6 Eylül 2015 Pazar

Eyvah Çocuğum Okullu Oluyor. Nasıl Karar Vermeli ......

Gözünüzden sakındığınız, kendinizden başkasına emanet etmediğiniz, babası ile bir yere giderken bin bir tembihte bulunduğunuz çocuğunuzun elbet okul zamanı gelecek.

''Acaba doğru zaman mı?''
''Çocuğum okula gitmeli mi?''
''Daha çok erken biraz daha evde dursa fena olmaz''
''Hayatı boyunca okula gidecek evde beklesin'' diye aklınızdan buna benzer bir sürü soru geçiyordur elbet.

Birde şöyle düşünmek lazım. '' Evde olması çocuğuma ne kadar faydalı? Evde yaşıtları olmadan sadece ben ona yetebiliyor muyum?''

Herkesin görüşü bu konuda eminim ki ayrılacaktır. Ben ''yetmiyor'' diyenlerdenim. Özellikle anne çalışıyorsa. Evde yapılan aktiviteler, oynanan oyunlar, alınan oyuncaklar, gezilen yerler hepsinin tadı paylaşınca çıkıyor. Misal biz büyükler, Çayın yanında canımız bir şeyler istemez mi? Sohbetler arkadaşlarla güzel olmaz mı? Yatağa girdiğinde yanında sarılacağın birisi olması kadar güzel bir şey var mı?

Kısacası hayatı paylaşmak gerekir. Çocuklar içinde bu geçerlidir. Evde tek olan çocuk genellikle paylaşmayı bilmez. Siz ne kadar öğretseniz, anlatsanız da  yanına başka bir çocuk geldiği zaman kendine ait olan şeyi vermek istemez. En azından bizde ve gördüğüm tüm çocuklarda böyle. Kardeşi olan çocuklar bu konuda daha şanslı. Çünkü evde arkadaşları var. Kurdukları oyunlarda, yemeklerini yerken, gezerken bile tek kalmıyorlar. Bazen onlarda bile kardeşini paylaşamama durumu görülüyor.
İşte bu nedenden çocuğun kendini, çevreyi, öz güvenini, cesaretini ve paylaşmayı öğrenebilmesi için okula gitmesi gerekir. Anne ve babadan ayrılarak bambaşka bir dünyaya girmeleri gerekir.

Peki Okul Seçimine Nasıl Karar Verilir?

Uygun Yaş:

Doğa 3 yaşında. Hep düşündüğüm yaşta başlattım okula. Her şeyin farkında olduğu, kendini ifade edebildiği, bir çok şeyi anladığı yaşta.

Eve Yakın Olsun...

Öncelikle bir çok okul gezin. Gerek evinizin yakınında gerekse uzağında. Benim tavsiyem evinize yakın olmasıdır. Çünkü çok küçükler; trafiğe biz bile dayanamazken onlar nasıl dayansın değil mi? Evinizin yanında güvenilebilir bir okul yoksa tercihiniz en yakın olanından yana olsun. Oldu da uzak bir okul seçmek durumunda kalırsanız servis ile gidecekse araç koltuğu olmasına ve şoföre dikkat etmenizi öneririm.

Okul arayışı sırasında bir okul müdürünün okul servisi hakkında açıklaması aynen şöyleydi.

''Okulun servisi var mı?''
'' Açıkçası daha önce bir firmayla anlaşmamız vardı. Sonra servisi bırakan çocuklar olunca firma paralarını bizden istedi. Bizde vermek istemedik. Şimdi bir amcamız var kendisi okulumuzun bahçe işlerini yapıyor. ''Ben getir, götür yaparım'' dedi. Bizde ''olur''dedik. Şimdi o çocukları taşıyor. Çokta iyi bakıyormuş. Çikolata şeker veriyormuş çocuklara''

''Güler misin ağlar mısın'' dedim kendime. Minicik bedenler kimlere emanet. Belki adam gerçekten iyi bir şoför ama bir okulun bu kadar rahat olması içler acısı. Resmen evcilik gibi serviscilik oynuyorlar. Bu okula tavsiye üzerine gitmiştim. Her tavsiyeye inanmamak ama mutlaka gidip görmek lazım. Okulun içi çok kötü derecede kanalizasyon kokuyordu. Tuvalet çocukların oyun oynadıkları odanın içerisindeydi. A birde servis şoförü olup kasap olanlar var o daha vahim bir durum. Tavsiyem bu işi kendinizin yada eşinizin üstlenmesidir.

Hijyen:

Sonra hijyene bakın. Mutfağına, oyuncakların temizliğine, yerlere, halılara merdivenlere kısacası her yere. Yine adı sanı çok duyulmuş ve aylık ciddi bir ücret alan okul hatta eşime '' Doğa kesinlikle o okula gidecek, başka okula gitmeyecek.'' demiştim. Giden herkes aşırı memnun. Ciddi bir öğrenci sayısı var. Her şubesi dolu. İnsanın telefonda kayıt yaptırıp, tutarı EFT çıkası geliyor. Konuşma tarzı benim için çok önemlidir. Telefonda randevu aldığımda karşı tarafın yaklaşımına açıkçası bayıldım. Dahada bir içime işledi. Ama gidip gördüğümde aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Büyük bir bahçesi var. Lakin gölge alanı yok. ''Çocuklar çimlerle temas etsin''  diyorlar çim yok. Bahçedeki park paslı, eski ve yıpranmış. Okuldaki halılar pis, oyuncaklar eski. Mutfakta bir kasa yarısı çürümüş meyve vardı. Üstüne basa basa söylüyorum. Çocuğu gidenler çok memnun. Ben okuldan çıktığımda ciddi bir hayal kırıklığı yaşamıştım.

