26 Haziran 2013 Çarşamba

Doğuma Gittim Döncem Vol. 2

Saat bilmem kaç ...................................

Biliyor musunuz sedyede taşınma olayından oldum olası nefret etmişimdir. Daha önce ameliyat olduğumda da gayet yürüyebilecek haldeyken beni o sedye ile ameliyathane ye indirmelerine sinir olmuştum. ''Ben yürürüm bununla gitmek istemiyorum'' dediğimde ''Yürüyerek gidemezsiniz yatağınızla indirmek zorundayız. Rahat olun'' demişlerdi.

Hatırlıyorum ameliyathaneye inerken pek bir renklendirmiştim ortamı ''ilk kez böyle bir hasta görüyoruz'' demişlerdi. İşin ucunda ameliyat olmasa ''Gene gelin lütfen'' diyeceklerdi. Bense '' ameliyat sonrası şu narkozdan azcık yanıma koysanıza'' diyebilmeyi ne çok istemiştim.

Neyse gelelim doğuma ......

Ameliyathaneye indirilirken aklımdan geçenleri bilmenize imkan yok. Bir yandan Doğa'ya kavuşacağım diye çıldırmış durumdayken, bir yandan da '' Canlı canlı kesileceksin kızım, farkındasın deme azcık panik olsana lan '' diye bağırasım geliyordu. Sanki konsere çıkıyorum. O devasa, koca göbeğimle yayılmışım sedyede el sallıyorum millete. Bir yandan ben iyiyim gibisinden işaretler yapıyorum filan. Bir yandan da ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. Ameliyathaneye gidene kadar yolda kimi görsem gülüyorum , el sallamaya devam ediyorum. ''Ben Anne olacağım'' diyorum. Acaba aklımdan neler geçiyordu? Heralde anne olunca ünlü olacakmışım gibi hissettim. Halkımla kucaklaşmak bir sevgi yumağı içerisinde olmakta istemiş olabilirim.Çok şımardım çok. Nede olsa bugün benim günümdü. Herkes beni 40 hafta el üstünde tutmuştu ama şimdiden sonrası daha da önemliydi.

Kolay mı?

Serkan'ı baba , ablamları teyze, annemle babamı torun sahibi, şapşik kaynımı amca yapacaktım. Kayınvalidem ile kayınpederimin ilk torunlarını dünyaya getirecektim. Var mıydı benden kıymetlisi? Ben olmasam bu ünvanları zor alırlardı ya neyse.....

İşte o şapşal, stresten kaymış gülümsemem ve otomatiğe bağlamış gibi sürekli sallanan elim.

Aman git git bitemedi bu ameliyathanenin soğuk ve nemrut yolu. Yoruldum artık zaten stresliyim. Ne yapacaksanız bir an önce olsun ve bitsin lütfen. Bebe mi verin artık bana.

Zeynep'in klasik pozudur bu. Her hamile kadın ile asansörde fotoğraf çekmek gibi bir fantezisi var. Enteresan zevkleri var bu hatunun.

Ameliyathane ......


Size bir sır daha verim mi ? Sanırım korkuyorum ben. Zırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.
Korkuyorum çünkü ; 40 haftadır Doğa sağlıklı mı diye düşünüyorum. Ya ultrasonda gözükmeyen bir şey varsa, ya bebeğimde bir komplikasyon oluşursa, ya doğum sırasında bir şey olursa ? Bu ya ile başlayan cümleler hiç bitmedi. Ayrıca korkuyorum çünkü ; ben hiç canlı canlı kesilmedim. Nasıl bu zamana kadar bu duyguyu tatmadan yaşadım bilemiyorum. Ne büyük kayıp. İnsan hiç canlı canlı kesilip, biçilipte bir tadına bakmaz mı yahu? Ben bu noktayı nasıl atlamışım? Ama herşey bir yana aklım hep Doğa'da. Elimden  ''Allah'ım lütfen sağlıklı olsun '' diye dua etmekten başka hiçbir şey gelmiyor.

Oldum olası ameliyathaneleri sevmem ya ben.  Buzzzzzzzz gibidir. Ölüm kokar. Hep bir korku sarar içimi. Bana bir şey olmasından değil, benden sonra kalanlara ne olacağını düşünmekten korkarım. Ameliyathane masasına yatırdılar. Evet artık epiduralim takılacak. Sanmayın ki nasıl olacağını bilmiyorum. Bunu da araştırdım ben , videolarını izledim, yorumları okudum. Acı yok RAKİİİİİ ......

Şu koca göbeğim var ya işte onunlayken ben cenin pozisyonuna gelip, nasıl dizlerimi kafama değdireyim?


Anestezi doktoru. Çok tatlı bir adam çok tuttum. Ne mi yapıyor? Leonard COHEN eşliğinde beni doğuma hazırlıyor.


Pozisyonumu aldım. Doktor arkada bir işler çeviriyor. Göremiyorum, zaten soğuktan zangır zangır titriyorum. Neyse ki doktorum her aşamayı bir bir anlatıyor. 

''Şimdi epidural takacağımız yeri işaretliyorum. ''
''Peki''
''Şuan biraz acı hissedebilirsin''
''Acımadı ki acımadı ki''
''Uyuşma başladı mı ?''
''Bir saniye..... mmmmmmmmmm yok bacaklarımı oynatabiliyorum''

Veeee bir anda tüm bedenimi bir ateş kapladı sanki.. Çok yanıyor ve acıyor. Meğerse ilaç dağılmaya başlıyormuş. Tabi canım acıyor ya söylemeden durur muyum hiç? Bilsinler ve ona göre davransınlar deme?

''Bu işlem biraz can yakıyor. 1 dk. içerisinde geçecek''

Madem bebeme kavuşacağım ne yapayım buna da dayanırım. Derken tüm vücudum karıncalanmaya başladı.  Ayaklarımı oynatamıyorum, hissedemiyorum sanki bedenimin belden aşağısı benim değilmiş, yokmuş gibi. Ne pis duygu bu ...

Artık işlem tamam ben doğuma hazırım. Sonunda kavuşacağım kızıma , canıma, içimde haftalarca taşıdığım parçama. Sanki kolum bacağım kesiliyor gibi, sanki bundan sonra hayatımı eksik sürdürecekmişim gibi.

Derken tüm ekip yavaş yavaş tamamlanmaya başladı. Baha Bey, Habibe Hanım, doğum ekibi, başından beri Zeynep herkes orada. Ama bir kişi eksik. Serkan yok. Ben o olmadan doğum yapmam. 

''Zeynep Serkan  NEREDE?''
''Hazırlıyorlar birazdan gelecek''
''Tamam söyle kamerayı unuttum. Kamerayı alsın. Doğumu Çeksin''

Önüme perde çektikleri için ne olup bittiğini göremiyorum, karıncalanmanın dışında hiçbir şey hissetmiyorum. Ama kesilmeye başladım biliyorum ve çok umutsuzum çünkü Serkan doğuma girmeyecek biliyorum korktu, hem o dayanamaz zaten gelmeyecek işte. Belki de ondan böyle bir şeyi istemem bile yanlıştı.

''Zeynep Serkan gelmeyecek değil mi?''
''Hayır gelecek birazdan gelir hazırlıyorlar merak etme''

Eeee ne zaman gelecekti bu adam ? İşte başladılar kesmeye. Doğa gelecek birazdan .. 40 hafta bekleyen bebeye '' Dur annecim babanı bekliyoruz, tutun kordonuna çıkaramasınlar seni baban olmadan olmaz '' mı diyeceğim?

''Kandırmayın beni gelmeyecek işte ''

Derken kapı açıldı. Serkan içeri girdi ve hemen arkama oturdu. Elimi tuttu. İşte şimdi kızım gelebilirdi. Çünkü en büyük desteğim yanımdaydı.

''Çok korktum gelmeyeceksin diye''
''Seni yalnız bırakır mıyım hiç?''


Daha da sıkı tuttu elimi başımı okşadı. Sevdiğim adam yanımdaydı ve ben artık onun bir parçasını kucağıma almaya, bebeğimin yüzünü ilk kez onunla birlikte görmeye ve eksik olan parçamızı dünyaya getirip tamamlanmaya hazırdım.

 İşte şimdi heyecandan ölebilirdim.......













25 Haziran 2013 Salı

Doğuma Gittim Döncem Vol. 1

Sonsuz Heyecan

Hiç bu kadar heyecanlı olduğumu hatırlamıyorum. Hem heyecanlıyım, hemde adlandıramadığım bir sürü duygu var içimde. Sonunda kızım ile tanışabileceğim. Benim olan bebeyi görebileceğim. Bu nasıl bir mutluluktur? Hayatımda hiç bir bilinmez bu kadar merak uyandırmamıştı bende.

Doğum anımı bir kaç cümlede anlatabilir miyim bilmiyorum. Evliliğim bile bu kadar şaşalı, heyecanlı, mutluluk dolu olmamıştı. Onun mutluluğu ile bunu kesinlikle örtüştüremem. 

Farklı hissediyorum kendimi, çok farklı, bir güzelliştim sanki, bir olgunlaştım, bir sürü şey oluştu içimde bir bir bir bir hepsi içime yüklendi. Yeni versiyonum hoş geldin. Senin adın ''ANNE'' artık hayatımın sonuna ve sonundan sonra bile benimlesin. Bu görevde benimle birlikte mücadele etmeye hazır mısın?

02.10.2012 Saat : 06:00

Artık yataktan çıkıp hazırlanma vakti geldi. Aslında saatlerdir uyanığız.  Önce üstümüzü giyindik. Sonra arabaya koymamız gereken her şeyi bagaja yükledik. Doğa'nın puseti arabanın arka koltuğuna kuruldu. Eee kızımın yatacak bir yere ihtiyacı olacaktı. Malum aç olmam gerekiyor bu nedenle kahvaltı yapamadım. Ben yemeyince Babamız yer mi hiç, zaten heyecandan eli ayağına dolaşmış durumda. Evdeki son kontrolleri yaptık, biz artık Doğa Prenses ile tanışmaya gidiyoruz.

Saat : 07:30

Hastanedeyiz. Hemen Zeynep'i aradık. O bizden önce gelmişti. Bir fotoğraf çekimi daha vardı. Hep beraber odaya çıktık. İşin heyecanı ilk olarak fotoğraflarla başladı. Arka arkaya bir sürü fotoğraf çekildi. Her şey mükemmeldi ve hızlıca ilerliyorduk.

Tüm ailem yanımdaydı. Güç alacağım herkes gelmişti.


