14 Kasım 2013 Perşembe

Haydi Anneler İşe ......

İş mi? Bebe mi?

İşe başlamalı mı , başlamamalı mı?

Acaba doğru karar hangisi?

Yapabilir miyim , yapabilir miyiz?

40 hafta bedenen, 9 ay ten tene birlikteyken birbirimizden ayrı kalabilir miyiz?

Ah Tanrım cevaplanacak ne kadar çok soru var. İşe başlama tarihi yaklaştıkça stres basmaya başladı. Her gün Doğa'ya daha da sıkı sıkı sarılıyorum. Her gün hiç doyamadan yüzüne uzun uzun bakıp iç geçiriyorum. Bu ayrılık zor olacağa benziyor. Anne ile bebek arasında ki bağ inanılmaz güçlü bir şeymiş ve bunu da her zaman ki gibi anne olunca anladım.

En çok Doğa'yı düşünüyorum. Hayatında ki yokluğum onda nasıl bir iz bırakır? Terk edilmişlik hissine kapılır mı? O kadar çok soru var ki aklım da...... Listeler uzar gider.

Bir yandan kendimi düşünüyorum yani ikimize katacağı artıları. Benim için çalışan anne sağlıklı, mutlu, her şeye yetebilen bir anne demek. Çocuğuna daha çok yetmek, onun için daha özverili olmak demek.

Bir yandan kaçıracağım şeyleri düşünüyorum. Belki ilk adımlarını göremeyeceğim, belki gerçekten bilinçli olarak anne demesini ilk ben duyamayacağım, hastalandığında yanında olup sıcacık şevkatimi veremeyeceğim. Ama bu benim kötü anne olacağım, aramızda ki bağın azalacağı, çocuğumun eksik kalacağı anlamına gelmez.. Aksine benim mutlu olmam onu daha çok mutlu etmem demek.

Son günlerimizin tadını oldukça fazla çıkarır olduk. Aramızda ki sevgiyi, bağı, anne kız ilişkisini (her ne kadar Doğa farkında olmasa da) daha da güçlendirdik.

Ben çocuğuma bağımlı olmak istemiyorum, tabi onun da bana bağımlı olmasını.... Bensiz bazı şeyler ile başa çıkmayı öğrensin istiyorum, güçlü olsun annesi gibi hiç pes etmesin karşısına ne çıkarsa çıksın dimdik, sapa sağlam dursun istiyorum. Ben kızıma iyi bir gelecek sağlamak istiyorum.

Tabi endişelerim daha ağır basıyor. Endişeler yağmurları fırtınalara çeviriyor. İçimde bilinçsizce kasırgalar kopuyor.

Boşluk .....
Boşluk .......
ve kocaman bir boşluk .......

En çok ilk günden korkuyorum.... Hiç ayrı kalmadığım, gözümden sakındığım yavrumu başkalarına emanet edip, arkamı dönüp gitmek .... ''YAPARIZ,ALIŞIRIZ'' diye yeniliyorum kendime.

Bağımlı olmak ''5 dk. bakkala gittim, hasretinden öleceğim'' diyen insanlar nasıl sahte geliyorsunuz bana. Nasıl yapmacık sözler, nasıl bir manyaklıktır bu.

Tanıdıklarımdan biri çocuğuna öyle bir bağlandı ki. Yanındayken bile çocuğu kayboldu zannedip ağlamaya başlıyor. Çocuk annesi olmadan saniye duramıyor bas bas ağlamaya kendini yerlere atmaya başlıyor. Bu kafa ne kafası halen anlamış değilim. İnsan bu kötülüğü çocuğuna ve kendine nasıl yapabilir? Çocuğunu dış dünyaya kapatıp nasıl kendi esiriymiş gibi hücrelere kapatabilir? Bu sevmek ise ben sevmeyi cidden bilmiyorum.

Tabi ki başkalarının hayatları beni ilgilendirmez. Ama bazı şeylerde maalesef çeneme sahip çıkamıyorum.

Zaman daraldıkça ruhumda daralıyor, Doğa'nın yüzüne her baktığımda içimden bir şeyler akıp gidiyor. Kendime engel olamadığım zamanlar çok oldu. Ama asla ağlamadım. Aksine zamanımı onunla daha güzel daha kaliteli bir şekilde geçirmeye çabaladım. İşe başlamam çocuğumu öksüz bırakmam anlamına gelmiyor ki.... Allah sağlık versin yeter ki .... Her zaman yanında olurum.

Sanmayın Doğa olan bitenin farkında değil. Kucağımdan inmemeye başladı. Uyutmakta bile zorlanıyorum. Ağlıyor, ağlıyor. Saniye benden ayrılmak istemiyor. Benden başka kimseye gitmiyor. Karnımda ki cenin hali kucağımda devam ediyor.

Son gün en zor gündü. İçimde bir sürü korku, hüzün, kalp kırıklığı, bazı şeyleri kaçıracak olmanın pişmanlığı.............. Ama bir yandan da kıpır kıpırım. Aylar sonra evden tek başıma çıkıp özgür olacağım. Tek başıma bir şeyler yapacağım. Arkadaşlarım yine etrafımda olacak. Yeniden işe yaradığımı hissedeceğim. Bir saniye ben zaten işe yarıyorum. Hemde en güzel hali ile ... Ama Doğa'nın yanında olmak benim için bir iş değil, Doğa'nın yanında olmak kendimi mutlu etmek , onu mutlu etmek. Ben uzun zaman sonra gerçekten üreteceğim. Çalışmaya alıştıysanız bir kere kendinizi eve kapatamazsınız. Bunu yapmak çok zordur ve sanırım bende yapamayanlardanım. Ne mutlu ki bana üretmeyi, başarmayı kendimi yenilememeyi seviyorum.

Son günümüz sarmaş dolaş, dip dibe, oyun oynayarak, parka giderek, banyo yaparak, gülerek kahkahalarla yani Doğa'nın en sevdiği şeyleri yaparak geçti. Güzel zamanlar, akşam Doğa uyuduğu zaman endişelere bıraktı yerini. Sanki ona benden başka kimse bakamaz sahip çıkamazmış gibi bir duygu kapladı bedenimi. Tüm korkularımı yendim ve yarın güzel bir gün olacağına inanarak uykuya daldım.

Sabah nasıl heyecanlı uyandığımı anlatamam. Yine yollara düşmek, işe gitmek, stresli bir hayat... Bunların hepsi geri gelmişti. Doğa'dan ayrılmakta çabası. Doğa bizden önce uyanmış, yatağında sırıta sırıta bize bakıyor. Nasıl büyük bir mutluluk , nasıl bir huzur onun gülücükleri uyanmak. Hazırlandım ve Doğa'yı babaannesine bırakıp dışarı çıktık. Arabaya bindiğimde içimi bir mutluluk kapladı. Sanırım bunun adı özgürlüktü. İlk kez tek başına dışarı çıkmanın verdiği güven.

Lakin evde bir şey unutmuştum sanki, hemde çok önemli bir şey ............................





























9 Ağustos 2013 Cuma

Zamana Karsi Kosanlar ......

Zamanın nasıl hızlı geçtiğini hamilelik, doğum ve Doğa'nın büyüme evresi derken anlamış bulunmaktayım. Zaman su gibi mi akıp geçiyor, yoksa yoğunluktan sürekli koşturma halinde olmaktan ben mi zaman dan bir şey anlamıyorum bilemiyorum.

Bu geçen zaman içerisinde bir çok şeyi geride bıraktık. Doğa artık kucak dolduran bir bebek. O cılız kolları, içinde bir gram et bulunmayan bacakları, küçücük kafası hepsi şekillenmeye başladı. Gelişime çok hızlı ilerliyor. Artık mimikleri oturmaya başladı. 4 ayımızı geride bıraktık. Kolikler, sebepsiz ağlamalar hatta soğuk kış aylarını bile geride kaldı. Pek mutluyuz. Bu süre zarfında ilk bayramımızı küçücük bedeni ile geçirdik. Kalabalıkta pek şaşırdığını söyleyemem nede olsa kalabalık ortamlara doğduğu ilk günden beri alışık.

Ben ise emzirme olayında 39 derece ateş ile 2 gün kendimden geçmiş halde yattım. Göğsüm iltihap toplamış. Bu olayla emzirme olayından tamamen soğumuş oldum. Bu 4 ay zarfında Doğa bir kere bile emmedi. Sağma makinesi ile bağımlı halde yaşadım. Bir çocuğumda süt sağma makinesiydi. Zorlukları ve güzellikleri ile 4 ayı geri de bıraktık.

Artık Doğa ile birbirimize tapıyoruz. Ne o benden ayrılıyor ne ben ondan. İçimde nasılsa  dışarıda da aynı durumdayız. Şikayetçi miyim değilim. Aksine çok mutluyum. Onun güvendiği, sevdiği, en çok sevdiği tek insan olmak bana inanılmaz bir haz veriyor. Göğsümü gere gere ''Benim ben doğurdum'' diyebiliyorum. Doğa'da bunu kanıtlıyor. Artık anlamlı bir şekilde gülümseyebiliyor, cisimleri tutabiliyor, bir elinden diğerine geçirebiliyor. Onunla birlikte bende o kadar çok şeyi keşfediyorum ki. İlk kendi kendine 10 saniye oturabildiğin de ne ağlamıştım. Şaşırıyorum....... Kurulu bir saat gibi zamanı gelince her şeyi tek tek yapmaya başlıyor. Ay ay gelişimini takip ediyorum.

Gece gündüz kavramı demiştim ya hani..... İlk öğretmem gereken şey diye söylemiştim. İşte ben bunun ödülünü kat be kat alıyorum.

Hiç emmediği için sütünü hep ölçülü verdim. İlk zamanlar 30 cc ile başladık. Her saat başı 30 cc... Tabi Doğa'nın gelişimi hızlandıkça süt miktarımız da arttı. Buna istinaden sürelerde uzadı. Karnını tamamen doyurduğu için uyku düzenimizde gayet iyiydi. Geceleri saat başı süt veriyorum. Cc artıkça süt verme sürelerimiz de uzadı. Geceleri 5 kere 4 kere 3 kere derken bunu zaman içerisinde daha da kısaltım. Bu sayede hem Doğa'nın uykuları düzenli ve kesintisiz oldu hemde benim. 4. aydan sonra sütüm iltihaplanma yüzünden tamamen kesildi. Artık devam sütü ile devam ediyoruz.

Geceleri uyanıp, sütünü içip kesintisiz uykularına devam ediyor. Bu sayede midesi de dinlenmiş olduğu için artık gaz sancılarımız da yok.

Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor. Her öğrendiği yeni şeyde kalbim daha da hızlı atıyor. 5. ayından itibaren Doğa'yı kısa süreler ile oturtmaya başladım. Sadece kucağımda oturuyor tabi. Henüz destekli oturması için çok çok erken. Bu konuda gayet iyi bir anne olduğuma inanıyorum. Çok araştırıyorum, çok okuyorum ve çok takip ediyorum. Hatta bazı şeylerde doktora gitmeye bile gerek duymuyorum bildiğim için çözümü de buluyorum. Eşimin ısrarları ile doktora gittiğimiz zaman aynı teşhisi koyuyor ve aynı ilaçları veriyor. Serkan da şaşırmış durum da .... Aslında şaşıracak pek bir şey yok. Sadece bilinçli bir anneyim...

Hamilelik döneminden sonra hastalığım tekrar atağa geçti. Pek canımın sıkıldığını söyleyemem. Doğa en büyük moral kaynağım... Olmasa tabi ki daha iyi olurdu ama 5 yıl sonunda hastalık pekte etkilemiyor beni. Doktor kontrolüm halen devam ediyor. Hayatta en önemli şey gerçekten sağlık.. Sağlıklıysan her şeye sahipsin demektir.

6. ay da artık destekli oturmaya başladı. Annesini babasını tanıması en büyük gurur kaynağım. İleride bizi daha da gururlandıracak. Ama şuan için Doğa'nın öğrendiği her yeni şey bizi gururlandırmaya yetiyor. Hatta inanması güç olsa da '' ANNE '' bile dedi. Karşısında papağan gibi belki 100 kere anne dedim ve çocuğum sonunda cılız bir sesle ''anne'' dedi. Bizim için en sihirli sözcük ''anne ve baba'' bunu gerçekten bilinçli bir halde söylediği zaman nasıl ağlarım, mutluluktan neler yaparım bilemiyorum.

Evde küçük olmasına rağmen her şeyden büyük olan bir mutluluğumuz var. Kalbimizi deli gibi çarptıran, sonsuza kadar sevebileceğimiz, onun için her şeyi göze alabileceğimiz ve bir saniye bile düşünmeden canımızı verebileceğimiz bir mucizeye sahibiz. Allah'tan daha başka ne isteyebilirim ki? Bana bu duyguyu tattırmış, hayatta annelik konusunda bir çok tereddüdüm varken beni anne yapmış ve hayatıma sonsuz bir ışık saçmışken daha ne isteyebilirim? Bundan sonrası bencillik olur. Bundan sonra tüm dileklerim Doğam için .................... Tüm emeğim onun sağlıklı ve mutlu bir çocuk olabilmesi icin. Bir anne daha ne ister ki..... Soylim hic bir seyyyy .....






















28 Temmuz 2013 Pazar

Biri Gaz mı Dedi ......

Dört gün süren lohusa sendromumdan sonunda çıktım. Doğa ile ilk gecemiz saat başı uyanarak ve sonrasında hiç uyumayarak geçti. O ağladıkça benim içim eriyor. Sabaha kadar severek, öperek sakinleştiriyorum.

Anne olmanın zorlukları ile ilk geceden tanışmış oldum. Bebek denilen şey içer, uyur, kaka yapar, ağlar bir saat sonra yine içer, uyur, kaka yapar, ağlar..... Bu süreç sürekli böyle devam etti. Günde sadece iki saat uyku ile durmaktan hem baş ağrısı hem yorgunluk ile başa çıkmayı öğrenmek hayatımın en zor deneyimlerinden biri oldu.

Yeri geldi baş ağrısından kafamı kesip atmak istedim. Ama inadımdan da vazgeçmedim. Bebeğim benimdi kimse kucağımdan alamazdı. Ona ben iyi bakabilirdim. Sadece babası ve ben...

Hamileyken bile Doğa'yı nasıl büyüteceğim? Ne yapmalı, ne yapmamalıyım? Nasıl bir yetiştirme tarzı seçmeliyim? gibi ıvır zıvır şeyleri hiç düşünmedim. Zaten böyle şeyler pek gereksizdi Sonuçta hayal edilen hiç bir şey gerçek olmaz. Aklımda tek bir şey vardı. Kızıma gerçekten iyi bir gelecek hazırlayabilmek....

Artık Doğa doğduğuna göre bir yerden başlamak gerekiyordu. İlk ders gece gündüz ayrımı.......

''Önce gece ve gündüz olgusunu oluşturmam gerekiyor'' diye düşündüm. Gündüzleri salonda pusetinin içinde uyuyacaktı, eve kim gelirse gelsin kesinlikle odasına indirilmeyecekti. İlk önce seste uyumaya alışması gerekiyordu.

Geceleri ise tam tersini yaptım. Yatak odasında ki yatağına yatırdım. Sessiz, sakin ve karanlık ortamda uyuması gerekiyordu ....  İşte bizim bebe böylelikle gece ile gündüz ayrımını oluşturmuş oldu. Gündüzleri yanında bağırsalar dahi uyanmadı.. Şuan gece kesintisiz uykunun ne demek olduğunu bilmese de ileride bu gece gündüz olayı çok işimize yarayacaktı.

Günler çok hızlı geçmeye başladı. Geceleri Doğa'nın bitmek bilmez ağlamaları. Serkan ile benim çaresizliğimiz, gece gündüz elimde makine ile süt sağmalarım, göğüslerimin acısı, Doğa'nın dilini çözememek, anlayamamak .....

''Acaba gazımı var? Ama sürekli pırtlıyor. Eeeee o zaman karnı acıkmıştır. Sütte istemiyor. Belki kucakta rahatsız oldu. Tamam kızım yatmak istemiyor musun hemen alayım kucağıma...'' sabaha kadar süren konuşmalar düşünceler.

Serkan iki haftadır bizimleydi onun işe başlaması ile Doğa ile ilk kez evde baş başa kaldık. Aslında her şey iyi gidiyor. Doğa gerçekten çok uslu bir bebek. Beni pek yorduğunu söyleyemem.

Ne zaman işin içerisine şu gaz olayı girdi biz dağıldık. Uyku yok, dinlenme yok, sürekli kucakta.... Aslında kendimi çok önemsediğim söylenemez. Yeter ki Doğa Prensesi iyi olsun. Yeter ki uykuları huzurlu olsun. Yeter ki sağlığı yerinde olsun. Bir anne olarak başka ne isteyebilirim ki..

Geceleri ne Doğa'ya ne de bana uyku var. Sürekli ağlıyor. Sırtını okşuyorum. Karnına sıcak havlu koyuyorum. Kucağıma alıyorum ama çığlık çığlığa ağlamaları hiç geçmiyor. Her gece kışın ortasında kendimi incecik bir tşort ile balkonda buluyorum. Azcık sadece kısacık bir süre beş dakika da olsa kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım var. Biraz nefes almaya, biraz kafamı toparlamaya...

Kısa bir süre sonra tekrar kızımın yanına gidiyorum. Babasının kucağından alıp sevmeye başlıyorum. Bu sekil de zar zor geceleri geçiriyoruz. Gündüzlerimiz daha sakin geçiyor. Neden bütün sıkıntılar geceleri gelir ki? Ayrıca şu minicik canlardan ne isterler?

İnsanın çocuğu olduğu zaman dünyaya başka bir gözle bakmaya başlıyor. Sevgili annem biz bir bebeyle başa çıkamaz iken, sen dört bebeyle nasıl başa çıktın? Üstelik tek başına sen ne özel ne güzel bir kadınmışsın. Çok yazık ki anne olunca anlarsın sözünü gerçekten anne olunca anlıyoruz. Önceden sihirli bir değnek dokunsa da ne olduğunu anlasak ya....

 Hayat ne garip çocuk mu istemem , ben bakamam, hayatımı ona adayamam, uğraşamam, Serkan'la mutluyum ben derken bir bakmışsın hiçte öyle değil hayat tam tersine dönmüş.

Elbette bir bebeğin sorumluluğunu almak kolay bir şey demiyorum. Hatta bazen bunaldığım zamanlarda oluyor. Ama sadece bir gülümseme, yada yüzüne bakmak, ellerini ayaklarını öpmek, küçücük ellerini yüzüne değdirmesi ile hayat farklı bir yöne gitmeye başlıyor ve o zaman anlıyorsun ki gerçekten daha önce böyle bir şeye sahip olmamışsın.  

Gerekirse hiç uyumam yeter ki o mutlu olsun. Yeter ki her süt sonrası karnına başa çıkamayacağı kramplar girmesin. Hayat enteresan be dostlar nereden nereye. Tanıştığımız da biz çocuktuk, şimdi çocuğumuz var. Ona baktıkça gözlerimin içinin parladığını hissediyorum, kalbim yerinden çıkacakmışcasına atıyor, tarifsiz bir his.... Karşımda minicik bir bebek var.. Bana muhtaç hemde öylesine muhtaç ki, yemeği benim, sakinleştirici kokusu benim, sığındığı kişi benim, altını alan benim, sonsuz sevgisini veren benim. Kısacası o benim ise bende onunum....










21 Temmuz 2013 Pazar

Lohusa Sendromu Denen Bir Şey Varmış ......

03 EKİM 2013......

Her şeyin bir sonraki günü ilk gününden daha güzeldir. Bizim hikayemizin ikinci günü de oldukça hareketli idi. Sabah erken kalkıldı diyerek başlamayı çok isterdim fakat hiç uyunamadığı için böyle bir giriş yapamıyorum.. Fakat hayatımdaki en büyük değişiklik bu gün dünyaya kızımla birlikte merhaba demekti. Her şey hızlı geçiyor sanki... Doğa büyüyeceği yerde daha da küçülmüş gibi.

Ayrıca bugün en güzel günlerden biri idi. Banyo yapacaktım. Üzerimdeki bu doğum toprağının gideceği için çok heyecanlıydım. Hemşirelerin gelmesi ile üç kişilik banyo merasimim başlamış oldu. Artık tertemizdim. Serkan üzerimi giydirdi bu adam bebeler gibi bakıyor bana.... Tekrardan kızım ile ilgilenmeye başladım. Bugün günlerden fotoğraf çekimi idi. Kızımızla hayatta ki ikinci günümüzü ölümsüzleştirmesi için Zeynep gelecekti. Zeynep'ten önce odaya kuaför geldi. Saçlarıma fön çekildi. Bende makyaj yapıp kendime birazcık renk kattım.

İkinci bebeği içimde unuttuklarının fotoğrafı.......


O esnada Zeynep'e yakalanmam ile fotoğraf çekimine başlamış olduk. En güzel gün bugün. Kendimi gayet iyi hissediyorum. Saat başı koridorda çıkıp volta atıyorum. Bu iş eğlenceli olmaya başladı. Yorgun geçen günün ardından biraz eğlenmek ailece hakkımızdı. Oldum olası fotoğraf çekmeyi ve çekilmeyi çok sevmişimdir. Bu nedenle ki binlerce fotoğrafımız var. Anılara inanılmaz bir saygım var.