Sınıflar; 

Ferah ve aydınlık olmasına cok dikat edin. Çocuklar gün ışığından faydalanabiliyorlar mı? Sınıflar kaç kisilik? Oynayabilecekleri yeterli alan var mı? Tüm günlerini okulda geçirecekleri icin sınıflar son derece önemli.

Aktiviteler;

Aktiviteler çocukların ilgi alanına göre mi belirleniyor? Bir çocuk hamurla oynamayı severken, bir diğeri lego ile oynamayı sevebilir. Cocuklara dayatma var mı?  Herkes belli sürelerde aynı şeyle mi oynamak zorunda?

Eğitim :

Bazı aileler şöyle düşünebilir ''Aman çocuğum hayatı boyunca okuyacak zaten eğitimi de zamanı gelince okulda alsın'' Herkesin düşüncesi kendine aittir. Ben hiç böyle düşünmedim. Ben nasıl evde bakarken bir şeyler öğretmeye çalışıyorsam. Okulda da öğrensin. Bu öğrenmek kavramı ''okuma-yazma'' değil. Mesela dans etsin. Vücudunu keşfetsin. Belkide dansa yatkın değildir. Güzel müzikler dinlesin. Kulağı gelişsin. Öğrensin ama eğlenerek öğrensin. Çocuklar 3 ve 6 yaş arası 6 dile kadar öğrenebilirlermiş Bunu duymuş muydunuz? Sabahtan akşama kadar oyun hamuru ile oynayıp kendini tekrar etmesin. Artık öyle çok imkan var ki bir çok aktiviteyi çoğumuz evimizde yaptırıyoruz. Tabi eğitim sadece okulda olsun. Çocuğu küçük yaşta yarış atı gibi o kurstan o kursa gönderme taraftarı değilim. Olanlara da son derece ön yargılıyımdır.

Bahçe :

Mutlaka bahçesi olmalı. Ama süs olsun diye konulan bahçelerden değil. Çocukların dışarı çıkıp kuma toprağa temas ettikleri, güvenli parkı olan bir bahçeleri mutlaka olmalı. Ben parkta salıncağı çok dikkat ederim. Normal parklardaki o son derece hızlı sallanan salıncaklardan kesinlikle olmamalı. O kadar çok çocuğun olduğu bir yerde kesinlikle güvenli değil.

Gıda: 

Bu konu hakkında bir şey söylememe gerek yok sanırım :)))

Güvenlik:

Okuldaki güvenlik önlemleri nasıl? Sivri yerler, prizler, merdivenler kapatılmış mı?

Ve en önemlisi Öğretmenler:

Çocuğumu bıraktığımda gözüm arkada kalmamalı. Hepimizin istediği tek şey vardır.

''Çocuğuma benim gibi baksınlar''

Bu kadar öğrenci arasında tabi ki sizin gibi bakmaları zor. Bir öğretmen önce merhametli olmalı. Mesleği bu diye bu işi yapmamalı. Çocuğa şevkatli davranmalı. Çocuğun dilinden anlamalı. Kolay iletişime geçeceğiniz güler yüzlü ve sevecen biri olmalı. Sorduğunuz sorulara net cevaplar vermeli. Her aradığınızda ulaşılabilir olmalı.
Çünkü kreş inanın anneliğin en zor evresi ....
Çocuğunuza yaklaşımına dikkat edin. Çocuğunuz öğretmenini seviyor mu? Ona alıştı mı? Öğretmeni ona nasıl davranıyor? İlk zamanlarda kreşe gitmemek için hayali şeyler söyleyecektir. Çocuğunuzun her söylediği ile kılıcınızı kuşanıp okula gitmeyin. Çocuğunuza bir daha sorun. Üstüne gitmeyin ama sorgulayın.

Kısacası okulu iyi araştırın. Geçmişine bakın. Ne kadar köklü ne kadar zamandır bu işin içindeler. Maalesef  kreşlerin çoğu ticarethaneye dönüşmüş durumda. Akılları bu işten kazandıkları parada. Ben genelde okulunu çok övenlerden uzak durdum. Tabela okulluğu yapanlar var. İnsanlar isime, markaya gerçekten çok meraklılar. Bir şeyi ne kadar çok anlatırsanız bence işin içinde bir şey vardır. Tabi ki her işte olduğu gibi okul kararında da yanılma payı var. Umarım iç sesimiz, kalbimiz ve beynimiz en iyisini seçer.



Çocukça Kalın ,,





































4 Eylül 2015 Cuma

Ondan Sonrası ......



Neydik ne olduk ?
Neredeydik nereye geldik?
Yarım mıydık ki tamamlandık?

Bundan seneler önce birisi bana ''Anne olacaksın, çokta güzel olacak'' dese dönüp yüzüne tren misali bakardım. Belkide hiç tepki vermeden geçiştirdim.

Hayat öyle muhteşem, öyle özgür ve öyle başına buyruk ki. ''Gel'' diyor geliyorsun ''Dur'' dediği yerde ise durmak bilmiyorsun. Beyninde mutlulukların umarsızca peşinden gidiyorsun. Ucu bucağı yok sanki yorulduğun yerde virgülü koyup sadece dinleniyorsun. Sonra tekrar ve tekrar ve tekrar peşinden koşuyorsun.

Plansız bir hayat. Sanki seni dünyaya tek başına atmış deli divane gibi koşturup duruyorsun.

