28 Temmuz 2013 Pazar

Biri Gaz mı Dedi ......

Dört gün süren lohusa sendromumdan sonunda çıktım. Doğa ile ilk gecemiz saat başı uyanarak ve sonrasında hiç uyumayarak geçti. O ağladıkça benim içim eriyor. Sabaha kadar severek, öperek sakinleştiriyorum.

Anne olmanın zorlukları ile ilk geceden tanışmış oldum. Bebek denilen şey içer, uyur, kaka yapar, ağlar bir saat sonra yine içer, uyur, kaka yapar, ağlar..... Bu süreç sürekli böyle devam etti. Günde sadece iki saat uyku ile durmaktan hem baş ağrısı hem yorgunluk ile başa çıkmayı öğrenmek hayatımın en zor deneyimlerinden biri oldu.

Yeri geldi baş ağrısından kafamı kesip atmak istedim. Ama inadımdan da vazgeçmedim. Bebeğim benimdi kimse kucağımdan alamazdı. Ona ben iyi bakabilirdim. Sadece babası ve ben...

Hamileyken bile Doğa'yı nasıl büyüteceğim? Ne yapmalı, ne yapmamalıyım? Nasıl bir yetiştirme tarzı seçmeliyim? gibi ıvır zıvır şeyleri hiç düşünmedim. Zaten böyle şeyler pek gereksizdi Sonuçta hayal edilen hiç bir şey gerçek olmaz. Aklımda tek bir şey vardı. Kızıma gerçekten iyi bir gelecek hazırlayabilmek....

Artık Doğa doğduğuna göre bir yerden başlamak gerekiyordu. İlk ders gece gündüz ayrımı.......

''Önce gece ve gündüz olgusunu oluşturmam gerekiyor'' diye düşündüm. Gündüzleri salonda pusetinin içinde uyuyacaktı, eve kim gelirse gelsin kesinlikle odasına indirilmeyecekti. İlk önce seste uyumaya alışması gerekiyordu.

Geceleri ise tam tersini yaptım. Yatak odasında ki yatağına yatırdım. Sessiz, sakin ve karanlık ortamda uyuması gerekiyordu ....  İşte bizim bebe böylelikle gece ile gündüz ayrımını oluşturmuş oldu. Gündüzleri yanında bağırsalar dahi uyanmadı.. Şuan gece kesintisiz uykunun ne demek olduğunu bilmese de ileride bu gece gündüz olayı çok işimize yarayacaktı.

Günler çok hızlı geçmeye başladı. Geceleri Doğa'nın bitmek bilmez ağlamaları. Serkan ile benim çaresizliğimiz, gece gündüz elimde makine ile süt sağmalarım, göğüslerimin acısı, Doğa'nın dilini çözememek, anlayamamak .....

''Acaba gazımı var? Ama sürekli pırtlıyor. Eeeee o zaman karnı acıkmıştır. Sütte istemiyor. Belki kucakta rahatsız oldu. Tamam kızım yatmak istemiyor musun hemen alayım kucağıma...'' sabaha kadar süren konuşmalar düşünceler.

Serkan iki haftadır bizimleydi onun işe başlaması ile Doğa ile ilk kez evde baş başa kaldık. Aslında her şey iyi gidiyor. Doğa gerçekten çok uslu bir bebek. Beni pek yorduğunu söyleyemem.

Ne zaman işin içerisine şu gaz olayı girdi biz dağıldık. Uyku yok, dinlenme yok, sürekli kucakta.... Aslında kendimi çok önemsediğim söylenemez. Yeter ki Doğa Prensesi iyi olsun. Yeter ki uykuları huzurlu olsun. Yeter ki sağlığı yerinde olsun. Bir anne olarak başka ne isteyebilirim ki..

Geceleri ne Doğa'ya ne de bana uyku var. Sürekli ağlıyor. Sırtını okşuyorum. Karnına sıcak havlu koyuyorum. Kucağıma alıyorum ama çığlık çığlığa ağlamaları hiç geçmiyor. Her gece kışın ortasında kendimi incecik bir tşort ile balkonda buluyorum. Azcık sadece kısacık bir süre beş dakika da olsa kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım var. Biraz nefes almaya, biraz kafamı toparlamaya...

Kısa bir süre sonra tekrar kızımın yanına gidiyorum. Babasının kucağından alıp sevmeye başlıyorum. Bu sekil de zar zor geceleri geçiriyoruz. Gündüzlerimiz daha sakin geçiyor. Neden bütün sıkıntılar geceleri gelir ki? Ayrıca şu minicik canlardan ne isterler?

İnsanın çocuğu olduğu zaman dünyaya başka bir gözle bakmaya başlıyor. Sevgili annem biz bir bebeyle başa çıkamaz iken, sen dört bebeyle nasıl başa çıktın? Üstelik tek başına sen ne özel ne güzel bir kadınmışsın. Çok yazık ki anne olunca anlarsın sözünü gerçekten anne olunca anlıyoruz. Önceden sihirli bir değnek dokunsa da ne olduğunu anlasak ya....

 Hayat ne garip çocuk mu istemem , ben bakamam, hayatımı ona adayamam, uğraşamam, Serkan'la mutluyum ben derken bir bakmışsın hiçte öyle değil hayat tam tersine dönmüş.

Elbette bir bebeğin sorumluluğunu almak kolay bir şey demiyorum. Hatta bazen bunaldığım zamanlarda oluyor. Ama sadece bir gülümseme, yada yüzüne bakmak, ellerini ayaklarını öpmek, küçücük ellerini yüzüne değdirmesi ile hayat farklı bir yöne gitmeye başlıyor ve o zaman anlıyorsun ki gerçekten daha önce böyle bir şeye sahip olmamışsın.  

Gerekirse hiç uyumam yeter ki o mutlu olsun. Yeter ki her süt sonrası karnına başa çıkamayacağı kramplar girmesin. Hayat enteresan be dostlar nereden nereye. Tanıştığımız da biz çocuktuk, şimdi çocuğumuz var. Ona baktıkça gözlerimin içinin parladığını hissediyorum, kalbim yerinden çıkacakmışcasına atıyor, tarifsiz bir his.... Karşımda minicik bir bebek var.. Bana muhtaç hemde öylesine muhtaç ki, yemeği benim, sakinleştirici kokusu benim, sığındığı kişi benim, altını alan benim, sonsuz sevgisini veren benim. Kısacası o benim ise bende onunum....










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder