  

Gerekirse hiç uyumam yeter ki o mutlu olsun. Yeter ki her süt sonrası karnına başa çıkamayacağı kramplar girmesin. Hayat enteresan be dostlar nereden nereye. Tanıştığımız da biz çocuktuk, şimdi çocuğumuz var. Ona baktıkça gözlerimin içinin parladığını hissediyorum, kalbim yerinden çıkacakmışcasına atıyor, tarifsiz bir his.... Karşımda minicik bir bebek var.. Bana muhtaç hemde öylesine muhtaç ki, yemeği benim, sakinleştirici kokusu benim, sığındığı kişi benim, altını alan benim, sonsuz sevgisini veren benim. Kısacası o benim ise bende onunum....










21 Temmuz 2013 Pazar

Lohusa Sendromu Denen Bir Şey Varmış ......

03 EKİM 2013......

Her şeyin bir sonraki günü ilk gününden daha güzeldir. Bizim hikayemizin ikinci günü de oldukça hareketli idi. Sabah erken kalkıldı diyerek başlamayı çok isterdim fakat hiç uyunamadığı için böyle bir giriş yapamıyorum.. Fakat hayatımdaki en büyük değişiklik bu gün dünyaya kızımla birlikte merhaba demekti. Her şey hızlı geçiyor sanki... Doğa büyüyeceği yerde daha da küçülmüş gibi.

Ayrıca bugün en güzel günlerden biri idi. Banyo yapacaktım. Üzerimdeki bu doğum toprağının gideceği için çok heyecanlıydım. Hemşirelerin gelmesi ile üç kişilik banyo merasimim başlamış oldu. Artık tertemizdim. Serkan üzerimi giydirdi bu adam bebeler gibi bakıyor bana.... Tekrardan kızım ile ilgilenmeye başladım. Bugün günlerden fotoğraf çekimi idi. Kızımızla hayatta ki ikinci günümüzü ölümsüzleştirmesi için Zeynep gelecekti. Zeynep'ten önce odaya kuaför geldi. Saçlarıma fön çekildi. Bende makyaj yapıp kendime birazcık renk kattım.

İkinci bebeği içimde unuttuklarının fotoğrafı.......


O esnada Zeynep'e yakalanmam ile fotoğraf çekimine başlamış olduk. En güzel gün bugün. Kendimi gayet iyi hissediyorum. Saat başı koridorda çıkıp volta atıyorum. Bu iş eğlenceli olmaya başladı. Yorgun geçen günün ardından biraz eğlenmek ailece hakkımızdı. Oldum olası fotoğraf çekmeyi ve çekilmeyi çok sevmişimdir. Bu nedenle ki binlerce fotoğrafımız var. Anılara inanılmaz bir saygım var.

Evet ilk poz Zeynep'in yönlendirmeleri ile geliyor. Serkan ve ben keyifliyiz ama Doğa bu durumdan sanki rahatsız olur gibi... Ama en güzel pozları vermekten de geri kalmıyor. Bu durumdan anlıyorum ki Annesi gibi fotoğraf delisi olacak. 










04 EKİM 2013

Artık bu sıkıcı yerden ayrılıp evimize gitme vakti geldi. İnanılmaz heyecanlıyım ve inanılmaz heyecanlıyız. Doğa babaannesine bırakıldı. Hastanede çıkış işlemlerimiz yapıldı. Anne kız son olacak doktor kontrolümüzden geçtik. Tüm eşyalarımızı topladık ve evet artık evimize gidebilirdik. 

İki kişi olarak çıktığımız evimize üç kişi olarak dönüyoruz. İnanılmaz duygular içerisindeyim. Çok sersemledim. Bir yandan Doğa'ya içim eriyerek bakarken bir yandan aklımda binlerce soru....

Evimizin kapısını açar açmaz karşımda özlemle bizi bekleyen Muffin'imi gördüm. Kucağımda Doğa' gördüğü an bana bakışları değişti. Sonra eve giren herkes hızlanmaya başladı.

Muffin hızla odasına kapatıldı.
Ben ve Doğa Doğa'nın odasına kapatıldık.
Serkan eksiklikleri tamamlamak için dışarı çıktı.
Mediha anne mutfakta yemek hazırlıyor.

Sersem gibiyim. Hiçbir şeyi algılayamıyorum. Bu işte bir terslik var sanki. Tam bir saat oldu yanıma kimse gelmedi. Doğa uyuyor ben iki büklüm beşiğinin karşısındaki koltukta yatıyorum. Dikiş yerlerim ilk günkü kadar olmasa da halen ağrıyor. ''Beni neden yalnız bıraktılar'' diye düşünüp duruyorum. Halbuki insanlara Serkan'a en çok ihtiyacım olduğu zaman bu zaman.....

İstemsizce ağlamaya başlıyorum. Bir türlü dinmiyor yaşlar. Yine gözlerim ağlıyor. Sanırım ben LOHUSA SENDROMU yaşıyorum. Ama bu çok anlamsız son anda da olsa anne olmaya hazırlamıştım kendimi. Bu durumu biliyordum. Yeni annelerin yaşadığı ağır bir süreçti. Hatta bazı anneler bebeklerine ellerini dahi sürmüyorlardı. Ama ben böyle değildim. Doğa'nın önceliği şu ana kadar kimseye verilmemiş bir öncelikti. Hayatımda ki en anlamlı şeyi nasıl annesinden mahrum edebilirdim. Yok yok benim ki geçecek olan küçük, mini minnacık, ufacık bir belirsizlikti...

İster istemez hayatım bu küçücük odada bu şekilde mi geçecek diye düşünmeden edemiyorum. Yanıma biri gelsin istiyorum gelsin de bana destek olsun. Kocamı istiyorum ben hemde çok istiyorum. Muffin'e oğluma da çok üzüldüm. Bir anda hiç umursamazcasına odaya kapatıldı. Onun hayatı bu şekilde mi geçecek. Benim bunu yapmaya ne hakkım var. Ağla ağla ağla........ Kimse beni bu şekilde görsün istemiyordum. Hemen kendimi toparladım.

Sonunda biri yanıma geldi ve lütfedip yukarı çağırdı. Allah'ım bende insan içine karışıp bu esaretimden kurtulacaktım. Tef mi çalsam, yoksa mutluluktan kına mı yaksam bilemedim. Her şey yolunda tavrımdan asla vazgeçmedim. Güçsüz görünmeyi hiç sevmem. Beni savunmasız görebilmek çok zordur. Allah'a sığınırım, dua ederim ve her zaman geçip gitmesini beklerim. Hiç karamsar olmam, hep bilirim ki bir sonraki gün daha iyi olacaktır.

Biz yemeğimizi yerken Doğa Prenses uyuyordu. Biraz bir şeyler atıştırıp duşa girdim ve yatak odasına indim. O an üzerimde bir sıcaklık hissettim. Anlamsız bir sıcaklık.... Nedenini fark etmem çok sürmedi sütler üzerimden akıp gidiyordu. Hemen tekrar duş aldım ve döndüğümde Doğa'nın uyanması ile emzirme seramonisi  yeniden başladı. Emmiyor, emmiyor, emmiyor. Artık aç kalmasına dayanamadım ve Serkan'ı biberon ve sağma makinesi alması için bebek ürünleri satan bir mağazaya yolladım. Bu durumdan şikayetçi olan bir tek kişi Mediha anneydi. 

''Emzir kızım emmiyorsa aç kalsın, aç kalırsa emer.''

Aç kalsın da ne demekti. Bu bebeğin anne sütüne ihtiyacı vardı. Öyle ayda böyle bu sütü içecekti. 
Hemen süt sağdım biberona koydum ve Doğa cuk cuk içmeye başladı. Kızımın karnı doyduğu an anladım ki ben mutluyum. Anladığım başka bir şey daha vardı bu emzirme olayı beni çok üzecekti, biliyordum ki bu konuda çok üstüme gelinecekti. Her zaman ki gibi bildiğimi yaptım. Doğrularımdan şaşmam ben. Sırf emmiyor diye de çocuğumu aç bırakıp, saatlerde ağlatacak değilim. 

Her an emzirme ile ilgili bir laf söylenmeye başladı. Göğüslerim oyuncak oldu. Zaten ulu orta açılmasından gına gelmişti. İnsanların başka bir insanın bedenine hükmetme merakını hiç bir zaman anlamamışımdır.

Gün böyle geçip gitti ve akşam olduğundan ''Ailem ile baş başa kalmak istiyorum. Herkes evine gitsin'' deyiverdim.

Ve ben doğumdan sonra ilk kez bu kadar huzurlu olmuştum. Taptığım adam, bizim parçamız ve ben yani üçümüz baş başa kalmıştık. Bizim evimizde sadece ''biz'' dik. bu huzur paha biçilemezdi. Gece olduğunda Doğa uyudu. 

İçimde ki belirsizlik gene gün yüzüne çıkmıştı. Serkan'a korktuğumu, ne yapacağımı bilmediği söyledim ve yine ağlamaya başladım. Beni sakinleştirmesi, sevmesi, sarılması, saçımı okşaması ve öpmesi bütün düşüncelerimden bir anda arınmama neden oldu. İşte bu yüzden insanın hayatında biri olmalı. Her anında yanında olmalı, her anında saçını okşayıp sevmeli, hayatını her anlamda kolaylaştırmalı  .....  

Hayatın her alanında BİZ olmalı..... Çıkarsızca sevmeli ....... Kendini adamalı .... Hayatı kolaylaştırmalı.... Gülmeli, ağlamalı ama hep sevgiyle bakmalı..... Her zaman destek olup, umarsızca, sorgusuzca güvenmeli...... İnsan sevdiği için değil, aşık olduğu için hayatı paylaşmalı.....







15 Temmuz 2013 Pazartesi

Yaktın Beni İlk Kalkış

İlk kalkış diye birşey duydunuz mu? 

Ben bu kelime ile hastanede tanıştım. Hemşireler yanıma gelip
'' Gülşah Hanim saat 20.00 da ilk kalkisinizi gerceklestirecegiz'' dedikleri zaman ''peki'' deyip kestirip atmistim. Oysaki dilimin ucu ile cevap verdigim ve umursamadigim o adı batasıca ilk kalkis acılarla kıvranmama neden oldu.

Sezaryen ile dogum yapan annelerin cogu bu olayi biliyorlardir ve yasamislardir.
Herkesin ''ne normal dogum mu kafayi mi yedin sen? Sezaryen yap kurtul. Uyandiginda hersey olup bitmis olsun. Hemen cocugunu al kucagina'' diyenlere simdi sesleniyorum sizler icin icimden hicte hos olmayan kelimeler sarfetmiştim.

Belimde halen epidural takili. Agrim oldukca katetrale bagli bir dugme var ona basip kendime ilac veriyorum. Tabi can acimasi konusunda ketum olan ben kaldigim sure boyunca cok siddetli agrilar hissettikce bastım.

Ameliyattan ciktiktan 30 dk sonra ayaklarimi hissediyordum. Karincalanmalar yavas yavas gecmeye basladi. Henuz agri namina birsey yoktu. Tabi bu durumun epiduralden kaynaklandigi aklima bile gelmemişti. Yatakta kendimi indirip kaldiriyorum filan gayet rahatim. Aci yok Rakiiii durumu..

2 saat sonra siddetli bir agri saplandi. Afallamadim degil suana kadar hic acı, ağrı hissetmemistim. O an anladim ki epiduralin etkisi tamamen gecti. Hemsirelerin soyledigi aklima geldi ''Agriniz olmasi durumunda, bu dugmeye basarsaniz kendinize ilac vermis olursunuz ve agriniz hafifler.'' Diyerek elime birsey tutusturdular.

Ilk bu cumleyi duydugumda pek onemsedigimi soyleyemeyecegim.
A kadin derinle birlikte vucudun 8 kat kesiliyor. Her saniyesini hissediyorsun saga sola cekistirmeler uzerine yapilan baski bebegin cikarilisi ne saniyordun? Ameliyat sonrasi ayaklanip kosturmaya baslayacaginı mi? Sanirim kendime pembe bir dunya yaratmisim. Neyse ki aklimin basina gelmesi cok uzun surmedi.  Halen cok agrim vardi git gide siddetleniyordu. Hemsireler agri kesici igne yaptilar ve o büyülü iğne sonrasında cok sukur iyiyim.

Doğa ile mutlu meshut saatler geciriyorum. O bana ben ona alismaya calisiyoruz.  Halen onunda benimde karnimiz aç. Mediha anne sutum olsun diye litrelerce komposto iciriyor bunun yarari olmadigini su icsem daha iyi oldugunu bosuna vucuduma seker yukledigini anlatsamda nafile. Bu komposto icilecek ve bu inek sut verecek.

Vee sonunda ilk kalkış ile yüzleşeceğim....

Iki hemsire odaya girdi herkesin cikmasini rica ettiler bir tek ablam kaldi. ''Gulsah Hanım hazir misiniz? Ilk kalkisi yapacagiz''
Ben havali havali ''tabi ki '' dedim. Kendimden emin hadi dostum yapalim da bitsin su is der gibi.
Hemsirenin biri yatagi oturma pozisyonuna getirmek icin dugmeye basti. Yatak diklestikce bir seyler hissetmeye basladim. Bu hissettiklerim hic iyi seyler degildi. ''Canim yaniyor durun'' dedigimde acir gibi yuzume baktilar. Acicak ama yapialacak birsey yok kalkmamiz gerekiyor der gibi.
Neyse toparlandım kendimi. Yatak dik ve benim asagiya inmem lazim. Bacagimi oynattigim an inanilmaz bir aci hissettim. Karnim sanki param parça sanki canli canli kesiliyorum. Allah'im bu aci cok siddetli. Bacagimi yataktan asagiya indiremiyorum. Hemsireler ''Biliyoruz cok aciyor yavas yavas sakin olun dilerseniz sonra yapalim'' 

''Hayir hayir yapalim ve bitsin'' ilk kalkistan sonrasinin kolay olacagini dusundum ve ben bunu simdi yapmaliydim.
Ama imkani yok inemiyorum yataktan. Hic bu kadar aci hissetmemistim ben. Kucukken kafami yardim ve doktora gitmeye itiraz ettim. Dedem kendi kendine birseyler yapti etti 1 haftada iyilestim bildiginiz koca yarik vardi ve ben hic aglamadim. Kopek isirdi gikim cikmadi. Bacagim yarildi kanlar icinde kaldım ve doktora bile gitmedim. Annem isteydi komsumuzun kapisini caldim ve once yarayi temizledi sonra gazli bezle sardi. Saka gibi birsey soyleyeyim bacagim da hala cam vardir benim. Iste boyle birseyim ben...

Gozlerimden patir patir yaslar dokulmeye basladi. Gözlerim deli gibi agliyor. Cok canim yaniyor cokkk öyle böyle değil. ..  Neyse ki ayaktayim 3 kisiye tutunup anca kalktim. Sirada adam atmak var. Ama adim atmamin imkani yok o aciyi tarif edemiyorum. Hemsireler kollarimdan tuttu bir yandan ablam . Onlara tutunup guc almam gerekiyor ama nasil? Karnimda ki kesik resmen omrumu alip goturdu. Adim atamiyorum. Hemsireler kollarimdan tutmus resmen surukleniyorum. Zar zor lavaboya kadar gittim toplasaniz 1 metre mesefe etmez.

Her sey bir sorun klozete oturmak, tuvaletini yapmak, kalkmak, o yolu geri yürümek, yatağa geri yatmak. ... En onemli asamaya geldik tuvaletimi yapmaliyim. Olmuyor yapamiyorum basimda 2 kisi zebani gibi bekelrken nasil yapabilirim? Sanki normalde kabile halinde cise gidiyorum.
''Gülşah Hanim yapmıyorsaniz zorlamayin. 1 saat sonra tekrar deneriz.''