Sonra dünyaya başka birini daha gönderiyor. İşte tamamlanma anı o zaman başlıyor. Artık onunla devam ediyorsun hayata. Deliliklerine onuda ekliyorsun.. Birlikte koşturuyorsunuz, mücadeleniz birlikte oluyor.

Ve sonra üçüncü birisi ekleniyor. İşte o zaman TAMAMLANIYORSUN.
Ne oldu hani daha önce tamamlanmıştın?
Hani ikinci kişi geldiğinde bütün olmuştun?
Aklındaki tüm her şey ters düz oluyor. Sorular  mı cevapları o kadar çok ki....

Artık elinde bir sürü rengarenk balonların var. Artık çocuksun hiç hatırlamadığın, hiç olamadığın kadar çocuksun.

Bebektin ya sen hani emeklemiştin sonra yürümüştün sonra koşmuştun, sonra konuşmayı öğrenmiştin, ilk tuvalete gidişin hatırladın mı? Peki ilk ateşlenmen annen ne kadar da telaşlanmıştı, korkmuştu. İşte sonrası burada başlıyor. Sen çocuk oluyorsun o büyüyor. Oysaki ne kadarda büyümüştün......

Bir an geçmişe gidiyorsun ondan sonrası seni zorladıkça dahada geçmişe gidiyorsun. Hayat rahattı, hayat sorumsuzdu, hayat özgürdü. Şimdi ise ONDAN SONRASI var. Her planına dahil ettiğin içinde büyütüp renkleri tanıdığın, tanıdıkça ve keşfettikçe tutkuyla bağlandığın. Sokakta birlikte dans ettiğin, çığlık çığlığa bağırdığın, korkusuzca ağladığın, bazen bir oyuncak için kapıştığın ve bir sürü oyuncağının olduğunun yeni bir dünyan var.

 Hiç pembeye bu denli heyecanla bakmış mıydın yada mavi hiç bu kadar içini açmış mıydı?

''Benim'' demekten ''Ben yaptım'' demekten hiç zevk aldığınız olmuş muydu?

Öncesi mi demiştik hatırlayanınız var mı? 































3 Eylül 2015 Perşembe

Annnneeeeee Çişim Geldiiiii ......

Yaşım 23 evde bir tuvalet eğitimi havası …..
Aile kurulu aralarında konuşuyor.
‘’Nasıl alıştıracağız’’
‘’Ne yapmamız gerekiyor?’’
‘’Bırakalım isteyince yapar zaten. Çocuğu zorlamayalım’’
‘’Lazımlıkla mı başlasak’’
İçimden bir sürü cümle geçiyor ama en büyüğünün ‘’Geç kaldınız geç çocuk geldi kaç yaşına …Aman amma büyüttünüz. Çocuk işte canı isteyince elbet yapacak. Sanki çok matah bir şey yapıyorsunuz’’ olduğunu hatırlıyorum…
Benim o zamanlar aklım bin bir karış havalarda tabii. Çokta umurumdaydı. Çocuk bu elbet öğrenecek hayatı boyunca kıçında bezle gezecek hali yok ya… Neyse ben dışarı çıkıyorum. Size sidikle imtihanınız da başarılar dilerim.
Arkasından diğer yeğenlerim. Ailede sürekli bir tuvalet eğitimi havası. Evlendim yine aklım almadı. Hayır yani ne kadar zor olabilir ki?
Yaş 31 bu sefer bizde bir tuvalet eğitimi havası….
Bu sefer aile konseyinin konuştuğu her şeyi biz konuşuyoruz.
‘’Serkan hiç zorlamayalım nasıl olsa isteyince yapar’’
‘’Yaz geldi poposu pişmesin’’
‘’Daha iyi işte pişerse kendi çıkarmak ister belki’’
Anneler aranır, ablalar aranır. Sürekli bir konuşma tartışma filan. ‘’Offf çok darlandım ne zormuş’’
Doğa çok inatçı bir çocuktur. İstemiyor ise hiç bir şey yaptıramazsınız. 8. Ayından beri geceleri çişini tutar. Akşam yatarken bağladığım bezi sabah kuru olarak alırdım. Tüm gece çişini tuttuğu için bu sefer sabah çiş yaptığında üstü başı batıyordu.

İşte bu noktada karar verdim. Hem yaz dönemi havalarda sıcak ‘’Ne kadar zor olabilir ki’’