Doğa ile bizi ilk Baha Bey tanıştırdı. İlk hareketlerini onunla gördük ve Doğa'yı kucağıma sağ sağlim yine o verdi.


Saat 09:30 

Çok üzgünüm beni sadece anne olan anlar. Doğumdan sonra nasıl bir boşluğa düşeceğim biliyor musunuz? Tam 40 hafta birlikteydik Doğa ile ama şimdi alacaklardı onu benden. Nasıl bir boşluktayım biliyor musunuz? Artık her yere yanımda götüremeyeceğim. Hep merak edeceğim iyi mi diye. Kimseye güvenemeyeceğim. Ona sadece ben iyi bakabilirim. Nasıl bir boşluktayım işte o boşluk var ya tarifsiz. Çok derin bir acı gibi belki daha da öte.



Bir yandan da öyle mutluyum ki, öyle heyecanlıyım ki tarifi ölçülemez. Mucizemizle tanışma vakti geldi. Kıpır kıpırız Serkan ile........ Çok merak ediyoruz çok Allah'ım kalbim çıkacak sanki. Ne olursun hissettiklerimi anlatmama müsaade et. İçimdeki bu tarifi olmayan duyguları dışa dökebileyim.  Allah'ımın bana verdiği mucizeye çok sahip çıktım, ona öyle sıkı sırıldım ki canım yaptım, hayatımı onun üzerine kurdum, onu ben büyüttüm ve bundan sonrası belki daha zor olacak fakat çok daha güzel geçeceğini şimdiden hissediyorum.    




Saat 10: 00

Çok az kaldı. Aileler ile fotoğraflarda çekildi. Sevgili hemşireler de çıktı meydana. '' Oda ne bu iğrenç önlüğü giymek istediğimi kim söyledi size? Hayır tabi ki giyeceğim. İç sesimi umursamayın siz .... '' Daha sonra giymeye karar verdim. Şimdi onu giyip popom açık fotoğraf çektiremeyeceğim . Şimdi verdiğim frikiklerle ünlenmim hastanede .... 

     İşte bu fotoğrafa bayılıyorum.......


Kemoterapi ve almış olduğu çok ağır ilaçlara rağmen kızını yalnız bırakmayan balım annem.

2.Annem 


Saat 11: 00

Sanırım şu doğum işi ile ilgili ciddi problemlerim var. Halen doğuma alınmadım. Hanı saat 11.00 da doğuma alınacaktım. Sanırım unuttular beni.

Saat : 11:20 

Hemşireler bir anda odaya akın ettiler. Ne oluyoruz yahu baskın filan mı var ? ''Gülşah Hanım hala hazır değilsiniz, ameliyathane de hocalar sizi bekliyor '' lafa bak lafa hazır değilsiniz. Bana gelip '' Sizi biz hazırlayacağız, ameliyata girmeden haber verilecek'' diyen siz değil miydiniz ?  Aman aman neyse ki akıllarına gelmiştim. Doğa biraz daha karnımda kalsa ve onu göremesem çıldırırdım heralde.

Heyyyyyyyyy artık gerçekten doğuruyorum bennnnn... 



















24 Haziran 2013 Pazartesi

Ve Karar Verilir......

39+5 Karar Anı ........ Varım Diyorum .....

Biliyor musunuz ben halen doğuramadım? Şaka gibi ama Doğa halen içimde. Bedenim de nasıl bir boşluk olacak dünyaya geldiği zaman? Ayrılığımız biliyorum ki bana da çok zor gelecek. Ama daha güzel günler bekliyor beni, bizi. Doğa'yı artık karnımda değil de kucağımda taşıyabileceğim, artık sahip olduğum şeyi görebileceğim, dokunabileceğim, gözlerinin en içine bakabileceğim ve en önemlisi o evlat kokusu denilen şeyi bende usulca, soluksuzca ve doyumsuzca içime çekebileceğim. Benden mutlusu olmaması lazım bu dünyada.

Yine bir Kontrol ............

Muayene sonrası anlıyoruz ki Doğa halen gelmiyor. Hiç bir belirti yok. Karnım dik, açılma yok, bırakın normal sancıyı yalancı sancı bile yok yokta yok yani... O vahim kararı vermemiz gerekiyor.

Baha Bey '' isterseniz 7 gün daha bekleyebiliriz.''
Ben umutsuzca '' Gelir mi ki beklesek'' adam ne bilsin karnımdan omu çıkacak sanki..
Serkan     '' Sezaryen olsa''
B. Bey     '' Sizin kararınız,  bunu siz belirleyeceksiniz''

Aklımda yine sorular. Ya 7 gün sonra da gelmezse. Ya Doğa'yı tehlikeye atarsam. 40. haftadan sonra beklemek çok riskliydi. Amniyon sıvısı normaldi ama ne malum bebeğin kordonu dolanabilir, dışkısını yeyip zehirlenebilir, amniyon sıvısı bitebilir. Tüm bunların olmayacağının garantisini kim verebilir bana?

Serkan '' Sezaryen en erken ne zaman olabilir''

Baha Bey hemen telefona sarıldı. Ameliyathane ve yanında doğuma girmesini istediği diğer doktor olan Habibe Hanım'ı aradı.

''Yarın 11:00' da doğuma alabiliriz''

Ne yani ben şimdi ben yani ben nasıl ben bir anda yarın 11 de randevulaşır gibi ANNE mi olacaktım. Yapmayın yahu panik oldum işte.

Ve nihayet kararımızı verdik. Yarın ana baba günümüzdü. 11 de Doğa dünyaya gözlerini açacaktı aslında biz buna açmak zorunda bırakılacaktı da diyebiliriz.

Baha Bey doğum için 08:00 da hastanede olmam gerektiğini, gece 03.00 dan sonra bir şey yemememi söyledi.
Daha önce hastaneye dair her şeyi ayarlamıştık. Odamızı belirlemiştik. Epidural için doktorumuzu seçip, gayet detaylı bilgi almıştık. Her şey hazırdı yani.

Hastaneden çıktığımız da eşimle pek konuşmadık. Sanki olağan bir gündü bizim için rutin kontrol ve eve dönüş gibi. Ama bu sefer her şey farklıydı. Biliyorduk ki ikimizde çok heyecanlıydık, ikimizde paniktik ve ikimizde konuşmaktan korkuyorduk. Birimiz başladı söze ama hangimiz hatırlamıyorum. Ne yapalım derken ufakta olsa piknik gibi bir şey yapalım istedim. Hem baş başa son saatlerimizi geçirirdik, hem Doğa'nın karnımdaki son karelerini fotoğraflardık. Ama önce yapmamız gereken birşey vardı. Haber vermemiz gereken herkesi aradık ve yarın 11 de doğuma gireceğimin haberini verdik. Eşimin annesi dışında herkes mutlu oldu. Bir tek o normal doğum yapmamı istiyordu. Hatta ''Ara kızım doktorunu , ben vazgeçtim normal doğumu bekleyeceğim'' diye söyle dedi. Serkan çok sinirlendi bu duruma neden beklesin neden doğum yapmasın neden kızının ve karısının hayatını tehlikeye atsın. Mediha annem kötü bir şey söylemedi aslında, oda benim gibi normaline hazırlamamıştı kendini, olaylar beklediğinin dışında gelişince biraz mutsuz olurdu. Neyse herkes öğrendi. Artık gönül rahatlığı ile kocamla son saatlerimi yaşayabilirim.

Yiyecek bir şeyler aldık ve Nezahat Gökyiğit Botanik Parkına gittik. Oturduk, konuştuk, yedik, fotoğraf çektik. Ama bir türlü asıl konuya gelemedik. Aslında geldik ama ''Doğa'' desek konu hemen değişiyordu. Parktan çıktık hastanede lazım olur diye yiyecek bir şeyler almaya markete gittik ve oradan eve geçtik. Saat 17.00 olmuştu. ''Ne yapalım'' diye düşünürken film izlemeye karar verdik. Son filmimizi. Şimdi diyorsunuz yarın doğumun var be kadın hiç mi hazırlık yapmayacaksın. Evet yapmam lazım bir sürü işim var üstelik size bir sır vereyim mi daha doğum çantam bile hazır değil.

Derken film izliyoruz ama ne izliyoruz, ne oluyor farkında değiliz boş boş bakıyoruz ekrana... Ne Serkan konsantre ne ben .... Telefonla birlikte aklımız başımıza geldi. Arayan Mediha Anne ''

'' Çocuğum deli misiniz siz ne filmi? Yarın doğum var. Şekerlerin üzerine tarih yazdınız mı ''
'' Panik yapma anne ben hallederim. Yooo yazmadık''
'' İnin Doğa'nın odasına hemen şekerlere tarih yazın. Osman ne rahat insan bunlar oturmuş film izliyorlar'' bir yandan babama olanları anlatıyor. Tüm talimatları verdi ve telefonu kapattı.

Kendimize geldik yahu. Ne saçmalıyoruz yapılacak bir sürü iş var. Şekerler, doğum çantası, Doğa'nın eşyaları, hastaneden istenen belgeler, doğuma giderken giyeceklerim....

Başladık tüm bunları halletmeye. Saat geç oldu yatıp dinlenmemiz lazımdı. Uyuyamıyorduk ki. Kolay mı yarın ünvanlarımızı alacaktır. Merasim töreni vardı. Hayatımızın mucizesi, kıymetlisi ile tanışacaktık?

Nasıl bir kız? Kime benzeyecek? Sağlıklı mı? Doğum nasıl geçecek? Güzel mi?

Anne bana için çirkin bebek yoktur aslında . Onların çocuğu en özeli ve en güzelidir. İnsanın kalbinden hep güzel olsun diye geçer. En önemlisi sağlık derken , arka fonda ta en içinde güzel bir bebek olsun lütfen diye yankılanıp durur.

Tam 40 hafta Doğa'yı sabırsızlıkla beklemiştik, 40 hafta kokusunu içimize çekmek için gün gün saymıştık. İşte bitti inşallah mutlu son olacak ......

Hadi İyiyim Yarın ANNE oluyorum...













22 Haziran 2013 Cumartesi

Doğum Yaklaşırken, Korku Sarar Anneyi ......

39+2 ......