Hayir salakmiydim ben? Bu eziyeti cektiysem bu cis yapilacak. ''Siz çıkarsaniz yaparim. Yoksa yapamam'' birbirlerine baktilar. Tamam onlarda hakli yalniz biraktiklarinda basima birsey gelebilir diye korkuyorlar ama ben daha hakliyim. Tuvalet ozgurlugumu istiyorum.
İstemeyerek de olsa lavabodan çıktılar.  Artık gerisi bana kalmişti. Cikkkk olmayacak bu is cok korkuyorum canim yanacak diye.. Sonunda mutlu sona ulaştım ve lavabonun kapısını açıp dışarı çıktım. Ama hiç bir işime yaramadı üstelik artık tuvaletim gelince lavaboya gitmek zorundaydım. Yani işler daha da zorlaştı. Sürünerek yatağıma geri döndüm anladım ki beni çok zor bir gece bekliyor.

Saatlerdir uyumamıştım. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Emzirme denemeleri, bebe bakımı, kendime bakamamak, gelen gidenler, öpüşüp koklaşmalar, o bunu dedi şu şunu dedi herkes bir şey söylediler. Şuan kocaman bir kafam var. Şiştikçe şişiyor. 

Gecen,n ilerleyen saatlerinde cesaretimi topladım. Serkan'ın elinden sıkıca tuttum güç aldım ve ''acımıyor'' diyerek acıyı yok sayarak ayağa kalktım. koridorda kaç tur attığımı bilmiyorum. Madem iyileşmenin etkeni yürümek yürürüm o zaman bende..... Çok yürürüm ve Doğa ağladığı zaman hemen kalkıp kızıma ben bakabilirim.

Ömrümdeki en uzun gecelerden biriydi bu gece...... Doğa'nın bitmek bilmez ağlamaları, aç olması, uykusuzluğum, küçücük odada sıkışıp kalmam ama anne olarak çocuğuma yetememek en kötüsüydü.

Hemşire odaya girdiğinde halime acımış olacak ki ''Gülşah Hanım Doğa'yı yeni doğan ünitesindeki arkadaşlara verin onlar biraz baksınlar ve siz uyuyun'' dediğinde halimden anlayan bir insan evladı dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Hemen aradı ablam ve Doğa'yı aldılar. 

Serkan'ın surat bir karış anladım ki Doğa'yı vermeme çok kızdı.

''Aşkım çok yorgunum hareket edemiyorum. Sürekli ağlıyor orda daha iyi bakarlar. Doğa'da dinlensin bizde..'' dediğimde

''İşte şimdiden bıktın baksana daha doğalı ne kadar oldu hemen başından atmaya çalışıyorsun'' kocam garip bir şeyin kafasını yaşıyordu. Ama ben şuan bile çözebilmiş değilim.

Panikle aradım yeni doğan hemşiresini ''Doğa uyuyor sizde dinlenin uyanınca getiririz'' dedi. Gelde dinlen yanında psikopat bir adam içine şeytan mı kaçtı yoksa yıllardır baba olmayı beklemişte benim mi haberim yokmuş anlamadım. Lakin tam anlamı ile psikopat. Surat bir karış oturdu karşıma pis pis bakıyor. Adam git bak o zaman çocuğa ben zaten iki büklümüm kendime hayrım yok. Hep enteresandı bu adam aşırı sahiplenme duygusu vardı. Şimdi ne bekliyordum ki. Ya kızını çalarsa biri ya bakamazlarsa, ya Doğa kendini terk edilmiş hissederse ................ Kim bilir neler geçirmiştir aklında. Ben bilirim onun kafasında dolaşan her şeyi ben bilirim.

Sonuç ne biliyor musunuz? Neticede 10 dk. bile uyumadım. Sabah 05:00 dı Doğa'yı yanımıza getirdiklerinde. Emzirme denemeleri sonrası süt sağıp kadeh ile içermeye başladık. Açıkçası emmesi umurumda değildi. Nasıl içerse içsin yeter ki içsin, yeter ki karnı doysun.


















3 Temmuz 2013 Çarşamba

Doğa'l Hayat Başladı ......

Doğa Prensesi ile karşılaşmamıza çok az bir zaman kaldı. Artık odaya çıkarıldım ve kızımı bekliyorum. Evet şimdi daha da heyecanlıyım. Mutluluğu kucağıma alacağım. Bu cümle bana çok enteresan geliyor. Çünkü Doğa'nın doğumu ile içimde acayip duygular gelişti.

Farklı hissediyorum kendimi. İnanılmaz derece de büyümüş, sonsuz bir sevgi ile bezenmiş, tüm hücrelerim de gezen bir sahiplik duygusu var ve vücudumun her yerine yayılıyor. Ayaklarımdan başladığını hissediyorum yavaş yavaş karnıma geliyor. Doğa'nın artık bedenimde değilde kucağımda hayatımın geri kalan her anında olacağını fısıldıyor bana. Sonra kollarıma sonsuz bir güç ile yayılmaya başlıyor. En sonunda beynime geliyor asıl burada yer etmesi gerektiğini hatırlatır gibi daha da vurguluyor. Sevinç ile dolaşıyor vücudum da, ''annesin sen'' diye takılıp kalıyor beynimde, aklımda, ruhumda.

Artık sorumluluğum çok fazla. Minicik bir canlının bana ihtiyacı var. Hem de çok ihtiyacı var. Yeni doğan bir canlı hayatta görebileceğiniz en savunmasız, en ürkek şeydir. Ama güveniyorum kendime oldum ben artık....