İlk birkaç deneme başarısız oldu. Genelde lazımlığın kapağını kapatıp üstüne oturdu. ‘’Çiş yapma işini Doğa’ya sevdirmeliyim’’ diye düşündüm. Böylelikle korkularından kurtulacaktı. Öncelikle Fisher Price’in müzikli tuvaletini aldık. Ben evde ona tuvaletten harika bir şeymiş gibi bahsederken babası elinde kocaman bir poşetle eve geldi. Birlikte hemen kurduk. Çok ilgisini çekti. Oturdu, oturdu, oturdu.. Daha da ilgisini çeksin diye
‘’ Aaaaaa nasıl yani çiş yaparsa şarkı mı söylüyormuş. Çok eğlenceli?’’ dedim.
Heyecanlanıp hemen çişini yapar diye düşündüm. Sonuçta çocuk mantığı şarkı söyleyecek ya hoşuna gider.. Doğa ise daha parlak bir fikirle geldi.
‘’ O zaman su dökelim şarkı söylesin ‘’
Bu kurnazlığa hazırlık değildim. İlk gün inanılmaz zor geçti. Saatlerce oturdu bize ne isterse yaptırdı sonuç beze çiş yapmaya devam.
Tuvaletimiz birkaç gün babaanne ve bizim ev arasında gidip geldi. Sarılarak gezdiler. İlk gece koynuna filan sokup uyumaya kalktı.
Bizim için en zor kısmı tuvalet alışkanlığını iki kişinin vermesiydi. Babaanne ve Anne…
Babaannede her şey sorunsuz. Ama evde bizi kullanmayı iyi bildiği için çişini tutuyor. Kakayı bezine yapıyor. 3. Gün çocuk bezde takmak istemedi, tuvalete gitmekte.
Aradan 4 gün geçti her şey kendi kendine oldu sanki. Tuvaleti geldiği zaman üstünü çıkartıyor bazen kendi oturuyor bazen bize söylüyordu. Çocukların evreleri o kadar farklı ki duygu, düşüncelerini anlamak mümkün değil bazen Doğa’nın beynine girmek istiyorum. Neler planladığını, düşündüğünü öğrenmek için can atıyorum.
Bir hafta olmadan tuvalet eğitimi tamamlanmış oldu. Aradaki sürecin çok zor olduğunu söyleyemeyeceğim. Hiç yerden çiş yada kaka temizlemedim. İlk gün ‘’Yok olmaz ben bu strese dayanamam ister yapsın isterse yapmasın. Çocuk hep bezle yaşayacak değil ya elbet günü gelince çıkaracak’’ dediğimi hatırlıyorum. Hayattan soğumuştum J
Yıllar önce aklımdan geçen o cümle pekte yanlış değilmiş J  Çocukların dilinden anlamak, onları zorlamadan, şartlamadan, korkutmadan bazı şeyleri yaptırmak gerekiyor. Her çocuk ayni değildir. Herkeste akış aynı şekilde ilerlemeyebilir. Çocuğunuzun sizi kullanmasına değil, sizi yönlendirmesini izin verin. İlk başlarda kendini son derece kullandıran bir anne olarak söylüyorum bunu. Çikolata şeker bile teklif ettim J Ama asıl önemli olan alkışlamamdı. Her alkışladığımız da başarısını kutladığımızı biliyordu. Zamanla alkışları da yok ettin. Çünkü bunun artık onun için normal bir şey olduğunu anlaması gerekiyordu.

Sıradaki adım Klozet eğitimi J Şuan ona hiççç ama hiççç niyetim yok. Halen lazımlığımızı kullanıyoruz. Doğa’nın şiddetine rağmen hala bozulmadı. Sokakta da portatif tuvaletimiz var. Takıyoruz çöp poşetini yaptığı gibi çöpe. Şuan işler yolunda yani.

Anne demek tükürdüğünü yalamak demek. Hatta tükürüp, tükürüp yalamak demek.  Lazımlık mış kullanmaz mış mış mışta mış mışş nasılda güzel ninni gibi; uykumu getiriyor.

Bol çişli günler……
Gülşah

6 Mart 2014 Perşembe

ŞÜKRETMEK

Şükretmek ne kadar yüce bir kavramdır bilir misiniz? 
Eminim sahip oldukları, sağlıklı oldukları, yaşadıkları, dokunabildikleri ve nefes alabildikleri için şükretmeyen o kadar çok insan vardır ki.....

Başkalarının hayatlarına gıpta ile bakan, içinden hep ''keşke keşke benim de olsa'' diyen. Küçücük bir gülüşün hayata neler kattığını fark etmeyen nice insan, insanlar.
Ben hiç bir zaman anlayamadım onları. Ne çok para mutlu eder insani, ne keşkeler, nede başkalarının hayatını kıskanmalar  ....,

Bugün toplantıdayken içim nasıl acıdı, nasıl eridi anlatamam. Birlikte çalıştığım ama hiç tanımadığım, hayatlarına hiç dokunamadığım o kadar çok insan varmış ki.

Sadece ''günaydın'' dediğim.. Toplantılar da görüp pek konuşmadığım kadınlardan biri anlatıyor. Diş çektirmek için dişçiye gidiyor. Yanlış yapılan iğne sonucu yüz felci geçiriyor. Al işte hayat pamuk ipliğine bağlı dediğimiz bir an. gözler kontrolünü kaybediyor. Kendi kendine açılıp kapanıyor. Hissetmiyor,hareket ettiremiyor, ağlayamıyor. Akşam evine gittiğinde çocuğu görüp ağlamaya başlıyor. Korkuyor annesinden. Bir çocuğun annesinden korkması kadar kötü ne olabilir ki.. Çok şükür kısa sürmüş, Bir kaç güne geçmiş, bitmiş, gitmiş Ya korkusu gözlerinden okunabiliyordu. Anlatışından içinde ki acının derinliği halen fark ediliyordu.

Sonra aynı işi yaptığım, başka bir şube de olan belki onlarca kez görüp hiç hatırlamadığım, sadece ''Günaydın'' deyip geçtiğim diğer kişi, kişiler.... Ya onların hayatlarında ki acı, yaşadıkları, çaresizlikleri, haykırışlar?

Birisi sordu..........................

"Eşin nasıl oldu"

Cılız bir sesle ama güçlü durmaya çabalayarak 

"Ayni" dedi.

Aynı ne kadar derin bir kelime. 

Herkes "neyi var" diye sorunca öğrendim ki yada öğrendik ki.

Felç geçirmiş. 

"Nasıl oldu?" diye sorabildim..

"17 gündür hastane de sağ tarafı tutmuyor. Yürüyemiyor" dedi ve eliyle yüzünü kapattı.Sonra dışarı çıktı. Herkes arkasından yakarışa başladı. Neye yarar ki?