Gene doktordayız. Baha Bey beni görür görmez ''Hala mı doğurmuyorsun, bir gece yarısı senden telefon bekliyorum doğuruyorum diye? '' dedi. Bozuluyorum ama. Benden sonra hamile kalan bir çok hastası doğum yapmıştı. Ama bizim bebenin dışarı çıkmaya hiç mi hiç niyeti yoktu. Gene bir kontrol gene doğuma dair hiç bir belirti yok. Sevgili eşimle çıktık dışarı. Caddebostan'a gittim. yürümenin doğumu tetiklediğini duymuştum. Yürüdüm tam 4 saat. Delilik işte benimkisi belki gelir Doğa'm belki artık kavuşuruz. Eve zor attım kendimi. Ağrıdan gebermek üzereydim. Neden bu işkenceyi bebeğime yaptım ki? Geleceği varsa gelirdi zaten.

Zaman azaldıkça beni bir stres sarmaya başladı? Bazen anne olmaya halen hazır olmadığımı düşünüyorum. Yavaş yavaş diyemeyeceğim ama iş son raddesine geldiği an içimde bir korku oluştu. Anlatılması dile dökmesi çok zor şeyler. Mutluyum fakat bir yandan sorular kafamın içinde dönüp beynimi kemiriyor. İçimde tarifi olmayan ve anlam veremediğim bir sürü duygu var. Bunların hepsini doğumun halen gerçekleşmemesine bağlıyorum.

Hazır mıydım acaba anneliğe? Bir çocuğun sorumluluğunu almaya, ona sürekli öğretmeye, sevmeye, ilgilenmeye, sorgusuzca kalbimi açmaya, her türlü fedakarlığa .... Peki sabrım var mıydı? Tüm bunlarla başa çıkacak, gece gündüz uykusuz kalacak, ağlamalarına katlanabilecek, sürekli onunla ilgilenecek........

Ya hayatım vazgeçebilecek miydim bu rahatımdan ? Bir daha sinemaya ne zaman gidebilecektim? Gece yarısı canım her hangi bir şey istediğinde atabilecek miydim kendimi sokaklara veya arkadaşlarımla sabahlara kadar bar bar gezebilecek miydim ve bir daha ne zaman sarhoş olabilecektim. Peki arkadaşlarım her hafta sonu bizim evde toplanmalarımız, guitar hero partilerimiz, eğlencelerimiz, dedikodularımız, akşam yemeklerimiz, dışarıda buluşmalarımız, kız kıza içmelerimiz, kahkahalarımız, sabahlamalarımız ...... Tüm bunları bir daha yapabilecek miydim? Kocamla bir daha ne zaman baş başa kalabilecektim. Aklımıza estiği an hafta sonu kaçamağı yapabilecek miydik?

Asıl soru şuki hazır mıydım bir bebeğin sorumluluğunu almaya, anne olmaya ?



İşte beni anne yapacak, mucizemin karnımda ki  son anları ......


Kontrol sırası beklerken stresten perişan olmuş ben ......








21 Haziran 2013 Cuma

Bu Göbekte Grev Yapan Bir Bebe Var.

Doğa Odası ;

Kızımızın her şeyi hazır. Odası boyandı, oda takımı kuruldu. Anne koltuğu beşiğin karşısındaki yerini aldı. Kıyafetleri dolabına yerleştirildi, minik ayakkabıları dolaba özenle dizildi.... Saç tokaları, çerçeveler, aksesuarlar, abajur, avize her şey tamam. Tek eksiğimiz sensin güzel kızım, sen gelince tamamlanacağız.

Hani erkek çocuk istiyordum ya ben, hani avazım çıktığı kadar bağırıyordum '' atlı mı kim çaldı '' diye. Cinsiyetini öğrendiğim zaman hayal kırıklığı yaşamıştım. İşte iyi ki ben bunları hissetmişim, iyi ki yaşamışım diyorum. Şimdi düşlerimde o anne-kızı canlandırıyorum. Kalbim sevgiyle doluyor. Anne kız demek her şey demek. Ben sırdaşı olacağım onun sadece sırdaşı mı arkadaşı, dostu, annesi ve hayatın da bir şey eksik olduğu zaman o eksikliği dolduran kişi olacağım ben. Ne çok şey olacağım meleğimin hayatında , ''şanslı annenin ilk evladı kız olurmuş'' demiştim evet şimdi o şansı sonuna kadar hissedebiliiyorum. İyi ki küçük bir pamuk prensesim olucak. Çok seveceğim onu Tanrım her şeyden çok seveceğim, bana verdiğin bu mucizeye tüm kalbimle sahip çıkacağım.

39. Hafta ...... Morali Bozuk Bir Hamile ......

Yok yok  olmayacak bu iş. Yapamayacağım ben. Neden ben yapamıyor muşum? Bas baya Doğa yapamıyor işte. Blogumun birinde ''İnatçıyımdır ben, hemde çok inatçıyımdır'' demiştim. İşte Doğa benim en alınmaması gereken huyumu almış. Nasıl bir inattır bu, neden böyle yapıyor bu bebe, yoksa istemiyor mu bizi, istemiyor mu bize kavuşmayı? İstiyorsa neden gelmiyor hala, neden en ufak bir belirti yok?

Tabi ne oluyor diyorsunuz ;

Doktordan çıktık. Muayene oldum. Ama yok işte. Açılma yok, yalancı sancı yok, karnım hala hamileliğimin ilk günü gibi dimdik havada. Yani doğuracağıma ibaret hiç bir belirti yok. Gelmeyeceğini düşünüyorum. Sevdi yerini. Serkan sezaryen olmam konusunda baskı yapıyor. Ama hani normal yollardan doğum yapacaktım ben?

Hamileliğimi ilk öğrendiğim zaman doğuma dair tüm videoları izlemiştim. Normal doğum,sezaryenle doğum, suda doğum, evde doğum. Yani doğuma ait ne varsa benim de bilgim vardı. Bu annelerin genelde cesaret edemediği bir olaydır. Ama ben başıma gelecek şeyi merak ederim. Çok araştırırım hangisi kafama yatarsa onu yaparım. Sezaryen normal doğuma göre daha az riskli geliyor bana.

Bebeğin doğum kanalından çıkarken travma yaşama durumu oluyormuş, yada kafa yapısında bozulma veya zor bir doğum olursa bir takım engeller......... Sezaryen ise en risksiz olarak geldi bana, tabi onunla ilgi de bir sürü yazı var. Mesela narkozun çocuğu ileri ki yaşlarda etkilediği filan.. Buna katıldığımı pek söyleyemem. Epidural yapıldıktan sonra bebeğin karından çıkması 8 dk. civarında sürüyor. O süre zarfında bebeğe narkozun geçeceğini hiç düşünmüyorum. Bir yandan da diyorum ki ; normal doğum da travma olasılığı tabi ki olabilir ama bebek doğal yollardan dünyaya geliyor, doğum kanalından geçerek yavaş yavaş kendi isteği ile yani süreci bebek başlatıyor neden travma yaşasın?  Daha bunlar gibi nice şeyler okudum, duydum, gördüm.

3 günde bir doktordayız. Hala bir hareket yok. Çok kızıyorum Doğa'ya ve herkese de söylüyorum '' Bu bebe 40. haftada da gelmeyecek. '' biliyordum gelmeyecekti tanıdım ben bebeğimi, bir şeyleri bekliyordu. Korkuyor muydu acaba ama annesi yanındaydı. Çok iyi bakacaktı ona ve sabırsızlıkla herkes gelmesini bekliyordu. Normal doğumum zor olurmuş. Yani Baha Bey ''Zor olur ama yaparız. Ben güveniyorum sana'' demişti. Bence de çok zor olacaktı bunu çok iyi biliyordum, belki de Doğa bu yüzden bekliyordu.









Sana Bebeğimi Emanet Edeceğim Doktor ......

38. Hafta ...... 

Haftalar çok hızlı geçiyor. Hesaplarımıza göre doğuma sadece 2 hafta var. Bazen Doğa'nın sabırsızlanıp hemen gelmesini istiyorum. Ama gelmeye hiç niyeti yok gibi. Artık kontroller sıklaştı. 10 Günde bir doktordayız. Baha Bey gördüğüm en ılımlı, en sıcak kanlı ve en esprili doktorlardan biri. Jinekoloji genel de kadınların en zorlanarak gittikleri bölümlerden biridir. Genelde hep bayan doktorlar seçilir. Ama benim favorim erkek doktorlardır. Bayan doktorlar gibi kaba olmazlar. Daha ılımlı, daha naziktirler ve tabi daha anlayışlı. Hele konu doğum ise....... bebeğini emanet edeceksen.... Çok iyi seçmelisin doktorunu...  Seni çok iyi anlamalı. İşte Baha Bey öyle bir doktordu. Yoğunluktan test sonuçlarımı öğrenmek için arayamazken, o beni arardı, merak etmediğim için hafifçe kızardı da ... Başka bir gün ise '' Nasılsın, hamilelik nasıl gidiyor, bir şikayetin var mı ?''  diye arayıp sorardı. Hamile bir kadın daha ne ister ilgili bir doktordan başka. Özellikle bebeğimi kuzu diye sevmesine bayılırdım. Her gördüğünde bana Doğa'yı mutlulukla anlatırdı. İşte bu yüzden güveniyordum ona, bebeğimi emanet edebilirdim.

Doğuma az kalmasına rağmen hala aklım gezmedeydi. Ayaklarım, ellerim, göğüslerim, göbeğim koskocamandı.Baya baya devasa bir şeydim. Herkes iyi göründüğümü söylese de aynaya bakıp kendimi görme gibi bir yetim vardı. Bu hafta sonunu ailecek akrabamızın yazlığına giderek değerlendirdik. Son anlarımın keyfini çıkarmaya bakıyordum. Bir bakıma da '' belki aktif gezici olursam bir anda sancım tutar ve Doğa'ya kavuşurum'' diye düşünüyordum. En çok istediğim şeydi böyle filmlerdeki gibi gece yarısı sancım tutsun, bağıra çağıra Serkan'ı uyandırayım, hastane çantamızı alalım ve apar topar hastanenin yolunu tutalım. Bir panikle herkesi arayıp bağıra bağıra ''ben doğuruyorum'' diyeyim. Serkan'ın ellerini sıkıca tutayım. Heyecanı severim ben hayatın olmazsa olmazıdır.  Ama nereden bilebilirdim ki, bu eğlenmenin gecesi bana zehir olsun.