Azda olsa yaşlar süzülmeye devam ediyor. Mediha annem yüzümü ellerinin arasına alıyor. ''Üzülme  kızım artık Allah'ıma şükürler olsun ki çok sağlıklı, şükürler olsun ki fazlası var eksiği yok. Bu bize Allah'ın bir lutfu'' Gerçekten de öyle Doğa Prensi şansı ile geldi. Allah'ım dermanı olan dert versin diyorum içimden.

Düşünceler ile o kısacık süre kocaman zamanlara gebe kalıyor.

Derken bebeğimi başka bir kadının kucağında görüyorum. Küçücük bir şey üstelik hala ağlıyor bıraktığım gibi...... Hemşire Doğa'yı bana doğru uzattığında inanılmaz duygular içerisindeyim. Bedenime yüklenen bu annelik duygusu ona öyle nazik yaklaşıyor ki bunu anlatmam mümkün değil. Sanki hep anneymişim gibi. Kucağıma aldığımda korkmuyorum, tutmasını biliyorum..



Ailemizi tamamlayan parçayı kollarımın arasına aldığımda, benim olan şeyin yüzüne büyük bir hayret ile bakıyorum. Hayret ve hayranlık ile................ Hiç bir şey insanda böylesine güzel duygular uyandıramaz. Annelik dışında hiçbir şey insana kendini bu kadar mükemmel hissettiremez.

Serkan'a çeviriyorum kafamı. ''Bizim parçamız, artık sonsuzlukla bezendik, biz tamamlandık aşkım'' der gibi bakıyorum. Anlıyor bakışlarımdan. Doğa'ya olan sevgisini, hayranlığını, o babalık duygusunu o an anlıyorum, o an içime işliyor. Bu sefer hayatımın aşkına hayranlık ile bakmaya başlıyorum. Kızını bu kadar sevmesi onu daha da çok sevmeme neden oluyor.

Ben ne güzel bir adama, ne güzel bir evlada sahibim .............



Doğa'nın kollarımdan alınmasını hiç istemiyorum. Biliyorum herkes ona dokunmak istiyor ama o benim, o bizim şuan bunun keyfini sadece biz çıkarmalıyız.

Elleri geliyor aklıma, göremiyorum. Hemen eldivenlerini giydirmişler. Korkuyorum bununla yüzleşebilir miyim bilmiyorum. O andan itibaren annemin ''anne olunca anlarsın'' sözü aklıma geliyor. Ben şuandan itibaren her şeyi daha farklı algılamaya başlıyorum. Evladımın canı benim canım, onun acısı benim acım, onun mutluluğu benim mutluluğum ve hayatında edineceği sahip olacağı her şey sadece onun değil benim de ............

Önceliğimi Doğa'yı besleme yönünde kullanıyorum. Hemşireler bir anda başıma doluşuyor. Göğsümde bir sürü el bir sağa çekiştiriyorlar, bir sola. Fakat bizim ki emmeye hiç niyetli değil. Onlar zorladıkça Doğa Prensesi ağlamaya başlıyor. O an çok aç olduğunu fark ediyorum. Ama bir şeyler ters gidiyor.. Beslenmeye hiç niyeti yok gibi. ''Bu kızla işimiz var inatçının teki çıktı '' diye düşünmeden edemiyorum. Çekiştirmeler devam ediyor canım yanmasına yanıyor ama anne olmak böyle bir şey işte yeter ki bebeğimin karnı doysun, yeter ki dünyaya bir an önce adapte olsun. Artık hazırdan yememesi bunun için efor harcaması gerektiğini öğrensin. Evet ilk ders beslenmeyi öğretmek oluyor.....

Ama olmuyor işte bir türlü olmuyor. Ne yapmam lazım karnı çok aç doğduğundan beri hiç bir şey yemedi. Çabalar diğer çabaları getiriyor ama nafile.....

Biraz ara veriyoruz pes etmek yok sonra tekrar deneyeceğiz.

Anneliğin tadını öyle bir çıkarıyorum ki mest olmuş durumdayım. Sevdiğim herkes yanımda arkadaşlarımda gelmeye başladı. Mutluyum sevdicekler ben, çok mutluyum ...............

Derken kapı açılıyor ve bebek doktoru içeri giriyor.

''Herkes dışarı çıkabilir mi? Anne ve baba ile baş başa konuşmak istiyorum.''

İçimde ki korku tarif edilemez. Kesin Doğa'nın sağlığında bir sorun var diye düşünüyorum. Korku ile Serkan'la birbirimize bakıyoruz. Eminim benim duyduğum gibi, o da benim kalp atışlarımı duyuyor. Derken herkes odadan dışarı çıkıyor. Doktoru göz hapsine alıyoruz. Hala konuşmuyor.

Dayanamıyorum ''kötü bir şey mi var'' diye soruyorum.

''Hayır merak etmeyin Doğa'nın elleri ile ilgili anne baba ile özel konuşmak istedim. Bu konuyu herkesin bilmesini istemeyeceğinizi düşündüm. Aileye özel bir durum. Öncelikle sağlığı gayet iyi. Biraz burnu tıkalı o kadar ''

''Çok şükür''

''Ellerine gelince ortopedistimizin bir görmesi lazım. Ama önemli bir şey değil, çok küçük bir operasyon ile alınacak korkmanıza gerek yok.''

İşte bu duyduğumuz şey, içimizi en rahatlatan cümle oluyor. 

Doktorun gitmesi ile dışarıda ki herkes odaya doluştu. Herkesin yüzünde bir korku. Hemen olup biteni anlattığımız da, yüzler gülmeye başladı.