 En fazla 35 yaşında olan bir adam, yavrusu var,karısı var gencecik..... Bir anda, hiç beklenmedik anda.. Nasıl bir çaresizliktir bu?

Nasıl güçlü olabilir insan. Nasıl başı dik durabilir. Taptığın kişi, çocuğunun babası 17 gündür hastane de ve felçli.

Toplantı sırasında telefonu çaldı.."Aşkım" yazıyor. Açmak için içi gitti. Sürekli gözü telefona kaydı. Ama açamadı.
Bugün çok dokundu bu bana... 

''İste hayat'' dedim. Bir saniye sonrası ne olacağımız belli değil.

 Sürekli başka insanların hayatına özenenler.Onların mutluluğunu kıskanarak, kendi hayatlarını sorgulayanlar Çok imreniyorum, Çok kıskanıyorum, marka meraklıları,Başkaların da gördüklerini almaya çalışanlar.. Biz neden çok kazanmıyoruz diye yakınanlar. Onun var benim neden yok diye sorgulayıp sürekli zırlayanlar. Kendi hayatlarına sahip çıkmayıp, başkasının hayatını yaşamak isteyenler. Ağzınızın orta yerine çakasım var.

Azcık...... Şükretmek ......  Azcık......

Anneyim bu dünya da her şeyden çok sevdiğim, üstüne titrediğim bir yavrum var. Bir de hiç geçmek bilmeyen bir hastalığım... Her gün "ya Doğa'ya geçerse" diye uyuyamadığım gecelerim. Sürekli "Ben iyileşmeyeyim ama Doğam hep iyi olsun" dediğim dualarım, yalvarışlarım var benim..

İşte bundandır birinin hasta olduğunu duyunca üstüne titremem, içimin cız etmesi, gözlerimin dolması.

Simdi size soruyorum......
Bütün hayatınızı insanların yaşantılarına imrenerek, özenerek mi geçireceksiniz? 
Yoksa sahip olduklarınıza şükrederek mi?

Eğer hala ilk şıkkı seçiyorsanız üzgünüm ama çok acınası bir durumdasınız demektir.... 




14 Kasım 2013 Perşembe

Haydi Anneler İşe ......

İş mi? Bebe mi?

İşe başlamalı mı , başlamamalı mı?

Acaba doğru karar hangisi?

Yapabilir miyim , yapabilir miyiz?

40 hafta bedenen, 9 ay ten tene birlikteyken birbirimizden ayrı kalabilir miyiz?

Ah Tanrım cevaplanacak ne kadar çok soru var. İşe başlama tarihi yaklaştıkça stres basmaya başladı. Her gün Doğa'ya daha da sıkı sıkı sarılıyorum. Her gün hiç doyamadan yüzüne uzun uzun bakıp iç geçiriyorum. Bu ayrılık zor olacağa benziyor. Anne ile bebek arasında ki bağ inanılmaz güçlü bir şeymiş ve bunu da her zaman ki gibi anne olunca anladım.

En çok Doğa'yı düşünüyorum. Hayatında ki yokluğum onda nasıl bir iz bırakır? Terk edilmişlik hissine kapılır mı? O kadar çok soru var ki aklım da...... Listeler uzar gider.

Bir yandan kendimi düşünüyorum yani ikimize katacağı artıları. Benim için çalışan anne sağlıklı, mutlu, her şeye yetebilen bir anne demek. Çocuğuna daha çok yetmek, onun için daha özverili olmak demek.

Bir yandan kaçıracağım şeyleri düşünüyorum. Belki ilk adımlarını göremeyeceğim, belki gerçekten bilinçli olarak anne demesini ilk ben duyamayacağım, hastalandığında yanında olup sıcacık şevkatimi veremeyeceğim. Ama bu benim kötü anne olacağım, aramızda ki bağın azalacağı, çocuğumun eksik kalacağı anlamına gelmez.. Aksine benim mutlu olmam onu daha çok mutlu etmem demek.

Son günlerimizin tadını oldukça fazla çıkarır olduk. Aramızda ki sevgiyi, bağı, anne kız ilişkisini (her ne kadar Doğa farkında olmasa da) daha da güçlendirdik.

Ben çocuğuma bağımlı olmak istemiyorum, tabi onun da bana bağımlı olmasını.... Bensiz bazı şeyler ile başa çıkmayı öğrensin istiyorum, güçlü olsun annesi gibi hiç pes etmesin karşısına ne çıkarsa çıksın dimdik, sapa sağlam dursun istiyorum. Ben kızıma iyi bir gelecek sağlamak istiyorum.

Tabi endişelerim daha ağır basıyor. Endişeler yağmurları fırtınalara çeviriyor. İçimde bilinçsizce kasırgalar kopuyor.

Boşluk .....
Boşluk .......
ve kocaman bir boşluk .......

En çok ilk günden korkuyorum.... Hiç ayrı kalmadığım, gözümden sakındığım yavrumu başkalarına emanet edip, arkamı dönüp gitmek .... ''YAPARIZ,ALIŞIRIZ'' diye yeniliyorum kendime.

Bağımlı olmak ''5 dk. bakkala gittim, hasretinden öleceğim'' diyen insanlar nasıl sahte geliyorsunuz bana. Nasıl yapmacık sözler, nasıl bir manyaklıktır bu.

Tanıdıklarımdan biri çocuğuna öyle bir bağlandı ki. Yanındayken bile çocuğu kayboldu zannedip ağlamaya başlıyor. Çocuk annesi olmadan saniye duramıyor bas bas ağlamaya kendini yerlere atmaya başlıyor. Bu kafa ne kafası halen anlamış değilim. İnsan bu kötülüğü çocuğuna ve kendine nasıl yapabilir? Çocuğunu dış dünyaya kapatıp nasıl kendi esiriymiş gibi hücrelere kapatabilir? Bu sevmek ise ben sevmeyi cidden bilmiyorum.

Tabi ki başkalarının hayatları beni ilgilendirmez. Ama bazı şeylerde maalesef çeneme sahip çıkamıyorum.

Zaman daraldıkça ruhumda daralıyor, Doğa'nın yüzüne her baktığımda içimden bir şeyler akıp gidiyor. Kendime engel olamadığım zamanlar çok oldu. Ama asla ağlamadım. Aksine zamanımı onunla daha güzel daha kaliteli bir şekilde geçirmeye çabaladım. İşe başlamam çocuğumu öksüz bırakmam anlamına gelmiyor ki.... Allah sağlık versin yeter ki .... Her zaman yanında olurum.

Sanmayın Doğa olan bitenin farkında değil. Kucağımdan inmemeye başladı. Uyutmakta bile zorlanıyorum. Ağlıyor, ağlıyor. Saniye benden ayrılmak istemiyor. Benden başka kimseye gitmiyor. Karnımda ki cenin hali kucağımda devam ediyor.

Son gün en zor gündü. İçimde bir sürü korku, hüzün, kalp kırıklığı, bazı şeyleri kaçıracak olmanın pişmanlığı.............. Ama bir yandan da kıpır kıpırım. Aylar sonra evden tek başıma çıkıp özgür olacağım. Tek başıma bir şeyler yapacağım. Arkadaşlarım yine etrafımda olacak. Yeniden işe yaradığımı hissedeceğim. Bir saniye ben zaten işe yarıyorum. Hemde en güzel hali ile ... Ama Doğa'nın yanında olmak benim için bir iş değil, Doğa'nın yanında olmak kendimi mutlu etmek , onu mutlu etmek. Ben uzun zaman sonra gerçekten üreteceğim. Çalışmaya alıştıysanız bir kere kendinizi eve kapatamazsınız. Bunu yapmak çok zordur ve sanırım bende yapamayanlardanım. Ne mutlu ki bana üretmeyi, başarmayı kendimi yenilememeyi seviyorum.

Son günümüz sarmaş dolaş, dip dibe, oyun oynayarak, parka giderek, banyo yaparak, gülerek kahkahalarla yani Doğa'nın en sevdiği şeyleri yaparak geçti. Güzel zamanlar, akşam Doğa uyuduğu zaman endişelere bıraktı yerini. Sanki ona benden başka kimse bakamaz sahip çıkamazmış gibi bir duygu kapladı bedenimi. Tüm korkularımı yendim ve yarın güzel bir gün olacağına inanarak uykuya daldım.

Sabah nasıl heyecanlı uyandığımı anlatamam. Yine yollara düşmek, işe gitmek, stresli bir hayat... Bunların hepsi geri gelmişti. Doğa'dan ayrılmakta çabası. Doğa bizden önce uyanmış, yatağında sırıta sırıta bize bakıyor. Nasıl büyük bir mutluluk , nasıl bir huzur onun gülücükleri uyanmak. Hazırlandım ve Doğa'yı babaannesine bırakıp dışarı çıktık. Arabaya bindiğimde içimi bir mutluluk kapladı. Sanırım bunun adı özgürlüktü. İlk kez tek başına dışarı çıkmanın verdiği güven.

Lakin evde bir şey unutmuştum sanki, hemde çok önemli bir şey ............................





























9 Ağustos 2013 Cuma

Zamana Karsi Kosanlar ......

Zamanın nasıl hızlı geçtiğini hamilelik, doğum ve Doğa'nın büyüme evresi derken anlamış bulunmaktayım. Zaman su gibi mi akıp geçiyor, yoksa yoğunluktan sürekli koşturma halinde olmaktan ben mi zaman dan bir şey anlamıyorum bilemiyorum.

Bu geçen zaman içerisinde bir çok şeyi geride bıraktık. Doğa artık kucak dolduran bir bebek. O cılız kolları, içinde bir gram et bulunmayan bacakları, küçücük kafası hepsi şekillenmeye başladı. Gelişime çok hızlı ilerliyor. Artık mimikleri oturmaya başladı. 4 ayımızı geride bıraktık. Kolikler, sebepsiz ağlamalar hatta soğuk kış aylarını bile geride kaldı. Pek mutluyuz. Bu süre zarfında ilk bayramımızı küçücük bedeni ile geçirdik. Kalabalıkta pek şaşırdığını söyleyemem nede olsa kalabalık ortamlara doğduğu ilk günden beri alışık.

Ben ise emzirme olayında 39 derece ateş ile 2 gün kendimden geçmiş halde yattım. Göğsüm iltihap toplamış. Bu olayla emzirme olayından tamamen soğumuş oldum. Bu 4 ay zarfında Doğa bir kere bile emmedi. Sağma makinesi ile bağımlı halde yaşadım. Bir çocuğumda süt sağma makinesiydi. Zorlukları ve güzellikleri ile 4 ayı geri de bıraktık.