Allah'ım çok şiddetli bu ağrılar çok canım yanıyor, üzerine Doğa'nın kasılmaları da eklenince hiç gücüm kalmamış gibi hissediyorum. İşte diyorum içinden '' Doğa bu gece geliyorrrrr '' Sonra anlıyorum ki Doğa'nın gelmeye niyeti filan yok. Acılar, sancılar, ağrılar peşi sıra daha da şiddetleniyor. Dayanıyorum bebeğim senin için dayanıyorum. Kavuşmamıza çok az kaldığı için dayanıyorum. Seni zamanında, sağlıkla görmek için dayanıyorum.











Bağıra Bağıra, Ikına Ikına Acı Çekerek Doğurucam Ben......

37. Hafta... Doktor Kontrolündeyiz ......

Heyecanla gittiğimiz kontrollerde Doğa'nın o minik kusursuz yüzünü hiç göremez olduk. Hanım efendi artık kendini saklıyor, aklınca süpriz yapacak bize. Zaten 37 hafta boyunca sadece bir kere kendisini göstermemiş miydi bu kız? Geri kalan tüm görüntülerinde ya eli ağzında, ya bize poposunu dönmüş duruyor vaziyetteydi. Hayır havası kime bu kızın? Bir edalarda bir cilveler de bir doğsun alacağım ben onun havasını.

Normal doğum için hiç bir sorun yok gibi, artık gerisi Doğa'ya kalmış biz sadece bekliyoruz. Sezeryan olsa bir hafta sonra kavuşacaktım bebeme ama ben acı çeke çeke, bağıra bağıra böyle ıkına ıkına hakkıyla bebeğimi kucağıma almak istiyorum. Doğduğunda ilk gören, ilk dokunan ben olmalıydım bebeğime. Kokusunu ilk ben içime çekmeliydim, İlk bakışları bana olmalıydı, ilk beni tanımalıydı hayatında.

Hem epidural diye bir olay vardı ve artık hiç bir riski yoktu çok gelişmişti her şey, en iyi hastanelerden birinde doğumumu yapacaktım. Korkmanın da lüzumu yoktu. İstiyordum acı çekmeyi, hem benim acı eşiğim çok yüksektir. Öyle kesilmedikçe gıkım çıkmaz. Tamam o kadar olmasa da bu konuda oldukça başarılı ve ketumumdur. Kararım kesindi doğal yollardan gelmeliydi Doğa. Serkan benim tam aksimi düşünüyordu. Sezeryan olmalıydım. Kızına ve bana zarar gelmesini istemiyordu. Doğum yaklaştıkça Serkan'ın endişeleri de yaklaşıyordu tüm riskleri düşünüyordu. Anlasa ya ben ve kızı çok sağlıklıydık.

Doğuma Serkan'da girecekti. Ben böyle istiyordum onun benim yanımda olup elimi tutması kuvvetli olmam demekti. Ama Serkan'ı kan tutar. Hayır kanı bırakın ufacık bir yara görse bile fenalaşır. Şimdi tekrar düşünüyorum da ne fedakar kocam var benim, sırf yanımda olmak için ben istiyorum diye hiç itiraz etmeden yanımda olmayı kabul etti.

Doğa'dan ayrılmama az kalmıştı. Artık kızımı başkalarıyla da paylaşacaktım. Bu biraz da olsa üzüntü veriyordu bana. Tekmelerini, dokunuşlarını, hıçkırık tutmasını bile ilk ben hissediyorum. Ama doğduktan sonra öyle mi olacaktı? Bir kere her şeye karışılacaktı. Herkes ben bilirim nidalarında akıl verecekti. Senin bildiğinin onlar için bir önemi olamayacaktı. Bilmem kaç çocuk büyütmüş kişiler olarak fi tarihinden kalma deneysel şeyleri bile uygulamaya çalışacaklardı. Başa gelen çekilir demeye hiç niyetim yoktu. Doğa bizim kızımızdı ve onunla ilgili en iyi kararları biz verirdik. En iyi şeyleri biz öğretirdik. Farklı ellerde büyüyen çocukların farklı farklı huylar edindiğini düşünürüm. Herkes ten bir şey kapamaya elverişli olan çocuğun huyları da allak bullak olmaya başlar. Çocuk dediğin fotokopi makinesi gibidir. Kopyalar ve çoğaltır her şeyi. Hafıza da tutar enteresan bir şekilde duydukları bir kelimeyi bile cuk diye yerine oturturlar.

Misal yeğenim Ediz Efe sanırım 3 yaşındaydı. Bir yerden uygunsuz laflardan birini duymuş. Bende o zamanlar arkadaşıma profesyonel bir kaç fotoğraf çektirmiştim. Fotoğrafları eline aldı evirdi çevirdi baktı bir daha baktı ve kafasını kaldırıp şu cümleyi kurdu '' Anneeee teyşem kötü olmuş'' (Tabi ben hafifletilmiş bir şekilde aktarıyorum) Nasıl yani ne diyor bu çocuk tüm ev halkı şokta. Nereden öğrendi, kimden öğrendi, hayır nasıl bir yakıştırmaydı bu fotoğrafa bakarak o kelimenin kullanılması gerektiğine nasıl karar vermişti?

''Teyzecim o söylediğin şey ne demek biliyor musun?
'' Hayır teyzecim''
'' Peki bebeğim nereden öğrendin sen bunu? ''
'' Annem arabasını park ederken, amcanın biri telefonda söyledi''

İşte halkımız da bu kadar sağduyusuz çocuk, genç yaşlı demezler. Sokakta olduklarını düşünmezler pata küte konuşurlar böyle. O gün Ediz' e bu kelimenin ne kadar yanlış olduğunu anlattık. Şuan 11 yaşında bir kere bile söylediğini duymadım. İşte çocuk böyledir. Kapar, kopyalar, yerini bulur ve cuk diye yapıştırır. Aman ha dikkat bebelerimizin sorumluluğu bizdedir. O yüzden tek kişinin otoritesinde büyüsün bebe, karışmasın kişiliği.

İşte benim Ediz'im namı diğer Tütüm.


Doğa'nın içime ilk düştüğü an ve bizim bundan haberimiz yok. Kutlanan yılbaşı arkası kahvaltı ......


















20 Haziran 2013 Perşembe

Hafta Sonu Aşkına ......

Bir Hafta Sonu ..... 

Her hafta sonu olduğu gibi bu hafta sonu da dışarı çıkmaya pek bir hevesliyim. Önce Doğa için yüzelim  diyorum arkasından bebeye biraz alışveriş yaparız. Evet sevdim bu fikri hızlı bir kahvaltının ardından kendimizi Taç spora attık. Yüzmek bana iyi mi geliyor du kötü mü halen anlamış değilim. Serinliyorum peki ya sonrasında ki ağrılar? Her güzelin bir kusuru olacaktı ''acı çekmeden anne olunmaz'' der annecim çok haklı.. ''Anne olunca anlarsın kızım'' kısmına hiç gelmek istemiyorum. Hem henüz tam anne sayılmam, olunca düşüneceğim bu konuyu.

İnsanların göbeğim deki Doğa'ya baktıklarını hissediyorum. ''Neredeyse doğuracak hala havuz derdinde'' der gibiler. Halbuki bilmiyorlar ki bir anne için en zor mevsimden geçiyorum. Tabi hepsi rahat çocuklar bebe havuzunda ne dert var ne tasa. Yüklü insanım ben yüklüüüüüüü..

''Hop açılın küçük ama kocaman göbeği olan bir fil atlayacak havuza'' havuza girdikten sonra ohhh demek isterdim ama havuz suyu dışarıdan daha da sıcak. Hem şezlongta yatamıyorum malum kuyruk sokumum hemen ağrımaya başlıyor. Bu aralar yattığım yerde kalma gibi bir durumum var. Desteksiz kalkamıyorum. Doğa'yı taşıyamadığımdan değil sevgili ağrılarımla başa çıkamadığımdan.

En iyisi mi alış veriş yapalım biraz. Hem bu bana iyi gelecek, nede olsa çoğu kadın gibi alışveriş delisiyim. Hamile kaldığımdan beri kendime doğru düzgün bir şey almadığımı fark ettim. Herşeyi Doğa'ya alıyordum. Bu bebe daha doğmadan çok hükmetmeye başladı bana, bu kadar da olmaz ki canım azcık anneyi de düşünmek lazım.

Avm Kapısındayız.

''Serkan çok sancım var''

Paniktir benim kocam. Hemen kalbi ağzına gelir. Müsaade etsen oracıkta ambulans çağırır. Kaskatı kesildim. Tansiyonum çıktı hissediyorum. Ayakta duracak gücüm yok. Böyle olduğum zamanlarda içimden hep dua ediyorum ''Allah'ım Doğa'yı koru. Bana onu sen armağan ettin sakın beni bırakmasına izin verme. O güçlü bir kız, o çok güçlü bir kız '' Aslında olan biten bir şey yok. Her zaman ki durumlarım. Zor-la-nı-yo-rum işte bu kadar kısa ve net.

''Korkma aşkım biraz oturursam geçer'' ister istemez kızıyor bana çünkü hiç dinlemiyorum sözünü. İnatçıyım ben hemde çok inatçı dışarıda olacaksam olacağım. Aslında başıma gelecekleri çok iyi biliyorum. Eeee ne demişler ''Can çıkmadan huy çıkmazmış'' işte bu benim için geçerli bir söz. Hiç panikletmiyorum Serkan'ı ''iyiyim ben'' diyorum. O alınacakları alsın ben şuracıkta oturup soğuk bir şeyler içeyim.

Derken eve dönüyoruz. İşte uzun zamandır hafta sonlarım böyle geçiyor benim. Hevesle başlayıp, yorgunlukla biten. ''Gelir gelmez atıyorum kendimi koltuğa'' demek isterdim. Ama hiperaktifim ben. Mantı açarım, pasta yaparım, ütü yaparım. Ruhumun hasta kısmı hep aktiftir yani ne ağrıya bakar, ne koca karına aklına estikçe hareket özgürlüğünü kullanır.

Birde alışveriş sitesi olayları var tabi, beni bitiren tabiri caizse soyup soğana çeviren kuruluşların başında gelir. Kargocular bile artık ''abla gene kargon var. Payın mı var bu siteler de senin '' der hale geldiler. Hatta bazıları benim yerime imza bile atıyor. Çok tanınıyorum bu camiada. O kadar çok site var ki insan kendini kaybediyor. Benim ki şuna da alayım, bunu da alayım, aman buda varmış, aa yarın şunun kampanyası varmış diye giden bir hastalık. Doğa doğunca kötü alışkanlılarım dan vazgeçeceğim. Evet bunu başarabilirim.

Doğa demişken, hızlı büyüyor. Kilosu, boyu artık daha hızlı artıyor tabi bende daha fazla kilo almaya başladım, 11 kilo civarında kütlemde artış gözleniyor. Vay bee bir sumo güreşcisi kadar devasayım artık. 32-34 bedenden 38 e yükselmek çok iştah kabartıcı doğrusu. Bakmayın 38 dediğime bazı markaların hala S bedeninin içine girebiliyorum havalıyım yani. Ey dostum avutuyorum işte kendimi havam kimeyse ......

Bir arkadaşım '' Gördüğüm en güzel hamilesin kız çocuğu annenin güzelliğini alırmış ama sen gittikçe güzelleşiyorsun'' demişti. Buna sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.. Çirkin olacaktı benim bebem ben çirkinleşmediysem demek ki almamıştı annesinin güzelliğini panik oldum bir an hemen beye söyledim ''Sen o kadar güzelsin ki, kızımız güzelliğinden alsa da sen hep güzel kalıyorsun'' demişti. Bu adamın ağzı bazen iyi laf yapıyor. Oh yahu içime bir su serpildi. Hatta serpilmedi kovalarca su boşaltıldı. Mutluydum kızım güzel olacaktı......












Şeker mi Şeker Doğum Şekerleri..

29 Ağustos 2012 35. Hafta....

Her geçen gün daha da yaklaşıyoruz birbirimize. Doğa neredeyse bedenimin yarısını kaplamış durumda. Arkadan görenler hamile olduğumu anlayamıyor. Tabi işin ön yüzünü görene kadar. Oda ne topaç gibi bir göbek. ''Göbek değil o bebek'' diyesim geliyor. Sonra neyse ne işte içeride ne olduğunu ben biliyorum başkasının bilmesine lüzum yok diye düşünüyorum. İnsanlar da bilmiyordu ya.

Zaman geçtikçe babaya kaprislerimiz çoğalıyor demek isterdim ama yok öyle bir şey. Düşünüyorum da ben hamileliğim boyunca hiç kapris yapmadım, hiç aşermedim, aman çok ağrım var diye sızlanmadım. Yani ben hamilelik dönemimi hiç değerlendiremedim. Aslında el üstünde tutulmak için bu bir fırsattı. Ben zaten el üstünde tutuluyordum ki  ne gerek vardı gereksiz kaprislerle insanların canını sıkmaya. Aferin bana.

Bugün Serkan'ı işe göndermedim. Çünkü günlerden Doğa'nın doğum şekerlerini seçme günüydü. Hava aşırı sıcak ve ben Eminönü'ne gideceğim diye tutturdum. Kadıköy'e kadar araba ile gittik. Ondan sonrasına vapurla devam etmeye karar verdik.  Bu sıcak havada yapılabilecek en güzel şeydi. Serin serin mis gibi üstelik ben vapurda tost ve portakal suyu olayına bayılırım. Yola çıktığımızdan beri 5 kere lavaboya gittim. Bu iş beni usandırdı artık. 70 yaşına gelsem bu kadar çok tuvaletim gelmez. Hayır Doğa'yıda anlıyorum daracık yer büyüyor sıpa sıkışıp kaldı yer açmaya çalışıyor kendine ama gitsin başka yerden yer alsın kendine banane yahuu pufffff....

Cehennem sıcakları bu olsa gerek. Dolaşmak imkansız. Oldum olası Eminönü'nü hiç sevmemişimdir. Gereksiz kalabalık gelir bana fakat ne ararsan orada bulabilirsin. Sonunda havuzlu han denilen o meşhur yeri bulduk. Aman o çok met edilen yer burası mıymış? Hani ne varmış burada hiçbir şey yok. Buraya kadar boşuna mı geldik şimdi? Hayallerim vardı benim. Bazen yerler ile ilgili öyle hayaller kuruyorum ki sonra hüsrana uğruyorum.

Derken gözüme bir dükkan ilişti. Hemen daldık içeri omu bumu derken sonunda aradığımızı bulduk. Çeşit çeşit biblolar, kağıt tutacakları aldık kızımıza. Ayrıca şekerlerini de ben yapmak istiyordum. Nasıl bir şey yapabilirim derken ona da karar verdim. Küçük kutular ve kurdele aldım. İçine rengarenk şekerlemeler koyucaktım. Ohh bu işte tamamdı. Bir saat içinde tüm malzemeleri teslim ettiler.

Sanırım sıcaklar beni yıldırdı. Hemen eve dönmek istiyorum. Kalabalık üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. Hiç hareket etmemesinden dolayı Doğa'nın da çok yorulduğunu düşünmeye başladım.. Artık hareketlerini hissetmediğim zaman panikliyorum. Hemen Doğa ile konuşmaya başlıyorum. Ona seslendiğimi anlıyor ve cevap olarak sert bir yumruk atıyor. İşte o an kocaman bir ''ohhhhhhhhhhh'' çekiyorum.

Artık 5 haftamız var. 35. haftamız geçti gitti bile. Başında ''çok uzun geçer mi'' diyordum ama geçti işte ne kaldı şunun şurasında kızıma kavuşmaya? Fakat halen teklifim geçerli. Hamilelik olayı 6 aya düşmeli. Askerlik mi bu yahu bir inip bir çıksın. Pardon bedellisi var mıydı bu olayın?



















Biri Olmalı İnsanın Hayatında ......

Kocam'a ;


Sevgilim ...... Canımınİçi...... Hayatımda ki tek Aşk, Nefes, Ömür kısacası Herşey ....

'' Hayat bizim içsel gücümüzü, birbirimize olan adanmışlığımızı ve aşkımızı test eden bir çok olayla doluydu ve dolu olmaya da devam edecek. Ama derler ki gerçek aşk sınırsızdır, ölçülemez ve bütün tersliklerin üstesinden gelir.  Biz bizim aşkımızın gerçek aşk olduğunu biliyoruz ve her geçen gün inatla büyümeye devam edecek. sen hep benim ol, bana gül olur mu'' demiştin üniversitedeyken bana yazdığın mektubunda ....

Tam 10 yıl önce girdik birbirimizin hayatına.... Kim derdi ki barda tanıştığın kişi hayatının aşkı, bebeğinin babası olsun. 19 yaşındaydım tanıştığımızda, ilk elimi tuttuğunda, öptüğünde beni sonsuza kadar sahiplendiğinde ve ''biz evleneceğiz'' dediğinde. İşte bu demiştim bu adam olmalı hayatım da sonsuza kadar ellerimi bu adam tutmalı, bu adam dokunmalı bana, bu adamın sevgisi sadece benim olmalı.

İnsanın hayatının her adımında yanında birinin olması çok önemlidir. Şevkatle, sevgiyle, öz veriyle ve büyük bir aşkla sahiplenilmek ister insan. Birisine ait olmak ister, kıskanılmaktan nefret etse de kıskanılmak ister. Öyle çok sevdim ben seni. Her şeyim yapacak kadar. Biliyorum öyle çok sevdin beni her şeyin yapacak kadar. Birlikte ne zor günler atlattık, mutlu zamanlarımız daha fazlaydı tabi.. Hep yanımdaydın sen, her zaman ellerin elimdeydi. Hastalığımda bile 4 yıl benimle mücadele ettin hala da ediyorsun. Hiç bıkmadan, usanmadan bir kere bile şikayet etmeden. Ben üzülmeyeyim diye hiç sesin çıkmadı, hiç üzüntünü belli etmedin. Hep moral oldun bana. En önemlisi hep sevdin beni.

Hep dik durdum. Hiç yılmadım. Üzüldüğüm pes ettiğim zamanlar olmadı değil. Yine sana sarılıp ağladım. Hep okşadın başımı ''Üzülme meleğim bu günler de geçecek'' dedin. Nasıl kalbimi okşadın. Bu hayatta ki en büyük gücümsün sen benim, en büyük desteğim. Sensiz olsam ne yapardım bilmiyorum aslında düşünmekte istemiyorum. Düşünüyorum da başkası olsa giderdi heralde. Ama sen gitmedin. Nasıl borçluyum sana, nasıl minnettarım.

Ben senden başkasını daha fazla seveceğimi bir an bile düşünmedim. Hep ilksin benim hayatımda. Her şeyi ilk önce yaşamak, birlikte yaşamak istediğim tek insansın. Bazen düşünüyorum Doğa'nın sevgisi senin önüne geçebilir mi? Hiç sanmıyorum. 10 yıllık sevgimsin sen benim. 10 yıllık emeğim. 10 yıllık ömrüm.

Annelik duygum tavan yapmadı diye suçluluk duymayan ben, kızımdan çok seni seveceğim için çok suçluluk duyuyorum. Daha dünyaya gelmemiş bir canlının sevgisini nasıl ölçüp, biçip, değer verebiliyorum ki ? Üstelik bu canlı bizim bebeğimiz, kızımız, parçamız, bizim mucizemiz.

Ama sen daha önce vardın, hep vardın.... Her zaman yanımdaydın. Bu kadar minnet duyduğum bir adamın yerine kendi canımdan bile olsa başkasını nasıl sevebilirdim ki ben?

İyi ki benimsin dediğim tek şeysin. 10 yıl sonra 3 kişi oluyoruz. Doğa benim sana minnetimin bir armağanı olsun. Biliyorum onu benden daha fazla seveceksin. Hiç kıskanmayacağım. Üstelik mutlu olacağım. Çünkü biliyorum sen mükemmel bir baba olacaksın. Hiç bitmek bilmeyen sevginle, tükenmeyen sabrınla kızımızı da kocaman kucaklayacaksın.

Doğa ve ben sana sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Çok tşk. ederim sevgilim bu sevgiyi, aşkı, huzuru, mutluluğu, minneti ve sayamadığım bir çok şeyi bana yaşattığın için. Sen hep benim ol bana gül olur mu?


















19 Haziran 2013 Çarşamba

Püf Noktası Doğum Fotoğrafçısı

32. Hafta ............................ Sancılı bir dönem....... Artık İş göremez raporum var. Deli raporu gibi. Niye işe yaramaz bir insanmıyım ben hamileyim altı üstü. Bu raporun ne biçim bir adı var böyle. Devletimiz sağ olsun.

33. Hafta ............................ Ağrılar Git Gide Artıyor.

34. Hafta ............................. Iyhhhhh hep tuvaletim var gibi. 2 damlada olsa var işte.

22 Ağustos 2012 34. Hafta ..

Her geçen gün daha da benimsiyorum Doğa'yı .... Çok bütünleştik çok çok çok çok. Normal doğum için  40. haftayı bekleyecekse Ekim 3 gibi bebemi kucağıma alacağım demektir. Tabi Doğa Hanım erken gelmeye filan kalkmazsa. Lütfen zamanın da gelsin ne erken nede geç. Geç olan hiç bir şeye sabrım yoktur benim.