Yine bir emme çabası ve yine hüsran ile sonuçlanıyor ..... Aç bu bebe aç olmasına aç ama feci inatçı. Tüm günü Doğa ile geçiriyorum. Bir geliyor yanıma bir gidiyor.

Anne kucağı ve yeni doğan ünitesi arasında gidip geliyor. Babamız kızını kucağına alma konusunda pek cesaretli olmamasına rağmen, pek istekli davranıyor. Kızını kucağına alıp, hayran hayran yüzüne bakıyor. Bu kareye bayıldım ben. Ömrümün sonuna kadar bu şekilde onları izleyebilirim.



Bizim artık bir bebeğimiz var. Biz artık terfi aldık. Mutluluğumuz kat ve kat arttı. Şimdi tam bir aileyiz. Sorumluluğumuz çok yükseldi. Biz bu minik kızı kucaklamaya, ona bakmaya ve sonsuz sevgimiz ile donatmaya hazırdık.

Hoş geldin Meleğimiz, iyi ki geldin. Karnıma düştüğün andan beri hayatımız da bir çok şeyi değiştirdin ve eminim ki hep iyi yönde değiştireceksin. Sen bana bu dünya da her kadının en çok istediği duyguyu yaşattın. Sen bizim aile olmamıza sebep oldun. Sen bizim aydınlığımız, mutluluğumuz, şansımız ve sayamadığımız bir çok şeyimiz oldun.

İyiki geldin annecim. Bugün den itibaren bana anne diyeceğin günü sabırsızlıkla bekleyeceğim. Ondan sonra ''Anneciğim seni çok seviyorum'' dediğini duymak için ağzından çıkacak her sözcüğü didik didik inceleyeceğim. Sana bildiğin her şeyi baban ile ben öğreteceğiz. Biz seni sonsuz sevgiyle seveceğiz, sonsuz aşkımızla etrafını donatacağız. Allah'ımdan tek istediğim hayırlı, sağlıklı bir evlat olman.

İyi ki geldin Doğa Prensesim , bir gün çok büyüsen de annenin gözünde hep bugün ki gibi minicik kalacaksın. Annen de yaşattığın fırtınaları sende ''anne olunca anlayacaksın'' ..... Sende tat bu duyguları bebeğim , çünkü annelik dünyada ki en mucizevi olgu, annelik hayatında yaşayabileceğin en güzel şey....

Seni çok seviyorum bebeğim. Kendimden önce, Canımdan öte, Babandan fazla .............















1 Temmuz 2013 Pazartesi

İşte Şimdi Bana ANNE Diyebilirsiniz.

Kulağımda hafif bir müzik. Kocamın elleri elimde. Doktoruma çok güveniyorum. Zeynep saniyede bir fotoğraf çekiyor. Yani her şey iyi gibi. Sağa sola çekiştirildiğimi hissediyorum. Hani elimiz uyuşur ve karıncalanmaya başlar, o karıncalanma ile birlikte değişik efektler çıkarırız. İşte düşünün bu karıncalanma onun 20 katı filan. Önümdeki perdeyi hafif aralayıp ne olup bittiğini görmek istiyorum.

Sürekli elim yüzümde anlamsızca burnum kaşınıyor.

Doktorların konuşmasını duyuyorum. O anki sarhoş aklımla anlıyorum ki, Doğa gelmemekte inat etmekle çok iyi yapmış, normal doğum olsaymış sanırım bir şeyler ters gidecekmiş Kalan konuşmaları algılayamıyorum. Zaten kısa bir konuşma oldu. Ayrıca benim aklım Doğa'da, resmen içimden saniyeleri sayıyorum.

Öyle heyecanlıyım ki, Serkan'ın elini tutmuyorum himayeme almış resmen tecavüz ediyorum. Ellerine o kadar sıkı kenetlendim ki. Kalbim küt küt küt küt. Sanırım kalbim yerinden çıkmak için aşırı bir çaba sarf ediyor.
Ve yineliyorum ''Allah'ım lütfen sağlıklı olsun''

Veeeeee derken üstümde inanılmaz bir baskı hissediyorum.

''Üstüme çıktınız. Canım yanıyor'' diye mızmızlandığımda aldığım yanıt pek hoşuma gidiyor.

''Hissediyor musun? Doğa' yı çıkarıyoruz. ''

Sanırsınız ki üzerime 100 kilo birisi çıktı ve oturdu. İşin ucunda bebem var ise hiç sorun değil. Karnımın en hücra köşesine geçip dans bile edebilir. Derken ikinci bir baskı geldi. İçimden Doğa mı çıkacak yoksa organlarım mı kestiremedim.

Adı ne olacak, heyecanlı mısın, biraz dan anne olacaksın nasıl hissediyorsun ? gibi bir çok soru soruluyor. Cevap veriyorum gülüşüyoruz filan bu doğum işi eğlenceli olmaya başladı.

Saat 11:40

Ameliyathane de bir şenlik havası ''Evet geliyor Doğa Hanım geliyor''  diyorlar.

EVET EVET EVET bende hissediyorum Doğa'yı ayırdılar benden. Artık tek kişi değil, İki ayrı kişiyiz. Allah'ım sesini duyuyorum. Hep merak ettiğim o cılız sesini. Ağladığını duyduğumda çok üzülüyorum. Doğa Prensesinin korktuğunu düşünüyorum. Korkup panik olmasa neden ağlasın ki? Fakat bir yandan da inanılmaz ve tarif edilemez bir sevinç içerisindeyim. Çünkü Doğa'nın ağlaması demek yaşıyor olduğunun göstergesi demek. Hemşireler ağzını burnunu aspire etmeye başlıyor. Her şeyi kontrol ediliyor.





Ama en önemlisi ben kızımı görmek için deli oluyorum, çıldırıyorum hatta kafayı yemek üzereyim .

''Görmek istiyorum'' diye sayıklayıp duruyorum.

Serkan ''Sağına bak kızımız orada'' dediğinde hemen kafamı çeviriyorum. Minicik bir şey nasıl korkuyor, nasıl tedirgin, kollarını açmış, bacaklarını kendine çekmiş avazı çıktığı kadar ağlıyor. Hemen sarılmak istiyorum kızıma ''yeter artık bana verin önce ben görmeliyim, ben onu sakinleştiririm. Hiç ayrı kalmadık biz, korkuyor'' demek istiyorum. Kızımla ilgili bir sürü düşüncem var ama ilk olarak o mis gibi kokusunu içime çekmek istiyorum. Doğa'yı hayran hayran izlerken bir anda duyduğum ses ile tüm düşüncelerim dağılıp gidiyor.

Serkan ''Sağlığı iyi mi neyi var?'' diye sorduğunda bunun ritüel bir soru olduğunu düşünüyorum. Hayır Doğa çok sağlıklıydı biliyordum öylesine sormuştu ama Serkan aynı soruyu tekrarlıyor. ''Neyi var''

Hala algılayamıyorum yada algılamak istemiyorum. Kızımın bir şeyi yoktu, olamazdı, iyiydi benim bebeğim.

Hemşirelerden birinin ''Hocam aksesuar parmağı var '' dediğini duyuyorum. O da ne demekti. Ben hala anlamıyorum. Allah'ım aklımı kaybetmek üzereyim neler oluyor? Aksesuar parmak ne demekti. Baha Bey susturmaya çalıştıkça, hemşire sanki bize duyurmak ister gibi avazı çıktığı kadar bağıra bağıra tekrarlıyor. ''Hocam ekstra parmakları var.''

İşte bunu duyduğum an elim ayağım kesildi.
Ekstra parmaklar..........
Ekstra parmaklar..........
Ekstra parmaklar..........

Beynimde sürekli yankı yapıyor. Ağlamaya başlıyorum kendime engel olamadan sürekli ağlıyorum. Ayağa kalkmak kızımın yanına gitmek istiyorum. Kendi gözlerim ile görmek istiyorum. Kızımın Doğa' mın iyi olduğunu görmek istiyorum.

Aklımdaki sorular, Doğa'nın sürekli ağlaması, kızıma sadece uzaktan bakabilmem, yanında olup kızıma destek olamam, onu alıp sıkıca sarıp göğsüme bastıramamam, ayağa kalkamamam bunların hepsi çığ gibi üstüme geliyor. İçimden bir şeylerin akıp gittiğini hissediyorum. Hiç bu kadar çaresiz olmamıştım, hiç bu kadar korkmamıştım ben.

Anlıyorum ki benim anneliğim burada başlıyor.

''Aşkım Doğa iyi mi?'' Kızımızın nesi var?'' Serkan çaresiz ne diyeceğini bilemez halde....

Serkan'ın elleri ellerimden uzaklaşmaya başladı. O an anladım ki fenalaştı. Atilla Bey'den Serkan'ı dışarı çıkarmasını istedim. Hemen dışarı çıkardılar. Artık Serkan'da yok daha da çaresizim......

''Doğa'yı görmek istiyorum lütfen. İyi mi ?''

Zeynep başımda '' Canım korkma parmak filan değil. İnce bir damar var elinde. Bu olayla iki doğumda daha karşılaştım. Doğa çok sağlıklı.''

Baha Bey '' Doğa çok sağlıklı bir kuzu küçük filan değil çok güzel bir bebek korkma artık ellerinde de bir şey yok gayet iyi '' arka arkaya herkes aynı şeyi tekrarlıyor.

Ama olmuyordu işte bunu gel de bana anlat. Bebeğimden bashediyoruz. Canımdan, canımdan öteden, haftalarca beklediğim mucizemden.

Ve sonunda Doğa'yı bana getiriyorlar.


Biliyorum her annenin bebeği güzeldir. Çirkin olsa da güzeldir. Ama benim Doğa Prensesim gerçekten çok güzel. Ay yüzlü,  pespembe............... Bir yandan ağlıyorum bir yandan dokunmaya çalışıyorum. İçimden sürekli sayıklıyorum''Allah'ım şükür çok iyi görünüyor. Allah'ım sana şükürler olsun, şükürler olsun ki, eksiği yok fazlası var. Allah'ım bana bu dünya güzeli bebeği, bebeğimi verdiğin için sana şükürler olsun''  diye.... Doğa'yı gördüğüm an tüm korkularım gidiyor. İçimdeki huzur tarif edilemez. Mutluyum...... Çok mutluyum, Hiç olmadığım kadar mutluyum............Bu minicik şey benim mi şimdi nasılda korkarak bakıyor. Şaşkın tabi 40 haftalık karanlıktan çıktı. 40 haftalık bir serüvenin sonuna geldi.

Ben mutluluğu bu zamana kadar hiç kucağıma almamıştım, ben hayatla böylesine derin tanışmamıştım, ben dünya da böylesine güzel, huzur veren, sakinleştirici bir koku olduğunu hiç bilmemiştim, ben meğerse sorgusuzca hayatımı hep adadığımı sanmışım, ben eksikmişim meğerse yıllarca bir parçam içimdeymiş, ben şimdi tamamlanmışım, ben meğerse şimdi BEN olmuşum. 



Atilla Bey Doğa'yı kucağımdan alıp ve göğsüme götürdü. Böylelikle Anne kokusunu tanırmış. Göğsüme ağzını değdiriyor ki Doğa emsin emsin de süt gelsin. Doğa'nın besin kaynağı olan ben çabucak süt salgılamaya başlayayım. Derken kızımı benden ayırıyorlar. Daha doğru düzgün dokunamadan, göremeden.

Serkan ve Doğa gitti... Ben de gitmek istiyorum.

Hala ağlıyorum hiç durmadan '' Kızımı görmek istiyorum, o iyi mi'' diye soruyorum. Halbuki gayet iyi gözümle gördüm işte. Çok güzel, çok sağlıklı bir bebek. Anne iç güdüsü müdür nedir bilemem ama kucağıma alıp sıkıca sarılmadan inanamıyorum.

Doktorlar dikişlerimi atarken bir yandan da beni sakinleştirmeye çalışıyorlar. Habibe Hanım yanıma geliyor. Yüzümü ellerinin arasına alıyor.

''Korkma Doğa gayet sağlıklı elinde sadece et beni var. İncecik bir damar tutuyor. İpi etrafına dolayıp kopartacaklar. Bu kadar basit bir şey''

''Kandırmıyor beni değil mi? Korkmayayım diye yalan söylemiyor ?'' Bir an önce ameliyathaneden çıkmak istiyorum. Dikiş atılması 30 dk. kadar sürüyor. Kızıma kavuşmak için bu çok uzun bir süre.

Baha Bey yaptığı işlemleri bana tek tek anlatıyor ve nihayet o beklediğim cümleyi duyuyorum.

''Şimdi kapatıyoruz. Son kat ''

Bitmişti artık Doğa'ma kavuşacaktım. 

Tüm doktorlar çıktı sadece hasta bakıcılar ve hemşireler kaldı. Her yerim karıncalanıyor. ''Ne yapıyorsunuz çıkarın beni. Acıyor ''

 ''Sadece üzerinizi temizliyoruz''

5 dk. oldu.

Dayanamıyorum perdeyi aralayıp bakıyorum. Üstümü siliyorlar. Dikişlerimin etrafı temizleniyor. Her dokunduklarında vücuduma ufak ufak elektrik veriliyormuş gibi hissediyorum. Sonunda ameliyathaneden çıkarılıp, içeride bir odaya götürülüyorum. Hemşireye  ''Üşüyorum'' diyorum. Hemen üzerime bir yorgan daha örtülüyor. Başlıyorum beklemeye.

''Yeter artık götürün beni'' diyorum tekrar. ''Herkes şimdi Doğa'nın yanındadır'' diye düşünüyorum. Bir ben yokum, onun için en önemli kişi annesi yok.


Ve nihayet ameliyathaneden çıkarılıyorum. Çıkar çıkmaz Serkan'ı görüyorum. İçim öyle bir huzur ile kaplanıyor ki anlatamam. Sevdiğim adam kızımın babası ameliyathane de beni bekliyor. Hemen sarılıyor. Alnımdan öpüyor. Çok korktuğumu ve içeride nasıl üzüldüğümü bildiği için beni sakinleştirmeye çalışıyor.


'' Aşkım çok güzel bir bebek pespembe görmelisin. Ufacık, çok sağlıklı, ellerinde bir şey yok korkma küçücük bir et parçası, çok basit bir şey, operasyonla alacaklar zaten ağlama artık ...''

''Gerçekten iyi mi ''
''Gerçekten çok çok iyi ''

O bana yalan söylemez. Bu kadar önemli bir konuda bana asla yalan söylemez. ''Artık içim rahat'' demek isterdim ama gözümle görmeden içimin rahatlamasına imkan yok..

Ve ameliyathane kapısının açılması ile kocaman ailemi karşımda görünce mutluluğum kat be kat artıyor. Oysa ben sanıyorum ki herkes Doğa'nın yanında...Nasıl teşekkür edebilirim size beni yalnız bırakmadığınız için.


Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Hiç çaresiz hissettiniz mi kendinizi? Ben saatlerdir çaresizim. Saatlerdir bekliyorum. En kötüsü de ayağa kalkıp gidememek.

Asansöre biniyoruz. ''Aşkım çok güzel bir bebek inanamayacaksın Zeynep göstersene fotoğraflarını'' Zeynep hemen makineyi eline alıp ve Doğa'nın fotoğrafını açtığında inanamadım.


Bu kız ameliyathanede gördüğümden çok çok güzeldi. Pamuk gibi bir şeydi. Hem beyazdı hem pembe. Çok güzel silikonlu gibi dudakları, çizgi gibi gözleri vardı. Artık içim öyle rahattı ki, demek ki gerçekten iyiydi. Bizim kızımız iyiydi.

Odaya çıkıp bir an önce kızıma kavuşmak istiyorum. 40 hafta koyun koyuna yattığım bebeğimi kucağıma alıp minik minik öpmek istiyorum.

Haftalar sonra kızımı doya doya görmek ve kucağımda uyutmak istiyorum ...... 

İşte ben gercekten anne oldum ve siz bana şimdi ANNE diyebilirsiniz.