Evet ilk poz Zeynep'in yönlendirmeleri ile geliyor. Serkan ve ben keyifliyiz ama Doğa bu durumdan sanki rahatsız olur gibi... Ama en güzel pozları vermekten de geri kalmıyor. Bu durumdan anlıyorum ki Annesi gibi fotoğraf delisi olacak. 










04 EKİM 2013

Artık bu sıkıcı yerden ayrılıp evimize gitme vakti geldi. İnanılmaz heyecanlıyım ve inanılmaz heyecanlıyız. Doğa babaannesine bırakıldı. Hastanede çıkış işlemlerimiz yapıldı. Anne kız son olacak doktor kontrolümüzden geçtik. Tüm eşyalarımızı topladık ve evet artık evimize gidebilirdik. 

İki kişi olarak çıktığımız evimize üç kişi olarak dönüyoruz. İnanılmaz duygular içerisindeyim. Çok sersemledim. Bir yandan Doğa'ya içim eriyerek bakarken bir yandan aklımda binlerce soru....

Evimizin kapısını açar açmaz karşımda özlemle bizi bekleyen Muffin'imi gördüm. Kucağımda Doğa' gördüğü an bana bakışları değişti. Sonra eve giren herkes hızlanmaya başladı.

Muffin hızla odasına kapatıldı.
Ben ve Doğa Doğa'nın odasına kapatıldık.
Serkan eksiklikleri tamamlamak için dışarı çıktı.
Mediha anne mutfakta yemek hazırlıyor.

Sersem gibiyim. Hiçbir şeyi algılayamıyorum. Bu işte bir terslik var sanki. Tam bir saat oldu yanıma kimse gelmedi. Doğa uyuyor ben iki büklüm beşiğinin karşısındaki koltukta yatıyorum. Dikiş yerlerim ilk günkü kadar olmasa da halen ağrıyor. ''Beni neden yalnız bıraktılar'' diye düşünüp duruyorum. Halbuki insanlara Serkan'a en çok ihtiyacım olduğu zaman bu zaman.....

İstemsizce ağlamaya başlıyorum. Bir türlü dinmiyor yaşlar. Yine gözlerim ağlıyor. Sanırım ben LOHUSA SENDROMU yaşıyorum. Ama bu çok anlamsız son anda da olsa anne olmaya hazırlamıştım kendimi. Bu durumu biliyordum. Yeni annelerin yaşadığı ağır bir süreçti. Hatta bazı anneler bebeklerine ellerini dahi sürmüyorlardı. Ama ben böyle değildim. Doğa'nın önceliği şu ana kadar kimseye verilmemiş bir öncelikti. Hayatımda ki en anlamlı şeyi nasıl annesinden mahrum edebilirdim. Yok yok benim ki geçecek olan küçük, mini minnacık, ufacık bir belirsizlikti...

İster istemez hayatım bu küçücük odada bu şekilde mi geçecek diye düşünmeden edemiyorum. Yanıma biri gelsin istiyorum gelsin de bana destek olsun. Kocamı istiyorum ben hemde çok istiyorum. Muffin'e oğluma da çok üzüldüm. Bir anda hiç umursamazcasına odaya kapatıldı. Onun hayatı bu şekilde mi geçecek. Benim bunu yapmaya ne hakkım var. Ağla ağla ağla........ Kimse beni bu şekilde görsün istemiyordum. Hemen kendimi toparladım.

Sonunda biri yanıma geldi ve lütfedip yukarı çağırdı. Allah'ım bende insan içine karışıp bu esaretimden kurtulacaktım. Tef mi çalsam, yoksa mutluluktan kına mı yaksam bilemedim. Her şey yolunda tavrımdan asla vazgeçmedim. Güçsüz görünmeyi hiç sevmem. Beni savunmasız görebilmek çok zordur. Allah'a sığınırım, dua ederim ve her zaman geçip gitmesini beklerim. Hiç karamsar olmam, hep bilirim ki bir sonraki gün daha iyi olacaktır.

Biz yemeğimizi yerken Doğa Prenses uyuyordu. Biraz bir şeyler atıştırıp duşa girdim ve yatak odasına indim. O an üzerimde bir sıcaklık hissettim. Anlamsız bir sıcaklık.... Nedenini fark etmem çok sürmedi sütler üzerimden akıp gidiyordu. Hemen tekrar duş aldım ve döndüğümde Doğa'nın uyanması ile emzirme seramonisi  yeniden başladı. Emmiyor, emmiyor, emmiyor. Artık aç kalmasına dayanamadım ve Serkan'ı biberon ve sağma makinesi alması için bebek ürünleri satan bir mağazaya yolladım. Bu durumdan şikayetçi olan bir tek kişi Mediha anneydi. 

''Emzir kızım emmiyorsa aç kalsın, aç kalırsa emer.''

Aç kalsın da ne demekti. Bu bebeğin anne sütüne ihtiyacı vardı. Öyle ayda böyle bu sütü içecekti. 
Hemen süt sağdım biberona koydum ve Doğa cuk cuk içmeye başladı. Kızımın karnı doyduğu an anladım ki ben mutluyum. Anladığım başka bir şey daha vardı bu emzirme olayı beni çok üzecekti, biliyordum ki bu konuda çok üstüme gelinecekti. Her zaman ki gibi bildiğimi yaptım. Doğrularımdan şaşmam ben. Sırf emmiyor diye de çocuğumu aç bırakıp, saatlerde ağlatacak değilim. 

Her an emzirme ile ilgili bir laf söylenmeye başladı. Göğüslerim oyuncak oldu. Zaten ulu orta açılmasından gına gelmişti. İnsanların başka bir insanın bedenine hükmetme merakını hiç bir zaman anlamamışımdır.

Gün böyle geçip gitti ve akşam olduğundan ''Ailem ile baş başa kalmak istiyorum. Herkes evine gitsin'' deyiverdim.

Ve ben doğumdan sonra ilk kez bu kadar huzurlu olmuştum. Taptığım adam, bizim parçamız ve ben yani üçümüz baş başa kalmıştık. Bizim evimizde sadece ''biz'' dik. bu huzur paha biçilemezdi. Gece olduğunda Doğa uyudu. 

İçimde ki belirsizlik gene gün yüzüne çıkmıştı. Serkan'a korktuğumu, ne yapacağımı bilmediği söyledim ve yine ağlamaya başladım. Beni sakinleştirmesi, sevmesi, sarılması, saçımı okşaması ve öpmesi bütün düşüncelerimden bir anda arınmama neden oldu. İşte bu yüzden insanın hayatında biri olmalı. Her anında yanında olmalı, her anında saçını okşayıp sevmeli, hayatını her anlamda kolaylaştırmalı  .....  

Hayatın her alanında BİZ olmalı..... Çıkarsızca sevmeli ....... Kendini adamalı .... Hayatı kolaylaştırmalı.... Gülmeli, ağlamalı ama hep sevgiyle bakmalı..... Her zaman destek olup, umarsızca, sorgusuzca güvenmeli...... İnsan sevdiği için değil, aşık olduğu için hayatı paylaşmalı.....







15 Temmuz 2013 Pazartesi

Yaktın Beni İlk Kalkış

İlk kalkış diye birşey duydunuz mu? 

Ben bu kelime ile hastanede tanıştım. Hemşireler yanıma gelip
'' Gülşah Hanim saat 20.00 da ilk kalkisinizi gerceklestirecegiz'' dedikleri zaman ''peki'' deyip kestirip atmistim. Oysaki dilimin ucu ile cevap verdigim ve umursamadigim o adı batasıca ilk kalkis acılarla kıvranmama neden oldu.

Sezaryen ile dogum yapan annelerin cogu bu olayi biliyorlardir ve yasamislardir.
Herkesin ''ne normal dogum mu kafayi mi yedin sen? Sezaryen yap kurtul. Uyandiginda hersey olup bitmis olsun. Hemen cocugunu al kucagina'' diyenlere simdi sesleniyorum sizler icin icimden hicte hos olmayan kelimeler sarfetmiştim.

Belimde halen epidural takili. Agrim oldukca katetrale bagli bir dugme var ona basip kendime ilac veriyorum. Tabi can acimasi konusunda ketum olan ben kaldigim sure boyunca cok siddetli agrilar hissettikce bastım.

Ameliyattan ciktiktan 30 dk sonra ayaklarimi hissediyordum. Karincalanmalar yavas yavas gecmeye basladi. Henuz agri namina birsey yoktu. Tabi bu durumun epiduralden kaynaklandigi aklima bile gelmemişti. Yatakta kendimi indirip kaldiriyorum filan gayet rahatim. Aci yok Rakiiii durumu..

2 saat sonra siddetli bir agri saplandi. Afallamadim degil suana kadar hic acı, ağrı hissetmemistim. O an anladim ki epiduralin etkisi tamamen gecti. Hemsirelerin soyledigi aklima geldi ''Agriniz olmasi durumunda, bu dugmeye basarsaniz kendinize ilac vermis olursunuz ve agriniz hafifler.'' Diyerek elime birsey tutusturdular.

Ilk bu cumleyi duydugumda pek onemsedigimi soyleyemeyecegim.
A kadin derinle birlikte vucudun 8 kat kesiliyor. Her saniyesini hissediyorsun saga sola cekistirmeler uzerine yapilan baski bebegin cikarilisi ne saniyordun? Ameliyat sonrasi ayaklanip kosturmaya baslayacaginı mi? Sanirim kendime pembe bir dunya yaratmisim. Neyse ki aklimin basina gelmesi cok uzun surmedi.  Halen cok agrim vardi git gide siddetleniyordu. Hemsireler agri kesici igne yaptilar ve o büyülü iğne sonrasında cok sukur iyiyim.

Doğa ile mutlu meshut saatler geciriyorum. O bana ben ona alismaya calisiyoruz.  Halen onunda benimde karnimiz aç. Mediha anne sutum olsun diye litrelerce komposto iciriyor bunun yarari olmadigini su icsem daha iyi oldugunu bosuna vucuduma seker yukledigini anlatsamda nafile. Bu komposto icilecek ve bu inek sut verecek.

Vee sonunda ilk kalkış ile yüzleşeceğim....

Iki hemsire odaya girdi herkesin cikmasini rica ettiler bir tek ablam kaldi. ''Gulsah Hanım hazir misiniz? Ilk kalkisi yapacagiz''
Ben havali havali ''tabi ki '' dedim. Kendimden emin hadi dostum yapalim da bitsin su is der gibi.
Hemsirenin biri yatagi oturma pozisyonuna getirmek icin dugmeye basti. Yatak diklestikce bir seyler hissetmeye basladim. Bu hissettiklerim hic iyi seyler degildi. ''Canim yaniyor durun'' dedigimde acir gibi yuzume baktilar. Acicak ama yapialacak birsey yok kalkmamiz gerekiyor der gibi.
Neyse toparlandım kendimi. Yatak dik ve benim asagiya inmem lazim. Bacagimi oynattigim an inanilmaz bir aci hissettim. Karnim sanki param parça sanki canli canli kesiliyorum. Allah'im bu aci cok siddetli. Bacagimi yataktan asagiya indiremiyorum. Hemsireler ''Biliyoruz cok aciyor yavas yavas sakin olun dilerseniz sonra yapalim'' 

''Hayir hayir yapalim ve bitsin'' ilk kalkistan sonrasinin kolay olacagini dusundum ve ben bunu simdi yapmaliydim.
Ama imkani yok inemiyorum yataktan. Hic bu kadar aci hissetmemistim ben. Kucukken kafami yardim ve doktora gitmeye itiraz ettim. Dedem kendi kendine birseyler yapti etti 1 haftada iyilestim bildiginiz koca yarik vardi ve ben hic aglamadim. Kopek isirdi gikim cikmadi. Bacagim yarildi kanlar icinde kaldım ve doktora bile gitmedim. Annem isteydi komsumuzun kapisini caldim ve once yarayi temizledi sonra gazli bezle sardi. Saka gibi birsey soyleyeyim bacagim da hala cam vardir benim. Iste boyle birseyim ben...

Gozlerimden patir patir yaslar dokulmeye basladi. Gözlerim deli gibi agliyor. Cok canim yaniyor cokkk öyle böyle değil. ..  Neyse ki ayaktayim 3 kisiye tutunup anca kalktim. Sirada adam atmak var. Ama adim atmamin imkani yok o aciyi tarif edemiyorum. Hemsireler kollarimdan tuttu bir yandan ablam . Onlara tutunup guc almam gerekiyor ama nasil? Karnimda ki kesik resmen omrumu alip goturdu. Adim atamiyorum. Hemsireler kollarimdan tutmus resmen surukleniyorum. Zar zor lavaboya kadar gittim toplasaniz 1 metre mesefe etmez.

Her sey bir sorun klozete oturmak, tuvaletini yapmak, kalkmak, o yolu geri yürümek, yatağa geri yatmak. ... En onemli asamaya geldik tuvaletimi yapmaliyim. Olmuyor yapamiyorum basimda 2 kisi zebani gibi bekelrken nasil yapabilirim? Sanki normalde kabile halinde cise gidiyorum.
''Gülşah Hanim yapmıyorsaniz zorlamayin. 1 saat sonra tekrar deneriz.''

Hayir salakmiydim ben? Bu eziyeti cektiysem bu cis yapilacak. ''Siz çıkarsaniz yaparim. Yoksa yapamam'' birbirlerine baktilar. Tamam onlarda hakli yalniz biraktiklarinda basima birsey gelebilir diye korkuyorlar ama ben daha hakliyim. Tuvalet ozgurlugumu istiyorum.
İstemeyerek de olsa lavabodan çıktılar.  Artık gerisi bana kalmişti. Cikkkk olmayacak bu is cok korkuyorum canim yanacak diye.. Sonunda mutlu sona ulaştım ve lavabonun kapısını açıp dışarı çıktım. Ama hiç bir işime yaramadı üstelik artık tuvaletim gelince lavaboya gitmek zorundaydım. Yani işler daha da zorlaştı. Sürünerek yatağıma geri döndüm anladım ki beni çok zor bir gece bekliyor.

Saatlerdir uyumamıştım. Kendimi çok yorgun hissediyordum. Emzirme denemeleri, bebe bakımı, kendime bakamamak, gelen gidenler, öpüşüp koklaşmalar, o bunu dedi şu şunu dedi herkes bir şey söylediler. Şuan kocaman bir kafam var. Şiştikçe şişiyor. 

Gecen,n ilerleyen saatlerinde cesaretimi topladım. Serkan'ın elinden sıkıca tuttum güç aldım ve ''acımıyor'' diyerek acıyı yok sayarak ayağa kalktım. koridorda kaç tur attığımı bilmiyorum. Madem iyileşmenin etkeni yürümek yürürüm o zaman bende..... Çok yürürüm ve Doğa ağladığı zaman hemen kalkıp kızıma ben bakabilirim.

Ömrümdeki en uzun gecelerden biriydi bu gece...... Doğa'nın bitmek bilmez ağlamaları, aç olması, uykusuzluğum, küçücük odada sıkışıp kalmam ama anne olarak çocuğuma yetememek en kötüsüydü.

Hemşire odaya girdiğinde halime acımış olacak ki ''Gülşah Hanım Doğa'yı yeni doğan ünitesindeki arkadaşlara verin onlar biraz baksınlar ve siz uyuyun'' dediğinde halimden anlayan bir insan evladı dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Hemen aradı ablam ve Doğa'yı aldılar. 

Serkan'ın surat bir karış anladım ki Doğa'yı vermeme çok kızdı.

''Aşkım çok yorgunum hareket edemiyorum. Sürekli ağlıyor orda daha iyi bakarlar. Doğa'da dinlensin bizde..'' dediğimde

''İşte şimdiden bıktın baksana daha doğalı ne kadar oldu hemen başından atmaya çalışıyorsun'' kocam garip bir şeyin kafasını yaşıyordu. Ama ben şuan bile çözebilmiş değilim.

Panikle aradım yeni doğan hemşiresini ''Doğa uyuyor sizde dinlenin uyanınca getiririz'' dedi. Gelde dinlen yanında psikopat bir adam içine şeytan mı kaçtı yoksa yıllardır baba olmayı beklemişte benim mi haberim yokmuş anlamadım. Lakin tam anlamı ile psikopat. Surat bir karış oturdu karşıma pis pis bakıyor. Adam git bak o zaman çocuğa ben zaten iki büklümüm kendime hayrım yok. Hep enteresandı bu adam aşırı sahiplenme duygusu vardı. Şimdi ne bekliyordum ki. Ya kızını çalarsa biri ya bakamazlarsa, ya Doğa kendini terk edilmiş hissederse ................ Kim bilir neler geçirmiştir aklında. Ben bilirim onun kafasında dolaşan her şeyi ben bilirim.

Sonuç ne biliyor musunuz? Neticede 10 dk. bile uyumadım. Sabah 05:00 dı Doğa'yı yanımıza getirdiklerinde. Emzirme denemeleri sonrası süt sağıp kadeh ile içermeye başladık. Açıkçası emmesi umurumda değildi. Nasıl içerse içsin yeter ki içsin, yeter ki karnı doysun.


















3 Temmuz 2013 Çarşamba

Doğa'l Hayat Başladı ......

Doğa Prensesi ile karşılaşmamıza çok az bir zaman kaldı. Artık odaya çıkarıldım ve kızımı bekliyorum. Evet şimdi daha da heyecanlıyım. Mutluluğu kucağıma alacağım. Bu cümle bana çok enteresan geliyor. Çünkü Doğa'nın doğumu ile içimde acayip duygular gelişti.

Farklı hissediyorum kendimi. İnanılmaz derece de büyümüş, sonsuz bir sevgi ile bezenmiş, tüm hücrelerim de gezen bir sahiplik duygusu var ve vücudumun her yerine yayılıyor. Ayaklarımdan başladığını hissediyorum yavaş yavaş karnıma geliyor. Doğa'nın artık bedenimde değilde kucağımda hayatımın geri kalan her anında olacağını fısıldıyor bana. Sonra kollarıma sonsuz bir güç ile yayılmaya başlıyor. En sonunda beynime geliyor asıl burada yer etmesi gerektiğini hatırlatır gibi daha da vurguluyor. Sevinç ile dolaşıyor vücudum da, ''annesin sen'' diye takılıp kalıyor beynimde, aklımda, ruhumda.

Artık sorumluluğum çok fazla. Minicik bir canlının bana ihtiyacı var. Hem de çok ihtiyacı var. Yeni doğan bir canlı hayatta görebileceğiniz en savunmasız, en ürkek şeydir. Ama güveniyorum kendime oldum ben artık....

Azda olsa yaşlar süzülmeye devam ediyor. Mediha annem yüzümü ellerinin arasına alıyor. ''Üzülme  kızım artık Allah'ıma şükürler olsun ki çok sağlıklı, şükürler olsun ki fazlası var eksiği yok. Bu bize Allah'ın bir lutfu'' Gerçekten de öyle Doğa Prensi şansı ile geldi. Allah'ım dermanı olan dert versin diyorum içimden.

Düşünceler ile o kısacık süre kocaman zamanlara gebe kalıyor.

Derken bebeğimi başka bir kadının kucağında görüyorum. Küçücük bir şey üstelik hala ağlıyor bıraktığım gibi...... Hemşire Doğa'yı bana doğru uzattığında inanılmaz duygular içerisindeyim. Bedenime yüklenen bu annelik duygusu ona öyle nazik yaklaşıyor ki bunu anlatmam mümkün değil. Sanki hep anneymişim gibi. Kucağıma aldığımda korkmuyorum, tutmasını biliyorum..



Ailemizi tamamlayan parçayı kollarımın arasına aldığımda, benim olan şeyin yüzüne büyük bir hayret ile bakıyorum. Hayret ve hayranlık ile................ Hiç bir şey insanda böylesine güzel duygular uyandıramaz. Annelik dışında hiçbir şey insana kendini bu kadar mükemmel hissettiremez.

Serkan'a çeviriyorum kafamı. ''Bizim parçamız, artık sonsuzlukla bezendik, biz tamamlandık aşkım'' der gibi bakıyorum. Anlıyor bakışlarımdan. Doğa'ya olan sevgisini, hayranlığını, o babalık duygusunu o an anlıyorum, o an içime işliyor. Bu sefer hayatımın aşkına hayranlık ile bakmaya başlıyorum. Kızını bu kadar sevmesi onu daha da çok sevmeme neden oluyor.

Ben ne güzel bir adama, ne güzel bir evlada sahibim .............



Doğa'nın kollarımdan alınmasını hiç istemiyorum. Biliyorum herkes ona dokunmak istiyor ama o benim, o bizim şuan bunun keyfini sadece biz çıkarmalıyız.

Elleri geliyor aklıma, göremiyorum. Hemen eldivenlerini giydirmişler. Korkuyorum bununla yüzleşebilir miyim bilmiyorum. O andan itibaren annemin ''anne olunca anlarsın'' sözü aklıma geliyor. Ben şuandan itibaren her şeyi daha farklı algılamaya başlıyorum. Evladımın canı benim canım, onun acısı benim acım, onun mutluluğu benim mutluluğum ve hayatında edineceği sahip olacağı her şey sadece onun değil benim de ............

Önceliğimi Doğa'yı besleme yönünde kullanıyorum. Hemşireler bir anda başıma doluşuyor. Göğsümde bir sürü el bir sağa çekiştiriyorlar, bir sola. Fakat bizim ki emmeye hiç niyetli değil. Onlar zorladıkça Doğa Prensesi ağlamaya başlıyor. O an çok aç olduğunu fark ediyorum. Ama bir şeyler ters gidiyor.. Beslenmeye hiç niyeti yok gibi. ''Bu kızla işimiz var inatçının teki çıktı '' diye düşünmeden edemiyorum. Çekiştirmeler devam ediyor canım yanmasına yanıyor ama anne olmak böyle bir şey işte yeter ki bebeğimin karnı doysun, yeter ki dünyaya bir an önce adapte olsun. Artık hazırdan yememesi bunun için efor harcaması gerektiğini öğrensin. Evet ilk ders beslenmeyi öğretmek oluyor.....

Ama olmuyor işte bir türlü olmuyor. Ne yapmam lazım karnı çok aç doğduğundan beri hiç bir şey yemedi. Çabalar diğer çabaları getiriyor ama nafile.....

Biraz ara veriyoruz pes etmek yok sonra tekrar deneyeceğiz.

Anneliğin tadını öyle bir çıkarıyorum ki mest olmuş durumdayım. Sevdiğim herkes yanımda arkadaşlarımda gelmeye başladı. Mutluyum sevdicekler ben, çok mutluyum ...............

Derken kapı açılıyor ve bebek doktoru içeri giriyor.

''Herkes dışarı çıkabilir mi? Anne ve baba ile baş başa konuşmak istiyorum.''

İçimde ki korku tarif edilemez. Kesin Doğa'nın sağlığında bir sorun var diye düşünüyorum. Korku ile Serkan'la birbirimize bakıyoruz. Eminim benim duyduğum gibi, o da benim kalp atışlarımı duyuyor. Derken herkes odadan dışarı çıkıyor. Doktoru göz hapsine alıyoruz. Hala konuşmuyor.

Dayanamıyorum ''kötü bir şey mi var'' diye soruyorum.

''Hayır merak etmeyin Doğa'nın elleri ile ilgili anne baba ile özel konuşmak istedim. Bu konuyu herkesin bilmesini istemeyeceğinizi düşündüm. Aileye özel bir durum. Öncelikle sağlığı gayet iyi. Biraz burnu tıkalı o kadar ''

''Çok şükür''

''Ellerine gelince ortopedistimizin bir görmesi lazım. Ama önemli bir şey değil, çok küçük bir operasyon ile alınacak korkmanıza gerek yok.''

İşte bu duyduğumuz şey, içimizi en rahatlatan cümle oluyor. 

Doktorun gitmesi ile dışarıda ki herkes odaya doluştu. Herkesin yüzünde bir korku. Hemen olup biteni anlattığımız da, yüzler gülmeye başladı.

Yine bir emme çabası ve yine hüsran ile sonuçlanıyor ..... Aç bu bebe aç olmasına aç ama feci inatçı. Tüm günü Doğa ile geçiriyorum. Bir geliyor yanıma bir gidiyor.

Anne kucağı ve yeni doğan ünitesi arasında gidip geliyor. Babamız kızını kucağına alma konusunda pek cesaretli olmamasına rağmen, pek istekli davranıyor. Kızını kucağına alıp, hayran hayran yüzüne bakıyor. Bu kareye bayıldım ben. Ömrümün sonuna kadar bu şekilde onları izleyebilirim.



Bizim artık bir bebeğimiz var. Biz artık terfi aldık. Mutluluğumuz kat ve kat arttı. Şimdi tam bir aileyiz. Sorumluluğumuz çok yükseldi. Biz bu minik kızı kucaklamaya, ona bakmaya ve sonsuz sevgimiz ile donatmaya hazırdık.

Hoş geldin Meleğimiz, iyi ki geldin. Karnıma düştüğün andan beri hayatımız da bir çok şeyi değiştirdin ve eminim ki hep iyi yönde değiştireceksin. Sen bana bu dünya da her kadının en çok istediği duyguyu yaşattın. Sen bizim aile olmamıza sebep oldun. Sen bizim aydınlığımız, mutluluğumuz, şansımız ve sayamadığımız bir çok şeyimiz oldun.

İyiki geldin annecim. Bugün den itibaren bana anne diyeceğin günü sabırsızlıkla bekleyeceğim. Ondan sonra ''Anneciğim seni çok seviyorum'' dediğini duymak için ağzından çıkacak her sözcüğü didik didik inceleyeceğim. Sana bildiğin her şeyi baban ile ben öğreteceğiz. Biz seni sonsuz sevgiyle seveceğiz, sonsuz aşkımızla etrafını donatacağız. Allah'ımdan tek istediğim hayırlı, sağlıklı bir evlat olman.

İyi ki geldin Doğa Prensesim , bir gün çok büyüsen de annenin gözünde hep bugün ki gibi minicik kalacaksın. Annen de yaşattığın fırtınaları sende ''anne olunca anlayacaksın'' ..... Sende tat bu duyguları bebeğim , çünkü annelik dünyada ki en mucizevi olgu, annelik hayatında yaşayabileceğin en güzel şey....

Seni çok seviyorum bebeğim. Kendimden önce, Canımdan öte, Babandan fazla .............















1 Temmuz 2013 Pazartesi

İşte Şimdi Bana ANNE Diyebilirsiniz.

Kulağımda hafif bir müzik. Kocamın elleri elimde. Doktoruma çok güveniyorum. Zeynep saniyede bir fotoğraf çekiyor. Yani her şey iyi gibi. Sağa sola çekiştirildiğimi hissediyorum. Hani elimiz uyuşur ve karıncalanmaya başlar, o karıncalanma ile birlikte değişik efektler çıkarırız. İşte düşünün bu karıncalanma onun 20 katı filan. Önümdeki perdeyi hafif aralayıp ne olup bittiğini görmek istiyorum.

Sürekli elim yüzümde anlamsızca burnum kaşınıyor.

Doktorların konuşmasını duyuyorum. O anki sarhoş aklımla anlıyorum ki, Doğa gelmemekte inat etmekle çok iyi yapmış, normal doğum olsaymış sanırım bir şeyler ters gidecekmiş Kalan konuşmaları algılayamıyorum. Zaten kısa bir konuşma oldu. Ayrıca benim aklım Doğa'da, resmen içimden saniyeleri sayıyorum.

Öyle heyecanlıyım ki, Serkan'ın elini tutmuyorum himayeme almış resmen tecavüz ediyorum. Ellerine o kadar sıkı kenetlendim ki. Kalbim küt küt küt küt. Sanırım kalbim yerinden çıkmak için aşırı bir çaba sarf ediyor.
Ve yineliyorum ''Allah'ım lütfen sağlıklı olsun''

Veeeeee derken üstümde inanılmaz bir baskı hissediyorum.

''Üstüme çıktınız. Canım yanıyor'' diye mızmızlandığımda aldığım yanıt pek hoşuma gidiyor.

''Hissediyor musun? Doğa' yı çıkarıyoruz. ''

Sanırsınız ki üzerime 100 kilo birisi çıktı ve oturdu. İşin ucunda bebem var ise hiç sorun değil. Karnımın en hücra köşesine geçip dans bile edebilir. Derken ikinci bir baskı geldi. İçimden Doğa mı çıkacak yoksa organlarım mı kestiremedim.

Adı ne olacak, heyecanlı mısın, biraz dan anne olacaksın nasıl hissediyorsun ? gibi bir çok soru soruluyor. Cevap veriyorum gülüşüyoruz filan bu doğum işi eğlenceli olmaya başladı.

Saat 11:40

Ameliyathane de bir şenlik havası ''Evet geliyor Doğa Hanım geliyor''  diyorlar.

EVET EVET EVET bende hissediyorum Doğa'yı ayırdılar benden. Artık tek kişi değil, İki ayrı kişiyiz. Allah'ım sesini duyuyorum. Hep merak ettiğim o cılız sesini. Ağladığını duyduğumda çok üzülüyorum. Doğa Prensesinin korktuğunu düşünüyorum. Korkup panik olmasa neden ağlasın ki? Fakat bir yandan da inanılmaz ve tarif edilemez bir sevinç içerisindeyim. Çünkü Doğa'nın ağlaması demek yaşıyor olduğunun göstergesi demek. Hemşireler ağzını burnunu aspire etmeye başlıyor. Her şeyi kontrol ediliyor.





Ama en önemlisi ben kızımı görmek için deli oluyorum, çıldırıyorum hatta kafayı yemek üzereyim .

''Görmek istiyorum'' diye sayıklayıp duruyorum.

Serkan ''Sağına bak kızımız orada'' dediğinde hemen kafamı çeviriyorum. Minicik bir şey nasıl korkuyor, nasıl tedirgin, kollarını açmış, bacaklarını kendine çekmiş avazı çıktığı kadar ağlıyor. Hemen sarılmak istiyorum kızıma ''yeter artık bana verin önce ben görmeliyim, ben onu sakinleştiririm. Hiç ayrı kalmadık biz, korkuyor'' demek istiyorum. Kızımla ilgili bir sürü düşüncem var ama ilk olarak o mis gibi kokusunu içime çekmek istiyorum. Doğa'yı hayran hayran izlerken bir anda duyduğum ses ile tüm düşüncelerim dağılıp gidiyor.

Serkan ''Sağlığı iyi mi neyi var?'' diye sorduğunda bunun ritüel bir soru olduğunu düşünüyorum. Hayır Doğa çok sağlıklıydı biliyordum öylesine sormuştu ama Serkan aynı soruyu tekrarlıyor. ''Neyi var''

Hala algılayamıyorum yada algılamak istemiyorum. Kızımın bir şeyi yoktu, olamazdı, iyiydi benim bebeğim.

Hemşirelerden birinin ''Hocam aksesuar parmağı var '' dediğini duyuyorum. O da ne demekti. Ben hala anlamıyorum. Allah'ım aklımı kaybetmek üzereyim neler oluyor? Aksesuar parmak ne demekti. Baha Bey susturmaya çalıştıkça, hemşire sanki bize duyurmak ister gibi avazı çıktığı kadar bağıra bağıra tekrarlıyor. ''Hocam ekstra parmakları var.''

İşte bunu duyduğum an elim ayağım kesildi.
Ekstra parmaklar..........
Ekstra parmaklar..........
Ekstra parmaklar..........

Beynimde sürekli yankı yapıyor. Ağlamaya başlıyorum kendime engel olamadan sürekli ağlıyorum. Ayağa kalkmak kızımın yanına gitmek istiyorum. Kendi gözlerim ile görmek istiyorum. Kızımın Doğa' mın iyi olduğunu görmek istiyorum.

Aklımdaki sorular, Doğa'nın sürekli ağlaması, kızıma sadece uzaktan bakabilmem, yanında olup kızıma destek olamam, onu alıp sıkıca sarıp göğsüme bastıramamam, ayağa kalkamamam bunların hepsi çığ gibi üstüme geliyor. İçimden bir şeylerin akıp gittiğini hissediyorum. Hiç bu kadar çaresiz olmamıştım, hiç bu kadar korkmamıştım ben.

Anlıyorum ki benim anneliğim burada başlıyor.

''Aşkım Doğa iyi mi?'' Kızımızın nesi var?'' Serkan çaresiz ne diyeceğini bilemez halde....

Serkan'ın elleri ellerimden uzaklaşmaya başladı. O an anladım ki fenalaştı. Atilla Bey'den Serkan'ı dışarı çıkarmasını istedim. Hemen dışarı çıkardılar. Artık Serkan'da yok daha da çaresizim......

''Doğa'yı görmek istiyorum lütfen. İyi mi ?''

Zeynep başımda '' Canım korkma parmak filan değil. İnce bir damar var elinde. Bu olayla iki doğumda daha karşılaştım. Doğa çok sağlıklı.''

Baha Bey '' Doğa çok sağlıklı bir kuzu küçük filan değil çok güzel bir bebek korkma artık ellerinde de bir şey yok gayet iyi '' arka arkaya herkes aynı şeyi tekrarlıyor.

Ama olmuyordu işte bunu gel de bana anlat. Bebeğimden bashediyoruz. Canımdan, canımdan öteden, haftalarca beklediğim mucizemden.

Ve sonunda Doğa'yı bana getiriyorlar.


Biliyorum her annenin bebeği güzeldir. Çirkin olsa da güzeldir. Ama benim Doğa Prensesim gerçekten çok güzel. Ay yüzlü,  pespembe............... Bir yandan ağlıyorum bir yandan dokunmaya çalışıyorum. İçimden sürekli sayıklıyorum''Allah'ım şükür çok iyi görünüyor. Allah'ım sana şükürler olsun, şükürler olsun ki, eksiği yok fazlası var. Allah'ım bana bu dünya güzeli bebeği, bebeğimi verdiğin için sana şükürler olsun''  diye.... Doğa'yı gördüğüm an tüm korkularım gidiyor. İçimdeki huzur tarif edilemez. Mutluyum...... Çok mutluyum, Hiç olmadığım kadar mutluyum............Bu minicik şey benim mi şimdi nasılda korkarak bakıyor. Şaşkın tabi 40 haftalık karanlıktan çıktı. 40 haftalık bir serüvenin sonuna geldi.

Ben mutluluğu bu zamana kadar hiç kucağıma almamıştım, ben hayatla böylesine derin tanışmamıştım, ben dünya da böylesine güzel, huzur veren, sakinleştirici bir koku olduğunu hiç bilmemiştim, ben meğerse sorgusuzca hayatımı hep adadığımı sanmışım, ben eksikmişim meğerse yıllarca bir parçam içimdeymiş, ben şimdi tamamlanmışım, ben meğerse şimdi BEN olmuşum. 



Atilla Bey Doğa'yı kucağımdan alıp ve göğsüme götürdü. Böylelikle Anne kokusunu tanırmış. Göğsüme ağzını değdiriyor ki Doğa emsin emsin de süt gelsin. Doğa'nın besin kaynağı olan ben çabucak süt salgılamaya başlayayım. Derken kızımı benden ayırıyorlar. Daha doğru düzgün dokunamadan, göremeden.

Serkan ve Doğa gitti... Ben de gitmek istiyorum.

Hala ağlıyorum hiç durmadan '' Kızımı görmek istiyorum, o iyi mi'' diye soruyorum. Halbuki gayet iyi gözümle gördüm işte. Çok güzel, çok sağlıklı bir bebek. Anne iç güdüsü müdür nedir bilemem ama kucağıma alıp sıkıca sarılmadan inanamıyorum.

Doktorlar dikişlerimi atarken bir yandan da beni sakinleştirmeye çalışıyorlar. Habibe Hanım yanıma geliyor. Yüzümü ellerinin arasına alıyor.

''Korkma Doğa gayet sağlıklı elinde sadece et beni var. İncecik bir damar tutuyor. İpi etrafına dolayıp kopartacaklar. Bu kadar basit bir şey''

''Kandırmıyor beni değil mi? Korkmayayım diye yalan söylemiyor ?'' Bir an önce ameliyathaneden çıkmak istiyorum. Dikiş atılması 30 dk. kadar sürüyor. Kızıma kavuşmak için bu çok uzun bir süre.

Baha Bey yaptığı işlemleri bana tek tek anlatıyor ve nihayet o beklediğim cümleyi duyuyorum.

''Şimdi kapatıyoruz. Son kat ''

Bitmişti artık Doğa'ma kavuşacaktım. 

Tüm doktorlar çıktı sadece hasta bakıcılar ve hemşireler kaldı. Her yerim karıncalanıyor. ''Ne yapıyorsunuz çıkarın beni. Acıyor ''

 ''Sadece üzerinizi temizliyoruz''

5 dk. oldu.

Dayanamıyorum perdeyi aralayıp bakıyorum. Üstümü siliyorlar. Dikişlerimin etrafı temizleniyor. Her dokunduklarında vücuduma ufak ufak elektrik veriliyormuş gibi hissediyorum. Sonunda ameliyathaneden çıkarılıp, içeride bir odaya götürülüyorum. Hemşireye  ''Üşüyorum'' diyorum. Hemen üzerime bir yorgan daha örtülüyor. Başlıyorum beklemeye.

''Yeter artık götürün beni'' diyorum tekrar. ''Herkes şimdi Doğa'nın yanındadır'' diye düşünüyorum. Bir ben yokum, onun için en önemli kişi annesi yok.


Ve nihayet ameliyathaneden çıkarılıyorum. Çıkar çıkmaz Serkan'ı görüyorum. İçim öyle bir huzur ile kaplanıyor ki anlatamam. Sevdiğim adam kızımın babası ameliyathane de beni bekliyor. Hemen sarılıyor. Alnımdan öpüyor. Çok korktuğumu ve içeride nasıl üzüldüğümü bildiği için beni sakinleştirmeye çalışıyor.


'' Aşkım çok güzel bir bebek pespembe görmelisin. Ufacık, çok sağlıklı, ellerinde bir şey yok korkma küçücük bir et parçası, çok basit bir şey, operasyonla alacaklar zaten ağlama artık ...''

''Gerçekten iyi mi ''
''Gerçekten çok çok iyi ''

O bana yalan söylemez. Bu kadar önemli bir konuda bana asla yalan söylemez. ''Artık içim rahat'' demek isterdim ama gözümle görmeden içimin rahatlamasına imkan yok..

Ve ameliyathane kapısının açılması ile kocaman ailemi karşımda görünce mutluluğum kat be kat artıyor. Oysa ben sanıyorum ki herkes Doğa'nın yanında...Nasıl teşekkür edebilirim size beni yalnız bırakmadığınız için.


Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Hiç çaresiz hissettiniz mi kendinizi? Ben saatlerdir çaresizim. Saatlerdir bekliyorum. En kötüsü de ayağa kalkıp gidememek.

Asansöre biniyoruz. ''Aşkım çok güzel bir bebek inanamayacaksın Zeynep göstersene fotoğraflarını'' Zeynep hemen makineyi eline alıp ve Doğa'nın fotoğrafını açtığında inanamadım.


Bu kız ameliyathanede gördüğümden çok çok güzeldi. Pamuk gibi bir şeydi. Hem beyazdı hem pembe. Çok güzel silikonlu gibi dudakları, çizgi gibi gözleri vardı. Artık içim öyle rahattı ki, demek ki gerçekten iyiydi. Bizim kızımız iyiydi.

Odaya çıkıp bir an önce kızıma kavuşmak istiyorum. 40 hafta koyun koyuna yattığım bebeğimi kucağıma alıp minik minik öpmek istiyorum.

Haftalar sonra kızımı doya doya görmek ve kucağımda uyutmak istiyorum ...... 

İşte ben gercekten anne oldum ve siz bana şimdi ANNE diyebilirsiniz.










































26 Haziran 2013 Çarşamba

Doğuma Gittim Döncem Vol. 2

Saat bilmem kaç ...................................

Biliyor musunuz sedyede taşınma olayından oldum olası nefret etmişimdir. Daha önce ameliyat olduğumda da gayet yürüyebilecek haldeyken beni o sedye ile ameliyathane ye indirmelerine sinir olmuştum. ''Ben yürürüm bununla gitmek istemiyorum'' dediğimde ''Yürüyerek gidemezsiniz yatağınızla indirmek zorundayız. Rahat olun'' demişlerdi.

Hatırlıyorum ameliyathaneye inerken pek bir renklendirmiştim ortamı ''ilk kez böyle bir hasta görüyoruz'' demişlerdi. İşin ucunda ameliyat olmasa ''Gene gelin lütfen'' diyeceklerdi. Bense '' ameliyat sonrası şu narkozdan azcık yanıma koysanıza'' diyebilmeyi ne çok istemiştim.

Neyse gelelim doğuma ......

Ameliyathaneye indirilirken aklımdan geçenleri bilmenize imkan yok. Bir yandan Doğa'ya kavuşacağım diye çıldırmış durumdayken, bir yandan da '' Canlı canlı kesileceksin kızım, farkındasın deme azcık panik olsana lan '' diye bağırasım geliyordu. Sanki konsere çıkıyorum. O devasa, koca göbeğimle yayılmışım sedyede el sallıyorum millete. Bir yandan ben iyiyim gibisinden işaretler yapıyorum filan. Bir yandan da ağlamamak için zor tutuyorum kendimi. Ameliyathaneye gidene kadar yolda kimi görsem gülüyorum , el sallamaya devam ediyorum. ''Ben Anne olacağım'' diyorum. Acaba aklımdan neler geçiyordu? Heralde anne olunca ünlü olacakmışım gibi hissettim. Halkımla kucaklaşmak bir sevgi yumağı içerisinde olmakta istemiş olabilirim.Çok şımardım çok. Nede olsa bugün benim günümdü. Herkes beni 40 hafta el üstünde tutmuştu ama şimdiden sonrası daha da önemliydi.

Kolay mı?

Serkan'ı baba , ablamları teyze, annemle babamı torun sahibi, şapşik kaynımı amca yapacaktım. Kayınvalidem ile kayınpederimin ilk torunlarını dünyaya getirecektim. Var mıydı benden kıymetlisi? Ben olmasam bu ünvanları zor alırlardı ya neyse.....

İşte o şapşal, stresten kaymış gülümsemem ve otomatiğe bağlamış gibi sürekli sallanan elim.

Aman git git bitemedi bu ameliyathanenin soğuk ve nemrut yolu. Yoruldum artık zaten stresliyim. Ne yapacaksanız bir an önce olsun ve bitsin lütfen. Bebe mi verin artık bana.

Zeynep'in klasik pozudur bu. Her hamile kadın ile asansörde fotoğraf çekmek gibi bir fantezisi var. Enteresan zevkleri var bu hatunun.

Ameliyathane ......


Size bir sır daha verim mi ? Sanırım korkuyorum ben. Zırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr.
Korkuyorum çünkü ; 40 haftadır Doğa sağlıklı mı diye düşünüyorum. Ya ultrasonda gözükmeyen bir şey varsa, ya bebeğimde bir komplikasyon oluşursa, ya doğum sırasında bir şey olursa ? Bu ya ile başlayan cümleler hiç bitmedi. Ayrıca korkuyorum çünkü ; ben hiç canlı canlı kesilmedim. Nasıl bu zamana kadar bu duyguyu tatmadan yaşadım bilemiyorum. Ne büyük kayıp. İnsan hiç canlı canlı kesilip, biçilipte bir tadına bakmaz mı yahu? Ben bu noktayı nasıl atlamışım? Ama herşey bir yana aklım hep Doğa'da. Elimden  ''Allah'ım lütfen sağlıklı olsun '' diye dua etmekten başka hiçbir şey gelmiyor.

Oldum olası ameliyathaneleri sevmem ya ben.  Buzzzzzzzz gibidir. Ölüm kokar. Hep bir korku sarar içimi. Bana bir şey olmasından değil, benden sonra kalanlara ne olacağını düşünmekten korkarım. Ameliyathane masasına yatırdılar. Evet artık epiduralim takılacak. Sanmayın ki nasıl olacağını bilmiyorum. Bunu da araştırdım ben , videolarını izledim, yorumları okudum. Acı yok RAKİİİİİ ......

Şu koca göbeğim var ya işte onunlayken ben cenin pozisyonuna gelip, nasıl dizlerimi kafama değdireyim?


Anestezi doktoru. Çok tatlı bir adam çok tuttum. Ne mi yapıyor? Leonard COHEN eşliğinde beni doğuma hazırlıyor.


Pozisyonumu aldım. Doktor arkada bir işler çeviriyor. Göremiyorum, zaten soğuktan zangır zangır titriyorum. Neyse ki doktorum her aşamayı bir bir anlatıyor. 

''Şimdi epidural takacağımız yeri işaretliyorum. ''
''Peki''
''Şuan biraz acı hissedebilirsin''
''Acımadı ki acımadı ki''
''Uyuşma başladı mı ?''
''Bir saniye..... mmmmmmmmmm yok bacaklarımı oynatabiliyorum''

Veeee bir anda tüm bedenimi bir ateş kapladı sanki.. Çok yanıyor ve acıyor. Meğerse ilaç dağılmaya başlıyormuş. Tabi canım acıyor ya söylemeden durur muyum hiç? Bilsinler ve ona göre davransınlar deme?

''Bu işlem biraz can yakıyor. 1 dk. içerisinde geçecek''

Madem bebeme kavuşacağım ne yapayım buna da dayanırım. Derken tüm vücudum karıncalanmaya başladı.  Ayaklarımı oynatamıyorum, hissedemiyorum sanki bedenimin belden aşağısı benim değilmiş, yokmuş gibi. Ne pis duygu bu ...

Artık işlem tamam ben doğuma hazırım. Sonunda kavuşacağım kızıma , canıma, içimde haftalarca taşıdığım parçama. Sanki kolum bacağım kesiliyor gibi, sanki bundan sonra hayatımı eksik sürdürecekmişim gibi.

Derken tüm ekip yavaş yavaş tamamlanmaya başladı. Baha Bey, Habibe Hanım, doğum ekibi, başından beri Zeynep herkes orada. Ama bir kişi eksik. Serkan yok. Ben o olmadan doğum yapmam. 

''Zeynep Serkan  NEREDE?''
''Hazırlıyorlar birazdan gelecek''
''Tamam söyle kamerayı unuttum. Kamerayı alsın. Doğumu Çeksin''

Önüme perde çektikleri için ne olup bittiğini göremiyorum, karıncalanmanın dışında hiçbir şey hissetmiyorum. Ama kesilmeye başladım biliyorum ve çok umutsuzum çünkü Serkan doğuma girmeyecek biliyorum korktu, hem o dayanamaz zaten gelmeyecek işte. Belki de ondan böyle bir şeyi istemem bile yanlıştı.

''Zeynep Serkan gelmeyecek değil mi?''
''Hayır gelecek birazdan gelir hazırlıyorlar merak etme''

Eeee ne zaman gelecekti bu adam ? İşte başladılar kesmeye. Doğa gelecek birazdan .. 40 hafta bekleyen bebeye '' Dur annecim babanı bekliyoruz, tutun kordonuna çıkaramasınlar seni baban olmadan olmaz '' mı diyeceğim?

''Kandırmayın beni gelmeyecek işte ''

Derken kapı açıldı. Serkan içeri girdi ve hemen arkama oturdu. Elimi tuttu. İşte şimdi kızım gelebilirdi. Çünkü en büyük desteğim yanımdaydı.

''Çok korktum gelmeyeceksin diye''
''Seni yalnız bırakır mıyım hiç?''


Daha da sıkı tuttu elimi başımı okşadı. Sevdiğim adam yanımdaydı ve ben artık onun bir parçasını kucağıma almaya, bebeğimin yüzünü ilk kez onunla birlikte görmeye ve eksik olan parçamızı dünyaya getirip tamamlanmaya hazırdım.

 İşte şimdi heyecandan ölebilirdim.......













25 Haziran 2013 Salı

Doğuma Gittim Döncem Vol. 1

Sonsuz Heyecan

Hiç bu kadar heyecanlı olduğumu hatırlamıyorum. Hem heyecanlıyım, hemde adlandıramadığım bir sürü duygu var içimde. Sonunda kızım ile tanışabileceğim. Benim olan bebeyi görebileceğim. Bu nasıl bir mutluluktur? Hayatımda hiç bir bilinmez bu kadar merak uyandırmamıştı bende.

Doğum anımı bir kaç cümlede anlatabilir miyim bilmiyorum. Evliliğim bile bu kadar şaşalı, heyecanlı, mutluluk dolu olmamıştı. Onun mutluluğu ile bunu kesinlikle örtüştüremem. 

Farklı hissediyorum kendimi, çok farklı, bir güzelliştim sanki, bir olgunlaştım, bir sürü şey oluştu içimde bir bir bir bir hepsi içime yüklendi. Yeni versiyonum hoş geldin. Senin adın ''ANNE'' artık hayatımın sonuna ve sonundan sonra bile benimlesin. Bu görevde benimle birlikte mücadele etmeye hazır mısın?

02.10.2012 Saat : 06:00

Artık yataktan çıkıp hazırlanma vakti geldi. Aslında saatlerdir uyanığız.  Önce üstümüzü giyindik. Sonra arabaya koymamız gereken her şeyi bagaja yükledik. Doğa'nın puseti arabanın arka koltuğuna kuruldu. Eee kızımın yatacak bir yere ihtiyacı olacaktı. Malum aç olmam gerekiyor bu nedenle kahvaltı yapamadım. Ben yemeyince Babamız yer mi hiç, zaten heyecandan eli ayağına dolaşmış durumda. Evdeki son kontrolleri yaptık, biz artık Doğa Prenses ile tanışmaya gidiyoruz.

Saat : 07:30

Hastanedeyiz. Hemen Zeynep'i aradık. O bizden önce gelmişti. Bir fotoğraf çekimi daha vardı. Hep beraber odaya çıktık. İşin heyecanı ilk olarak fotoğraflarla başladı. Arka arkaya bir sürü fotoğraf çekildi. Her şey mükemmeldi ve hızlıca ilerliyorduk.

Tüm ailem yanımdaydı. Güç alacağım herkes gelmişti.


Doğa ile bizi ilk Baha Bey tanıştırdı. İlk hareketlerini onunla gördük ve Doğa'yı kucağıma sağ sağlim yine o verdi.


Saat 09:30 

Çok üzgünüm beni sadece anne olan anlar. Doğumdan sonra nasıl bir boşluğa düşeceğim biliyor musunuz? Tam 40 hafta birlikteydik Doğa ile ama şimdi alacaklardı onu benden. Nasıl bir boşluktayım biliyor musunuz? Artık her yere yanımda götüremeyeceğim. Hep merak edeceğim iyi mi diye. Kimseye güvenemeyeceğim. Ona sadece ben iyi bakabilirim. Nasıl bir boşluktayım işte o boşluk var ya tarifsiz. Çok derin bir acı gibi belki daha da öte.



Bir yandan da öyle mutluyum ki, öyle heyecanlıyım ki tarifi ölçülemez. Mucizemizle tanışma vakti geldi. Kıpır kıpırız Serkan ile........ Çok merak ediyoruz çok Allah'ım kalbim çıkacak sanki. Ne olursun hissettiklerimi anlatmama müsaade et. İçimdeki bu tarifi olmayan duyguları dışa dökebileyim.  Allah'ımın bana verdiği mucizeye çok sahip çıktım, ona öyle sıkı sırıldım ki canım yaptım, hayatımı onun üzerine kurdum, onu ben büyüttüm ve bundan sonrası belki daha zor olacak fakat çok daha güzel geçeceğini şimdiden hissediyorum.    




Saat 10: 00

Çok az kaldı. Aileler ile fotoğraflarda çekildi. Sevgili hemşireler de çıktı meydana. '' Oda ne bu iğrenç önlüğü giymek istediğimi kim söyledi size? Hayır tabi ki giyeceğim. İç sesimi umursamayın siz .... '' Daha sonra giymeye karar verdim. Şimdi onu giyip popom açık fotoğraf çektiremeyeceğim . Şimdi verdiğim frikiklerle ünlenmim hastanede .... 

     İşte bu fotoğrafa bayılıyorum.......


Kemoterapi ve almış olduğu çok ağır ilaçlara rağmen kızını yalnız bırakmayan balım annem.

2.Annem 


Saat 11: 00

Sanırım şu doğum işi ile ilgili ciddi problemlerim var. Halen doğuma alınmadım. Hanı saat 11.00 da doğuma alınacaktım. Sanırım unuttular beni.

Saat : 11:20 

Hemşireler bir anda odaya akın ettiler. Ne oluyoruz yahu baskın filan mı var ? ''Gülşah Hanım hala hazır değilsiniz, ameliyathane de hocalar sizi bekliyor '' lafa bak lafa hazır değilsiniz. Bana gelip '' Sizi biz hazırlayacağız, ameliyata girmeden haber verilecek'' diyen siz değil miydiniz ?  Aman aman neyse ki akıllarına gelmiştim. Doğa biraz daha karnımda kalsa ve onu göremesem çıldırırdım heralde.

Heyyyyyyyyy artık gerçekten doğuruyorum bennnnn... 



















24 Haziran 2013 Pazartesi

Ve Karar Verilir......

39+5 Karar Anı ........ Varım Diyorum .....

Biliyor musunuz ben halen doğuramadım? Şaka gibi ama Doğa halen içimde. Bedenim de nasıl bir boşluk olacak dünyaya geldiği zaman? Ayrılığımız biliyorum ki bana da çok zor gelecek. Ama daha güzel günler bekliyor beni, bizi. Doğa'yı artık karnımda değil de kucağımda taşıyabileceğim, artık sahip olduğum şeyi görebileceğim, dokunabileceğim, gözlerinin en içine bakabileceğim ve en önemlisi o evlat kokusu denilen şeyi bende usulca, soluksuzca ve doyumsuzca içime çekebileceğim. Benden mutlusu olmaması lazım bu dünyada.

Yine bir Kontrol ............

Muayene sonrası anlıyoruz ki Doğa halen gelmiyor. Hiç bir belirti yok. Karnım dik, açılma yok, bırakın normal sancıyı yalancı sancı bile yok yokta yok yani... O vahim kararı vermemiz gerekiyor.

Baha Bey '' isterseniz 7 gün daha bekleyebiliriz.''
Ben umutsuzca '' Gelir mi ki beklesek'' adam ne bilsin karnımdan omu çıkacak sanki..
Serkan     '' Sezaryen olsa''
B. Bey     '' Sizin kararınız,  bunu siz belirleyeceksiniz''

Aklımda yine sorular. Ya 7 gün sonra da gelmezse. Ya Doğa'yı tehlikeye atarsam. 40. haftadan sonra beklemek çok riskliydi. Amniyon sıvısı normaldi ama ne malum bebeğin kordonu dolanabilir, dışkısını yeyip zehirlenebilir, amniyon sıvısı bitebilir. Tüm bunların olmayacağının garantisini kim verebilir bana?

Serkan '' Sezaryen en erken ne zaman olabilir''

Baha Bey hemen telefona sarıldı. Ameliyathane ve yanında doğuma girmesini istediği diğer doktor olan Habibe Hanım'ı aradı.

''Yarın 11:00' da doğuma alabiliriz''

Ne yani ben şimdi ben yani ben nasıl ben bir anda yarın 11 de randevulaşır gibi ANNE mi olacaktım. Yapmayın yahu panik oldum işte.

Ve nihayet kararımızı verdik. Yarın ana baba günümüzdü. 11 de Doğa dünyaya gözlerini açacaktı aslında biz buna açmak zorunda bırakılacaktı da diyebiliriz.

Baha Bey doğum için 08:00 da hastanede olmam gerektiğini, gece 03.00 dan sonra bir şey yemememi söyledi.
Daha önce hastaneye dair her şeyi ayarlamıştık. Odamızı belirlemiştik. Epidural için doktorumuzu seçip, gayet detaylı bilgi almıştık. Her şey hazırdı yani.

Hastaneden çıktığımız da eşimle pek konuşmadık. Sanki olağan bir gündü bizim için rutin kontrol ve eve dönüş gibi. Ama bu sefer her şey farklıydı. Biliyorduk ki ikimizde çok heyecanlıydık, ikimizde paniktik ve ikimizde konuşmaktan korkuyorduk. Birimiz başladı söze ama hangimiz hatırlamıyorum. Ne yapalım derken ufakta olsa piknik gibi bir şey yapalım istedim. Hem baş başa son saatlerimizi geçirirdik, hem Doğa'nın karnımdaki son karelerini fotoğraflardık. Ama önce yapmamız gereken birşey vardı. Haber vermemiz gereken herkesi aradık ve yarın 11 de doğuma gireceğimin haberini verdik. Eşimin annesi dışında herkes mutlu oldu. Bir tek o normal doğum yapmamı istiyordu. Hatta ''Ara kızım doktorunu , ben vazgeçtim normal doğumu bekleyeceğim'' diye söyle dedi. Serkan çok sinirlendi bu duruma neden beklesin neden doğum yapmasın neden kızının ve karısının hayatını tehlikeye atsın. Mediha annem kötü bir şey söylemedi aslında, oda benim gibi normaline hazırlamamıştı kendini, olaylar beklediğinin dışında gelişince biraz mutsuz olurdu. Neyse herkes öğrendi. Artık gönül rahatlığı ile kocamla son saatlerimi yaşayabilirim.

Yiyecek bir şeyler aldık ve Nezahat Gökyiğit Botanik Parkına gittik. Oturduk, konuştuk, yedik, fotoğraf çektik. Ama bir türlü asıl konuya gelemedik. Aslında geldik ama ''Doğa'' desek konu hemen değişiyordu. Parktan çıktık hastanede lazım olur diye yiyecek bir şeyler almaya markete gittik ve oradan eve geçtik. Saat 17.00 olmuştu. ''Ne yapalım'' diye düşünürken film izlemeye karar verdik. Son filmimizi. Şimdi diyorsunuz yarın doğumun var be kadın hiç mi hazırlık yapmayacaksın. Evet yapmam lazım bir sürü işim var üstelik size bir sır vereyim mi daha doğum çantam bile hazır değil.

Derken film izliyoruz ama ne izliyoruz, ne oluyor farkında değiliz boş boş bakıyoruz ekrana... Ne Serkan konsantre ne ben .... Telefonla birlikte aklımız başımıza geldi. Arayan Mediha Anne ''

'' Çocuğum deli misiniz siz ne filmi? Yarın doğum var. Şekerlerin üzerine tarih yazdınız mı ''
'' Panik yapma anne ben hallederim. Yooo yazmadık''
'' İnin Doğa'nın odasına hemen şekerlere tarih yazın. Osman ne rahat insan bunlar oturmuş film izliyorlar'' bir yandan babama olanları anlatıyor. Tüm talimatları verdi ve telefonu kapattı.

Kendimize geldik yahu. Ne saçmalıyoruz yapılacak bir sürü iş var. Şekerler, doğum çantası, Doğa'nın eşyaları, hastaneden istenen belgeler, doğuma giderken giyeceklerim....

Başladık tüm bunları halletmeye. Saat geç oldu yatıp dinlenmemiz lazımdı. Uyuyamıyorduk ki. Kolay mı yarın ünvanlarımızı alacaktır. Merasim töreni vardı. Hayatımızın mucizesi, kıymetlisi ile tanışacaktık?

Nasıl bir kız? Kime benzeyecek? Sağlıklı mı? Doğum nasıl geçecek? Güzel mi?

Anne bana için çirkin bebek yoktur aslında . Onların çocuğu en özeli ve en güzelidir. İnsanın kalbinden hep güzel olsun diye geçer. En önemlisi sağlık derken , arka fonda ta en içinde güzel bir bebek olsun lütfen diye yankılanıp durur.

Tam 40 hafta Doğa'yı sabırsızlıkla beklemiştik, 40 hafta kokusunu içimize çekmek için gün gün saymıştık. İşte bitti inşallah mutlu son olacak ......

Hadi İyiyim Yarın ANNE oluyorum...













22 Haziran 2013 Cumartesi

Doğum Yaklaşırken, Korku Sarar Anneyi ......

39+2 ......

Gene doktordayız. Baha Bey beni görür görmez ''Hala mı doğurmuyorsun, bir gece yarısı senden telefon bekliyorum doğuruyorum diye? '' dedi. Bozuluyorum ama. Benden sonra hamile kalan bir çok hastası doğum yapmıştı. Ama bizim bebenin dışarı çıkmaya hiç mi hiç niyeti yoktu. Gene bir kontrol gene doğuma dair hiç bir belirti yok. Sevgili eşimle çıktık dışarı. Caddebostan'a gittim. yürümenin doğumu tetiklediğini duymuştum. Yürüdüm tam 4 saat. Delilik işte benimkisi belki gelir Doğa'm belki artık kavuşuruz. Eve zor attım kendimi. Ağrıdan gebermek üzereydim. Neden bu işkenceyi bebeğime yaptım ki? Geleceği varsa gelirdi zaten.

Zaman azaldıkça beni bir stres sarmaya başladı? Bazen anne olmaya halen hazır olmadığımı düşünüyorum. Yavaş yavaş diyemeyeceğim ama iş son raddesine geldiği an içimde bir korku oluştu. Anlatılması dile dökmesi çok zor şeyler. Mutluyum fakat bir yandan sorular kafamın içinde dönüp beynimi kemiriyor. İçimde tarifi olmayan ve anlam veremediğim bir sürü duygu var. Bunların hepsini doğumun halen gerçekleşmemesine bağlıyorum.

Hazır mıydım acaba anneliğe? Bir çocuğun sorumluluğunu almaya, ona sürekli öğretmeye, sevmeye, ilgilenmeye, sorgusuzca kalbimi açmaya, her türlü fedakarlığa .... Peki sabrım var mıydı? Tüm bunlarla başa çıkacak, gece gündüz uykusuz kalacak, ağlamalarına katlanabilecek, sürekli onunla ilgilenecek........

Ya hayatım vazgeçebilecek miydim bu rahatımdan ? Bir daha sinemaya ne zaman gidebilecektim? Gece yarısı canım her hangi bir şey istediğinde atabilecek miydim kendimi sokaklara veya arkadaşlarımla sabahlara kadar bar bar gezebilecek miydim ve bir daha ne zaman sarhoş olabilecektim. Peki arkadaşlarım her hafta sonu bizim evde toplanmalarımız, guitar hero partilerimiz, eğlencelerimiz, dedikodularımız, akşam yemeklerimiz, dışarıda buluşmalarımız, kız kıza içmelerimiz, kahkahalarımız, sabahlamalarımız ...... Tüm bunları bir daha yapabilecek miydim? Kocamla bir daha ne zaman baş başa kalabilecektim. Aklımıza estiği an hafta sonu kaçamağı yapabilecek miydik?

Asıl soru şuki hazır mıydım bir bebeğin sorumluluğunu almaya, anne olmaya ?



İşte beni anne yapacak, mucizemin karnımda ki  son anları ......


Kontrol sırası beklerken stresten perişan olmuş ben ......