Gelelim hamileliğin en zor karar aşaması olan doğum fotoğrafçısı olayına. Artık doğum fotoğrafçısı bakmaya başlasam iyi olacak gibi. En zor kararlardan birisi de bu olsa gerek. Aldım pc yi kucağıma, yazdım arama motoruna doğum fotoğrafçısı diye. Tık tık tıkk bir sürü sayfa çıktı önüme tabi ki önceliğim kendi web sayfası olanlar. Hepsini tek tek inceledim ve mail attım. Hepsinden albüm örnekleri, paket fiyatları ve paket içeriklerini istedim. Sağ olsunlar bütün fotoğrafçılar geri dönüş yaptı. Yapacaklar tabii işleri bu.

Bu iş ne pahalı yahu. İnsanlar resmen bu işin ticaretine başlamış. Bunun da ticareti olur mu demeyin gayet vahim bir şekilde oluyor. Yok cd de 500 fotoğraf, 1 albüm 750 tl. Tabi albüme eklemeler yapılabiliyor. Aile albümleri, çerçevede bebeğin fotoğrafı yada cd de daha çok fotoğraf  Tanrım çıldırmış olmalı bu insanlar. Neyse en iyilerinden olduğunu düşündüğüm birinde karar kıldım.

İnsanların en önem verdikleri şey evlilikleri ve hamilelik dönemleridir. Hamile kalmayan bir insan en önemli anının evlendiği an olduğunu düşünür durur. Ama içine o bebe düşünce yoktur daha ötesi en önemli anının hamilelik dönemi olduğu kafana bir anda dank eder. Her şey dört dörtlük, kusursuz olmalı. Nasıl bebeğinizin varlığını hissettiğiniz an onu sımsıkı sarıp korumaya, kollamaya başladıysanız, odasını eşyalarını titizlikle hazırladıysanız işte doğum anının görüntülenmesi ve hayatınızda ki en kalıcı yeri alması için ayarlayacağınız fotoğrafçı da bu kadar önemli demektir. Kaçımızın doğum fotoğrafı var ? Bence hiçbirimizin. Eminim ki çocukluğumuza ait fotoğraflarımız bile sınırlı sayıdadır. Ama benim bebeğimin öyle olmayacaktı ......


Bu işte tamamdı. Daha 1,5 ay vardı ama bir fotoğrafçıyı gözüme kestirdim ben. Nitekim Baha Bey'e '' Hocam doğuma fotoğrafçı alıyorsunuz değil mi? '' diye sorana kadar. Hayır almasa ne olacak alınacak, o an ölümsüzleşecek arkadaş o kadar..

'Tabi ki buldun mu birini''
''Evet''
''Ben sana birini önerim. 2 doğumunu da ben yaptırdım. İşinde iyidir.'' demesiyle elime Zeynep'in telefonunu tutuşturdu.

Ama ben bulmuştum birini, huff ne gereği vardı değiştirmenin tamam benim fotoğrafçım kalacaktı.

''Alo Zeynep merhaba, Gülşah ben Baha Bey'den aldım telefonunu'' bir baktım aramışım bile. 1 saat telefonda hiç susmadan konuştuk. Ne çok konuşuyordu bu kız. Ben sormadan her şeye cevap veriyordu. Çok hoşlandım ben bu hatundan tamam kızımla benim fotoğraflarımı bu hatun çekmeli.

Çok doğru bir karar verdiğimi kalbimde hissediyordum. Zeynep'in çektiği fotoğrafları görmemiştim. Yaptığı çalışmalardan haberim bile yoktu, albümleri fotoğraf kalitesi nasıldı bilmiyordum, önce web sitesi olsun demiştim e oda yoktu. Ama her şey güzel olacaktı buna emindim. Çok güvendim. Beni en çok etkileyen diğer fotoğrafçılar ile arasında fark olmasıydı.

Diğer fotoğrafçıların ilk belirtiği şey ücretti. ''Ücretin bir kısmını Doğumdan önce kapora olarak alıyorum. Geri kalanını doğuma girmeden, tek gün geliyorum ve bitiyor.''  kurdukları cümle buydu. Kaçan mı var paranız mı kalacak sanıyorsunuz nedir bu para hırsı?

Oysa Zeynep'le en son konuştuğumuz konu buydu ve kurduğu cümle şöyleydi.

''Gülşah'cım ücret konusunda önceden bir şey talep etmiyorum. Hamilelikte her zaman riskler yaşanabiliyor. Üzücü bir durumla karşılaşıldığında ücret konusu geçsin istemem. Doğumdan önce bir kısmını alıyorum. Albümü teslim ederken de kalanını. Doğum sırasında ne kadar verebilirsin. Ayrıca iki gün geliyorum. Anneler doğumun yorgunluğunu attıktan sonra, 2. gün Anne,baba ve bebek fotoğraflarını çekiyorum. '' demişti. Ne düşünceli bir kadın bu böyle bayıldımm.

İşte güven bu noktada başladı benim için. Başka söze ne hacet.... Oda bir anneydi ve tüm olasılıkları düşünebiliyordu. Sevdim bu kadını.

Anne kız çok güzel pozlar verecektik ve bir sürü anımız olacaktı. İçim çok rahattı artık.

İşte iyi kalpli bu insan böylelikle hayatımıza girmiş oldu.






















Benim Mucizem ......

Bir heyecan sardı bedenimi. Kalbim pıt pıt pıt pıt. Zaman yaklaşıyor içimde mini minicik bir kız çocuğu var. Çok garip duygular var kalbimde. Şu hamilelik olayı çok enteresan hala aklım almıyor. İçinde canlı taşıyorsun. O canlı içinde nasıl oluşuyor? Bununla ilgili bir çok video, yazı ve görsel var. Ama benim mantığım hala almıyor. Bir spermin rakiplerinin arasından sıyrılarak bir canlıya dönüşmesi hala aklımı şaşırmama neden oluyor.

Çok iyi bakmalıyım ona. Allah'ın bana verdiği bu mucizeyi çok iyi sahiplenmeliyim. Karnım büyüdükçe adımlarım daha da dikkatli olmaya başladı. Her hareketimi daha bilinçli yapmaya başladım. Sonuçta içimde DOĞA vardı. Bir canı taşımanın yükü kadar ağır bir yük yoktu. Ona iyi bakmalıydım yoksa başına gelen en ufak şeyden vicdanın seni sorumlu tutardı. Artık geceler çok daha zor. Göbeğim koskocaman sağa sola dönmekte zorlanıyorum. En kötüsü de Doğa'nın büyüdükçe mesaneme baskı yapması. 5 dk. da bir tuvalete gitmekten gına geldi artık. Dışarı çıkmak bir işkence sürekli error verir haldeyim. ''Hişşşş bey çek tuvaleti olan bir yere karınla kızın çok zor durumda''

Tavuk gibi sızdığım günleri özledim. Artık uyku diye bir şey kalmadı benim için. Doğa gece gündüz o kadar hareketli ki. 5 dk. uyuyacak olsam, şiddetli bir tekme ile uyanıyorum.

''Huuuuuuu kimse var mı? Anneeeeeeeeeeeee Annneeeeeeeeeeeeee hadi konuş benimle çok sıkıldım burada. Kime diyorum. Daracık yer zaten sıkıştımmmmmmmmm''

''Tamam bebeğim sakin ol bak ben buradayım.''

Ahh yavaş vursun yahu nefes alamıyorum. Kasılıp kalmaktan içim çıktı. Bak gene okkalı bir tekme geldi. Ne istiyor bu bebe benden?

''Uyumasana  anneeeeeeee hadi konuş benimlee''

''Uykudan uyanırmış bakarmış gülermiş.
Annesi kızını çok severmiş öpermiş. eeeeeeeeeeeeeeee eeeeeeeee eeeeeeee eeeeeeee''

Yok yok bilerek yapıyor bu sıpa. ''Kalktım işte. Tepişip dur şimdi. Ne yaparsan yap aaaaaaaaa  5 dk. uykum vardı onu da uyutmadın ya Doğa pes doğrusu"

Hareketleri daha da sertleşti.
Sanki '' Bunlar iyi günlerin kızımmmmmmm'' dercesine.

Ağustos 1 2012 31. Hafta.

Her şeyi hazırdı Doğa Hanım'ın daha 2 aylıktı babamızın heyecanına daha fazla engel olamadık ve arabası alındı. 5 aylık bile olmamıştı oda takımı alındığında. Oysa ki '' 7 aylık olmadan hiç bir şey almam'' diye kati konuşan bendim. Doktor kontrolleri, ultrasonlar, kilosu, boyu, ikili testleri, detaylı ultrasonu, amniyon sıvısı herşey mükemmeldi. Ama ne kadar sağlıklı olursa olsun, Olursam olayım hayatın ne getireceği  belli olmazdı. Anne baba olmanın heyecanına bizde yenik düşmüştük. Aldığımız her şey de adeta kendimizi tatmin ediyorduk. Şunu da olsun bunu da olsun. En iyisi olsun. Çünkü bizim kızımız hep iyiyi hak ediyordu. Herkesin bebeği en iyiyi hak eder.



Hiç unutmam Baha Bey '' İkiniz de o kadar sağlıklısınız ki doğuma kadar kontrole gelmesen sorun olmaz diyebilirim'' demişti. Bunu duyduğumda ki mutluluğum paha biçilmezdi. Güçlü bir kız olacaktı Doğa. Annesi gibi çok güçlü, kendine güveni olan, kendi ayakları üzerinde duran, kolay pes etmeyecek bir kız olacaktı..

İyi ki kızım olacaktı. İyi ki güçlü bir kızım olacaktı. Zaten demezler miydi '' Şanslı annenin ilk bebeği kız olurmuş'' çok doğru ben şanslı bir anneydim, mucizemi içimde taşıyordum ve ona inanılmaz derecede sahip çıkıyordum.

İstediği kadar acısın, ağrısın, canımı yaksın varsın yıksın geçsin içimde olan mucize bana Allah'ın bir lütfü idi. Hiç bir duygu dünyada olacak hiç bir şey bu mucize kadar kutsal olamazdı.















Şu Annelik Denen Duygu

Ben hiç normal anneler gibi olamadım. Hiç bir zaman tavan yapan bir annelik duygum olmadı. Saatlerce karnımı okşayıp, sırıtmadım. Her şey olurun da gidiyordu. İçime o annelik sevgisinin, o vazgeçilmezliğin, hayatımı bebeğime adamışlığın girmesini bekledim durdum. Bir şeyler tersti içimde.

Benim de bir hayatım vardı. Tabi ki bebeğimi çok sevecektim. Ama benim eşimle bizim ayrı bir hayatımız da vardı. Yani adayamazdık kendimizi ona. En azından ben adayamazdım. Düşünceler peşi sıra diğer soruları peşinde getirdi. Ama o ateş içime düşecekti. Kalbim sevgiyle dolacaktı. Biliyordum bunu hamileyken olmasa bile sonrasında olacaktı. Belki de Doğa' yı kucağıma aldığımda başlayacaktı o büyülü anlar.

Üstelik bu durum için kendimi hiç suçlamıyordum. Bence benim için olması gereken buydu. Ben öyle sevgimi filan gösteremezdim. Çok severdim içimde çok ölürdüm, biterdim ama dudaklardan dökülmezdi.  Doğa geldiğinde bende bir çok şeyi değiştirecekti. Bekliyordum çoğu gitti azı kaldı.

Zaman ağır ağır geçiyordu. Ağrılarım işkenceye dönüştü. Yattığım yerden kalkamaz duruma geldim. Gezmeyi seven ben gezemiyordum. Çünkü 10 dk. ayakta kalsam akşama ağrıdan kıvranıyordum. Bu kuyruk sokumu ağrısı nasıl feci bir işkenceymiş. Kımıldayamıyorum.... Kımıldadığım an hıçkıra hıçkıra ağlıyorum acıdan. Tanrım doğacak mı bu bebek? Nasıl geçecek zaman daha çok fazla var. Aman sağlıklı olsun da...

AMAN SAĞLIKLI OLSUN DAAA.........

İşte annelerin en korktuğu şey budur. Sağlık..... Çocuklarının cinsiyetlerini bile düşünmekten korkarlar. Kız olsun erkek olsun bile diyemezler. Neden ya karşı gelirlerse? Ya bu isteklerini açıkca belirttikleri için bebeklerine bir şey olursa.. Televizyonda kötü bir şey gördüklerinde kanal hemen değişir yada çirkin bir insana bakamazlar.. Ya bebekleri çirkin olursa... Saçlarını kestiremezler ya ömrü kısalırsa.. Boyatamazlar ya bebeklerinde iz kalırsa. Canları bir şey mi istedi hemen yeme gereği duyarlar. O dakikada..... oldu da yemediler ya bebeğin bir yeri eksik olursa... Anneler enteresandır. Biri bir şey sokmasın akıllarına. O an da hafızaya alırlar. Hamilelik boyunca bu sürer gider. Allah şans verdiyse karnındaki bebeye ne yaparsan yap, o yaşayacak demektir. O ilahi gücten almıştır şansını sen sadece onu daha da güçlendirebilirsin. Korkma anne adayı sadece bak bebeğine dikkat et ama sakınma... Kendini dünyada ki tek anne gibi görme. Senin evladın tabi ki kıymetli hele ilk hamileliğin ise ama unutma herkes ilk kez anne olma aşamasından geçti. Korkarım benn. Neden korkarım? Sakınan göze çöp batarmış der eskiler. Öyledir gerçekten. Sen saklarsan gelir bulur bir şekilde seni. Ama ne kadar rahatsan o kadar kolaylaşır hayatın.

Biz büyüyoruz aylardan Temmuz bizim sıpacık içerde çift kale maç yapıyor sanki. Ama bu erkekler için geçerliydi değil mi? Doğru benim ki kızdı dans etmesi lazımdı nerde o kuğu gibi narin hareketler? Yok bizim kızın hareketleri hiç nazik değil. Sanki bir an önce çıkmak istiyor gibi.

 ''Hişttttt anne bir el atta kurtar beni şurdan. Çok sıkıldım ben burda. Hişşşşş annee diyorum annne anneeee ANNEEEEEEEEEEEE. patt kuttt takk tukkk....''

''yeter yahu bir sus içim şişti..''

Kıpır kıpır bir bebe. Daha şimdiden anlıyorum çok hareketli olacak. Allah'ım şimdiden sabır dileyim mi? Yoksa çene mi kapalı tutup doğmasını mı bekleyeyim.? Ben doğmasını beklemeyi seçtim. Akıllı olacak benim kızım üzmeyecek annesini '' hııı hıııı avut canım sen kendini avutt'' İç ses çık dışarı kim seni içeri davet etti. Ukalaya bak sen. İşime karışıyor bide.

Sıcakkk çok sıcakkk pufffffffffffffffffff.





























18 Haziran 2013 Salı

HamileliK ve Hurafeler.

Allah'ım Allah'ım Allah'ım içimde bir şeyler oluyor. Kıpır kıpır bir şey dolaşıyor. Çok sert vuruyor. Kasılıp kalıyorum. 

''Serkan koş koş Serkan koşsana'' ben hiç böylesine şiddetli acı duymadım. Az daha zorlasa ayaklarını karnımdan dışarı çıkaracak. Yatağın üzerinde kala kaldım. Bir yandan gülüyorum bir yandan yerimden zıplıyorum. Dayanamadım annemi aradım. 

''Anne Doğa çok hareket ediyor. Çok canım yanıyor. Doktorumumu arasam acaba?''

Annem gayet sakin'' Saçmalama kızım hareket ediyor çocuk kendine yer açıyor. Aferin benim kızıma. Hareket edince değil, etmezse kork.'' 

Olmadı annemde çare bulamadı. Acaba ne kadar sürecek? ''SERKAN BİR ŞEY YAPSANA''

''Ne oldu babacım sıkıldın mı sen orada? Ama annenin canını acıtıyorsun. Daha yavaş mı vursan babacım''

Ne oluyor. Doğa durdu, hareket yok. Ama olmaz ki karnım da ben taşıyorum. Şimdi babacımı olacak bu bebe. Al işte yine kıskançlığım tavan yaptı.. ''Serkan bu bebe neden hareket etmiyor. Ne yaptın çocuğuma?''

İşte benim bal küpüm......




A hamileliğin komik yanlarına gelelim. Ye tatlıyı doğur atlıyı, ye ekşiyi al ayşeyi. Yalan hemde oyle böyle yalan değil. Tatlıdan nefret eden ben 4 ay tatlı yedim atlım nerde? nerde benim atlım? kim çaldı ? Yalan işte......

Sonra bir diğer olay Aşermek.......

Hiç  aşermedim ben... Aşermenin boğazına çok düşkün kadınların uydurması olduğunu düşünüyorum. Yemek yemek benim için hep vakit kaybıdır. Hiç bir zaman masanın başında saatlerce oturarak mıy mıy yemek yiyemedim ben. Hep çok hızlı yedim. Şunu hiç unutmayalım lütfen. Bebek bizim yediğimiz her şeyi yemez. Önemli olan besinler bebeğe ulaşır. Yani 1 yediğimiz şeyi 2 yersek o bebeğe gitmez.

Genelde iştahlı bayanlar ''Ben 3 tane şundan istiyorum. Hamileyim bebek için'' böyle bir dünya yok. Senin 1 yemen bebek içinse diğer geri kalan 2 yediğin senin içindir. Annesin sen obur değil. Kandırma kendini sonra o kiloları geri vermesi var. İşte o dönem bunalıma girersen otur 2 tabak mantı yeyip üzerine bir koca bardak su iç seni anca keser. Dost acı söylermiş.

Doğum sonrası üzülmek istemiyorsan dikkatli olacaksın sayın anne. Bebeğine gerekli besinleri verip, fazlasını yemeyeceksin. Sonra fil gibi olursun benden söylemesi. Zaten lohusa sendromu diye bir olay var. İkisi birlikte çok ağır gelir en iyisi mi sadece biri ile savaş..












Karın Büyüdükçe Kıskançlıkta Büyüyor.

Zaman çok hızlı geçiyor. Karnım büyüyor. Doğa'nın dokunuşları, tekmelere,yumruklara, kasılmalara dönüşüyor. Ağrılarım çoğalıyor. Zor işmiş bu hamilelik. Hani her annenin en özel zamanlarıydı. Her anne sırf bu süreç için tekrar hamile kalmak isterdi. Valla yalan en azından benim için yalan.

Yooo yooo niyetim korkutmak değil. Herkesin aynı olmaz tabi ki ben bu süreci zor atlatıyorum. Havalar aşırı sıcak bedenim çok ağırlaştım. Toplam da 6 kilo aldım. Aslında herşey çok normal, ben çok sağlıklı bir anneyim , çok şükür bebeğimde çok sağlıklı. Ama vücut dayanmıyor işte. 48 kilodan bir anda yukarılara çıkmak zor işte yahu.

Ama değer içinde bir prenses taşımak kolay değil. Şimdiden kaprisleri olsun değil mi ?

Artık babamız da kızının hareketlerini hissedebiliyor hatta görüyor. Çok hareketli bizim sıpa. İlk hissettiğinde ki şaşkınlığı görülmeye değerdi ağzı kulaklarında dakikalarca kızının hareketlerini takip etti.

Hatta Muffin bile kardeşi ile çok mutlu. O bile Doğa'yı benimsedi. Karnıma sarılarak uyuyor. Geceleri annesinin yanından hiç ayrılmıyor. Tüm gece koynumda uyuyor. Eskiden karnıma tekme atan kedi şuan sadece patilerini sürüyor. Hareketleri çok yumuşak, çok sevecen, çok nazik ......


Hamileliğimin 2. ayında spor salonuna kayıt olduğumdan bashetmedim. Gerçekten çok mantıklı bir karardı. Yüzme ve fitness....... Hamileliğim boyunca toplasanız 10 kere gitmedim. Kışın soğuktu havuzdan çıkınca çok üşüyordum. Yazın çok sıcak. Hep bir bahanem oldu. Ama en güzeli sırt üstü yüzmekti. kocaman bir göbek dışarıda. Aslında normal doğum için yüzme biçilmiş kaftan, sonuçta tüm kaslar hareket ediyor. Ama bunu gelinde çok fazla ağrıları olan anneye sorun yüzdükten sonrası nasıl bir işkence.

Doğa ile haziran sonuna doğru yazlığa gitmeye karar verdik. Babamızı burada bırakmak zor gelse de biraz dinlenmemiz lazımdı. Ailemle yeğenlerim ile çok keyifli zamanlar geçirdik. İyi ki de gitmişiz. Fakat gelin görün ki karın büyüdükçe bir kıskançlık krizi tutuyor insanı.

Şaşkınım.......... Ben ve kıskançlık..... Ben hayatımda bir kere kıskanmadım babamızı. Ne o buna müsaade etti. Ne benim böyle huylarım vardır. Sanırım psikolojik bir olay. Oysa ki hamilelik çok yakıştı bana. Günde kaç tane soru soruyordum ben bile bilmiyorum. Arkasından '' tamam canım ben zaten biliyorum senin beni ne çok sevdiğini'' deyip telefonu kapatıyordum. Yedim bitirdim adamı... Zaten sonrasında beni hiç bir yere gönderemedi :)

İçimde ki 24 haftalık Doğa ......











Minik Kelebekler ......

Pırrr pırrr pırrrrrrr. İçimde bir sürü minik kelebek var sanki. Öyle nazik hareket ediyorlar ki. Tenime ufacık dokunuşlar yapıyorlar.

''Serkan Doğa hareket ediyor''
''Eee hani hiç bir şey yok.
''Sen hissedemezsin Anneye ben burdayım dokunuşları bunlar''

Ara ara  Doğa'm bana kendini hissettiriyor.

20. Hafta ......

Görünürde hala bir şey yok ama benim çok ağrılarım var. Regl olmuşcasına bir karın ağrısı. Kuyruk sokumu ağrılarımdan bahis etmek bile istemiyorum.

Normalmiş. Rahim genişliyormuş. Olması gerekiyormuş. Her vücutta farklı reaksiyonlar olurmuş. Bu da bana kızımın hediyesi. Ayrıca tavuk gibi erkenden uyuyorum. Uyumuyorum uyuya kalıyorum. Çok sıkıldım ama ben bu durumdan. Banane yahu ben oturmak istiyorum. 21 de işten gel yemek ye 10 oldu ee ben 10.30 da uyuya kalıyorum. Sabah gene işe gidiyorum bu ne böyle pufff? Uykucu mu olacak bu kız yoksa ? Uyusun uyusun uyuyan bebe iyidir...

20. Hafta: 3 gün raporluyum.

Ve bu iş temposuna bebeğim ve ben dayanamadık. Sabahtan beri kendimi çok kötü hissediyordum. Baş dönmesi, mide bulantısı derken fenalaştım. Az kalsın merdivenlerden aşağıya düşüyorduk Doğa ile. Çok korktum çok çok çokkkk. Ya tutmasalardı beni, ya Doğa ya zarar gelseydi. Düşünmek bile istemiyorum. Hemen eşimi aradılar ve doktora gittik. Tansiyonum yükselmiş. Büyük tansiyonum hep 9 dur 12,50 olmuş. Karnım da Doğa da yoruluyor diye düşünüyorum.

21. Hafta Haziran 1 2012 :

10 gün raporluyum. Düşük riskim varmış. Bu kız seviyor beni. Annesi dinlensin diye numara yapıyor. Çokta iyi yapıyor. Hamile bir insan bu kadar çalıştırılır mı? Böylesine eziyet yapılır mı? Şuan bile bunun cevabını bulamıyorum. Üstelik gerekçe de hamileliğimin ilerleyen dönemlerin de aktif olamayacağım için şimdiden çok çalışmam lazımmış. Saat 22.30 da işten çıktığımı biliyorum. Öylesine yorgun oluyordum ki anlatamam. Tüm gün aşağı yukarı in çık, sandalye üstünde, müşterilerde , sokaklarda, puffffff.

22. Hafta.

Doğam azda olsa kendini göstermeye başladı. Ben buradayım diyor. Seviyorum ona dokunmayı. ayrıca tekmeleri çok sağlamlaştı.  Resmen içimde bir savaş var. 600 grlık bir canlı kendi ile savaşıp duruyor. Hayır nasıl bu kadar kuvvetli olabiliyor? Neyle besliyorum ben bu çocuğu. Bazen içimden çıkacakmış gibi geliyor . O küçük ayakları karnımı delip dışarı fırlayacak sanki.

22. Hafta Sonu.

10 günlük raporun ardından. Doktorum doğuma kadar raporlu olmam gerektiğini söyledi. Bu tempo ile gidersem Doğa'ya zarar gelebilirmiş. Aslında çok iyi bir karar oldu. Hiç dayanacak gücüm sabrım yoktu. Stres, sıkıntı, baskı ve anlatamadığım daha fazlası çok korkuyordum bu olaylardan dolayı bebeğime zarar gelecek diye.

Artık Doğa ile dinlenme zamanı. Tatile mi çıksak acaba?

Güle güle iş seni uzunca bir süre özleyeceğimi düşünmüyorum.














İçimde Bir Doğa Hanım Varmış......

Kuyruk sokumumdaki ağrılar beni çok yormaya başladı. Artık sürekli oturmak beni çok zorluyor. Sabah 8.30 iş başı yapıyorum. İşten en erken çıkışım ise 20.30 nasıl dayanacağım ben böyle? Geçer mi  bu hamilelik üstelik 3 ay olmasına rağmen görünürde hiç bir şey yok.

Sevgili bebeğim; sevgili bebeğim diyorum sana çünkü annen henüz cinsiyetini bilmiyor. Sağlıklı olman en önemlisi ama çok merak ediyorum be yavrum. İçimde bir his hep erkek diyor. Aslında içimde ki his değil ben hep erkek çocuk istemişimdir. O yüzden beklentim hep erkek.

16. hafta 

Ve geldi işte beklenen gün geldi. 16. haftamdayım ve cinsiyetini öğrenebileceğim.

Buyük bir heyecanla hastanenin yolunu tuttuk. Eşim hamileliğimin ilk gününden beri beni hiç yalnız bırakmadı. Ne kontrollerde nede hasta olduğum zaman. Üstelik sabah akşam işe bırakıp aldı. Çok sıkılıyorum dedim işi gücü bıraktı yanıma koştu. Çok seviyorum bu adamı......


Evettt ultrasondayım.

Baha Bey : Tahmin et bakalım'
Ben         : ERKEK '
Eşim       : Kız (nedense hep kız çocuk istedi)
Ben         : E hadi artık söyleyin ama
Baha Bey : Küçük bir kuzu geliyor. Kız
Ben         : Nasıl yani? erkektir o yanlış  görüyorsunuz.

İnanmadım ....... İtiraz ettim. Sanki sınavdan 100 beklerken 80 almış öğrenci gibi. ''Hayır hocam bu işte bir yanlışlık var. Çabuk düzeltin sınav kağıdımı'' dercesine. Hatta 15 gün sonra teyit etmek için tekrar gittim. Belki benim küçük prensim tütüsünü saklamıştır. Ne malum.

Çıktık Hastaneden. Serkan Çok mutlu ben ise buruk. Ne fark eder ki kız yada erkek benim bebeğim işte.
Bir anneye yakışıyor mu ayrım yapmak. Ama hep minik bir erkek hayalim vardı benim.

Niye başladık aileleri aramaya. Herkes mutlu bir ben mi değilim ?

Aslında bende çok mutluydum. Ama nedense kız çocukları bana şımarık, itici, ukala ve sevimsiz gelirdi.
Zamanla alıştım bu fikre Doğa Hanım geliyordu.Hemde dünya güzeli bir Doğa ... Hamileliğimin ilk başında karar vermiştik ismine erkek ise Doruk, kız ise Doğa olacaktı. 

İsmi gibi cıvıl cıvıl, uzun ömürlü, rengarenk, sağlıklı olsun da benim kızım olsun....

İşte biz Doğa Hanım ile böyle tanıştık......













Hamilelik Demek Yasak Demek Değilmiş.

Anladım ki insanların şaşkınlığı benim anne olamayacağım değildi. Benim alıştığım bu rahat hayattan nasıl vazgeçeceğimdi. Bunca yıl bir evde iki kişi yaşamış olarak üçüncü bir kişiyle, üstelik minicik bakıma sevgiye muhtaç ve hayatımı tümüyle kaplayacak bir canlıyla nasıl paylaşacağımdı.

Hiç tereddütüm olmadı. Hiç korkmadım. Artık bir aile olmanın zamanı gelmişti. Anne olmayı eşimin bir cümlesi heveslendirdi beni. Bir sabah uyandığımızda ''Ortamızda ufacık bir şey yatsa ne güzel olurdu değil mi?'' demişti. İşte o zaman anladım hazır olduğumu, eğer oda bunu istiyorsa biz anne baba olmaya ruhen, manen ve bedenen hazırdık.

Nihayet doktorum tatilden döndü ve artık bebeğimi gerçekten görebilecektim.

Oda neydi? Ultrasonda gözüken hiçbir şey yoktu. Sadece ufacık bir nokta kese diyorlarmış adına. Minicik bir kalp atıyor içinde. Hayatımda en garip duyguyu o an yaşadım. İçimdeki şeyin kalp atışlarını, yaşamak istediğini gördüm. Onu bana Allah vermişti ama ben büyütücektim.

Her şeyi anlattı Baha Bey tek tek detaylı bir şekilde. Meğerse hamilelik denen şey yasaklarla örtülmüş bir süreç değilmiş.

''Uçağa binebilirsin, sevişebilirsin, gezebilirsin, dişin ağrırsa dişçiye gidebilirsin, çekilmesi gerekiyorsa morfin vurulabilirsin, saçını kestirebilirsin, ilk 3 ay sonunda boyatabilirsin ''

''Peki kedim?''

''Tüm aşıları tamamsa hiç bir sorun olmaz''

Tabi yasaklarda vardı.

'Alkol yasak, sigara yasak'' oh canıma minnet yasak olsun tabi.

Normal doğum istediğim için bol bol yürümem ve yüzmem gerekiyordu. Yada ikisinden biri. Temiz olduktan sonra havuzun yasak olmadığını öğrenmem ile mutluluğum beşe katlandı.

En önemli nokta ise iyi ve düzenli beslenmekti. İşte bu nokta benim ile örtüşmeyen tek şeydi. Çok yoğun bir iş hayatı, geç iş çıkışları çoğu zaman sabah kahvaltısı bile yapamamak. Sadece öğle yemeği oda 30 dakika da olup bitiyordu. Ayrıca ben balık,et ve tavuk sevmem. Lütfen sebze ile geçsin hayatım.

Ama olmaz bebeğin besin alması iyi beslenmesi lazım. Düşüneceğim bu konuyu ......