Artık Doğa ile birbirimize tapıyoruz. Ne o benden ayrılıyor ne ben ondan. İçimde nasılsa  dışarıda da aynı durumdayız. Şikayetçi miyim değilim. Aksine çok mutluyum. Onun güvendiği, sevdiği, en çok sevdiği tek insan olmak bana inanılmaz bir haz veriyor. Göğsümü gere gere ''Benim ben doğurdum'' diyebiliyorum. Doğa'da bunu kanıtlıyor. Artık anlamlı bir şekilde gülümseyebiliyor, cisimleri tutabiliyor, bir elinden diğerine geçirebiliyor. Onunla birlikte bende o kadar çok şeyi keşfediyorum ki. İlk kendi kendine 10 saniye oturabildiğin de ne ağlamıştım. Şaşırıyorum....... Kurulu bir saat gibi zamanı gelince her şeyi tek tek yapmaya başlıyor. Ay ay gelişimini takip ediyorum.

Gece gündüz kavramı demiştim ya hani..... İlk öğretmem gereken şey diye söylemiştim. İşte ben bunun ödülünü kat be kat alıyorum.

Hiç emmediği için sütünü hep ölçülü verdim. İlk zamanlar 30 cc ile başladık. Her saat başı 30 cc... Tabi Doğa'nın gelişimi hızlandıkça süt miktarımız da arttı. Buna istinaden sürelerde uzadı. Karnını tamamen doyurduğu için uyku düzenimizde gayet iyiydi. Geceleri saat başı süt veriyorum. Cc artıkça süt verme sürelerimiz de uzadı. Geceleri 5 kere 4 kere 3 kere derken bunu zaman içerisinde daha da kısaltım. Bu sayede hem Doğa'nın uykuları düzenli ve kesintisiz oldu hemde benim. 4. aydan sonra sütüm iltihaplanma yüzünden tamamen kesildi. Artık devam sütü ile devam ediyoruz.

Geceleri uyanıp, sütünü içip kesintisiz uykularına devam ediyor. Bu sayede midesi de dinlenmiş olduğu için artık gaz sancılarımız da yok.

Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor. Her öğrendiği yeni şeyde kalbim daha da hızlı atıyor. 5. ayından itibaren Doğa'yı kısa süreler ile oturtmaya başladım. Sadece kucağımda oturuyor tabi. Henüz destekli oturması için çok çok erken. Bu konuda gayet iyi bir anne olduğuma inanıyorum. Çok araştırıyorum, çok okuyorum ve çok takip ediyorum. Hatta bazı şeylerde doktora gitmeye bile gerek duymuyorum bildiğim için çözümü de buluyorum. Eşimin ısrarları ile doktora gittiğimiz zaman aynı teşhisi koyuyor ve aynı ilaçları veriyor. Serkan da şaşırmış durum da .... Aslında şaşıracak pek bir şey yok. Sadece bilinçli bir anneyim...

Hamilelik döneminden sonra hastalığım tekrar atağa geçti. Pek canımın sıkıldığını söyleyemem. Doğa en büyük moral kaynağım... Olmasa tabi ki daha iyi olurdu ama 5 yıl sonunda hastalık pekte etkilemiyor beni. Doktor kontrolüm halen devam ediyor. Hayatta en önemli şey gerçekten sağlık.. Sağlıklıysan her şeye sahipsin demektir.

6. ay da artık destekli oturmaya başladı. Annesini babasını tanıması en büyük gurur kaynağım. İleride bizi daha da gururlandıracak. Ama şuan için Doğa'nın öğrendiği her yeni şey bizi gururlandırmaya yetiyor. Hatta inanması güç olsa da '' ANNE '' bile dedi. Karşısında papağan gibi belki 100 kere anne dedim ve çocuğum sonunda cılız bir sesle ''anne'' dedi. Bizim için en sihirli sözcük ''anne ve baba'' bunu gerçekten bilinçli bir halde söylediği zaman nasıl ağlarım, mutluluktan neler yaparım bilemiyorum.

Evde küçük olmasına rağmen her şeyden büyük olan bir mutluluğumuz var. Kalbimizi deli gibi çarptıran, sonsuza kadar sevebileceğimiz, onun için her şeyi göze alabileceğimiz ve bir saniye bile düşünmeden canımızı verebileceğimiz bir mucizeye sahibiz. Allah'tan daha başka ne isteyebilirim ki? Bana bu duyguyu tattırmış, hayatta annelik konusunda bir çok tereddüdüm varken beni anne yapmış ve hayatıma sonsuz bir ışık saçmışken daha ne isteyebilirim? Bundan sonrası bencillik olur. Bundan sonra tüm dileklerim Doğam için .................... Tüm emeğim onun sağlıklı ve mutlu bir çocuk olabilmesi icin. Bir anne daha ne ister ki..... Soylim hic bir seyyyy .....






















28 Temmuz 2013 Pazar

Biri Gaz mı Dedi ......

Dört gün süren lohusa sendromumdan sonunda çıktım. Doğa ile ilk gecemiz saat başı uyanarak ve sonrasında hiç uyumayarak geçti. O ağladıkça benim içim eriyor. Sabaha kadar severek, öperek sakinleştiriyorum.

Anne olmanın zorlukları ile ilk geceden tanışmış oldum. Bebek denilen şey içer, uyur, kaka yapar, ağlar bir saat sonra yine içer, uyur, kaka yapar, ağlar..... Bu süreç sürekli böyle devam etti. Günde sadece iki saat uyku ile durmaktan hem baş ağrısı hem yorgunluk ile başa çıkmayı öğrenmek hayatımın en zor deneyimlerinden biri oldu.

Yeri geldi baş ağrısından kafamı kesip atmak istedim. Ama inadımdan da vazgeçmedim. Bebeğim benimdi kimse kucağımdan alamazdı. Ona ben iyi bakabilirdim. Sadece babası ve ben...

Hamileyken bile Doğa'yı nasıl büyüteceğim? Ne yapmalı, ne yapmamalıyım? Nasıl bir yetiştirme tarzı seçmeliyim? gibi ıvır zıvır şeyleri hiç düşünmedim. Zaten böyle şeyler pek gereksizdi Sonuçta hayal edilen hiç bir şey gerçek olmaz. Aklımda tek bir şey vardı. Kızıma gerçekten iyi bir gelecek hazırlayabilmek....

Artık Doğa doğduğuna göre bir yerden başlamak gerekiyordu. İlk ders gece gündüz ayrımı.......

''Önce gece ve gündüz olgusunu oluşturmam gerekiyor'' diye düşündüm. Gündüzleri salonda pusetinin içinde uyuyacaktı, eve kim gelirse gelsin kesinlikle odasına indirilmeyecekti. İlk önce seste uyumaya alışması gerekiyordu.

Geceleri ise tam tersini yaptım. Yatak odasında ki yatağına yatırdım. Sessiz, sakin ve karanlık ortamda uyuması gerekiyordu ....  İşte bizim bebe böylelikle gece ile gündüz ayrımını oluşturmuş oldu. Gündüzleri yanında bağırsalar dahi uyanmadı.. Şuan gece kesintisiz uykunun ne demek olduğunu bilmese de ileride bu gece gündüz olayı çok işimize yarayacaktı.

Günler çok hızlı geçmeye başladı. Geceleri Doğa'nın bitmek bilmez ağlamaları. Serkan ile benim çaresizliğimiz, gece gündüz elimde makine ile süt sağmalarım, göğüslerimin acısı, Doğa'nın dilini çözememek, anlayamamak .....

''Acaba gazımı var? Ama sürekli pırtlıyor. Eeeee o zaman karnı acıkmıştır. Sütte istemiyor. Belki kucakta rahatsız oldu. Tamam kızım yatmak istemiyor musun hemen alayım kucağıma...'' sabaha kadar süren konuşmalar düşünceler.

Serkan iki haftadır bizimleydi onun işe başlaması ile Doğa ile ilk kez evde baş başa kaldık. Aslında her şey iyi gidiyor. Doğa gerçekten çok uslu bir bebek. Beni pek yorduğunu söyleyemem.

Ne zaman işin içerisine şu gaz olayı girdi biz dağıldık. Uyku yok, dinlenme yok, sürekli kucakta.... Aslında kendimi çok önemsediğim söylenemez. Yeter ki Doğa Prensesi iyi olsun. Yeter ki uykuları huzurlu olsun. Yeter ki sağlığı yerinde olsun. Bir anne olarak başka ne isteyebilirim ki..

Geceleri ne Doğa'ya ne de bana uyku var. Sürekli ağlıyor. Sırtını okşuyorum. Karnına sıcak havlu koyuyorum. Kucağıma alıyorum ama çığlık çığlığa ağlamaları hiç geçmiyor. Her gece kışın ortasında kendimi incecik bir tşort ile balkonda buluyorum. Azcık sadece kısacık bir süre beş dakika da olsa kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım var. Biraz nefes almaya, biraz kafamı toparlamaya...

Kısa bir süre sonra tekrar kızımın yanına gidiyorum. Babasının kucağından alıp sevmeye başlıyorum. Bu sekil de zar zor geceleri geçiriyoruz. Gündüzlerimiz daha sakin geçiyor. Neden bütün sıkıntılar geceleri gelir ki? Ayrıca şu minicik canlardan ne isterler?

İnsanın çocuğu olduğu zaman dünyaya başka bir gözle bakmaya başlıyor. Sevgili annem biz bir bebeyle başa çıkamaz iken, sen dört bebeyle nasıl başa çıktın? Üstelik tek başına sen ne özel ne güzel bir kadınmışsın. Çok yazık ki anne olunca anlarsın sözünü gerçekten anne olunca anlıyoruz. Önceden sihirli bir değnek dokunsa da ne olduğunu anlasak ya....

 Hayat ne garip çocuk mu istemem , ben bakamam, hayatımı ona adayamam, uğraşamam, Serkan'la mutluyum ben derken bir bakmışsın hiçte öyle değil hayat tam tersine dönmüş.

Elbette bir bebeğin sorumluluğunu almak kolay bir şey demiyorum. Hatta bazen bunaldığım zamanlarda oluyor. Ama sadece bir gülümseme, yada yüzüne bakmak, ellerini ayaklarını öpmek, küçücük ellerini yüzüne değdirmesi ile hayat farklı bir yöne gitmeye başlıyor ve o zaman anlıyorsun ki gerçekten daha önce böyle bir şeye sahip olmamışsın.  

Gerekirse hiç uyumam yeter ki o mutlu olsun. Yeter ki her süt sonrası karnına başa çıkamayacağı kramplar girmesin. Hayat enteresan be dostlar nereden nereye. Tanıştığımız da biz çocuktuk, şimdi çocuğumuz var. Ona baktıkça gözlerimin içinin parladığını hissediyorum, kalbim yerinden çıkacakmışcasına atıyor, tarifsiz bir his.... Karşımda minicik bir bebek var.. Bana muhtaç hemde öylesine muhtaç ki, yemeği benim, sakinleştirici kokusu benim, sığındığı kişi benim, altını alan benim, sonsuz sevgisini veren benim. Kısacası o benim ise bende onunum....