1 Temmuz 2013 Pazartesi

İşte Şimdi Bana ANNE Diyebilirsiniz.

Kulağımda hafif bir müzik. Kocamın elleri elimde. Doktoruma çok güveniyorum. Zeynep saniyede bir fotoğraf çekiyor. Yani her şey iyi gibi. Sağa sola çekiştirildiğimi hissediyorum. Hani elimiz uyuşur ve karıncalanmaya başlar, o karıncalanma ile birlikte değişik efektler çıkarırız. İşte düşünün bu karıncalanma onun 20 katı filan. Önümdeki perdeyi hafif aralayıp ne olup bittiğini görmek istiyorum.

Sürekli elim yüzümde anlamsızca burnum kaşınıyor.

Doktorların konuşmasını duyuyorum. O anki sarhoş aklımla anlıyorum ki, Doğa gelmemekte inat etmekle çok iyi yapmış, normal doğum olsaymış sanırım bir şeyler ters gidecekmiş Kalan konuşmaları algılayamıyorum. Zaten kısa bir konuşma oldu. Ayrıca benim aklım Doğa'da, resmen içimden saniyeleri sayıyorum.

Öyle heyecanlıyım ki, Serkan'ın elini tutmuyorum himayeme almış resmen tecavüz ediyorum. Ellerine o kadar sıkı kenetlendim ki. Kalbim küt küt küt küt. Sanırım kalbim yerinden çıkmak için aşırı bir çaba sarf ediyor.
Ve yineliyorum ''Allah'ım lütfen sağlıklı olsun''

Veeeeee derken üstümde inanılmaz bir baskı hissediyorum.

''Üstüme çıktınız. Canım yanıyor'' diye mızmızlandığımda aldığım yanıt pek hoşuma gidiyor.

''Hissediyor musun? Doğa' yı çıkarıyoruz. ''

Sanırsınız ki üzerime 100 kilo birisi çıktı ve oturdu. İşin ucunda bebem var ise hiç sorun değil. Karnımın en hücra köşesine geçip dans bile edebilir. Derken ikinci bir baskı geldi. İçimden Doğa mı çıkacak yoksa organlarım mı kestiremedim.

Adı ne olacak, heyecanlı mısın, biraz dan anne olacaksın nasıl hissediyorsun ? gibi bir çok soru soruluyor. Cevap veriyorum gülüşüyoruz filan bu doğum işi eğlenceli olmaya başladı.

Saat 11:40

Ameliyathane de bir şenlik havası ''Evet geliyor Doğa Hanım geliyor''  diyorlar.

EVET EVET EVET bende hissediyorum Doğa'yı ayırdılar benden. Artık tek kişi değil, İki ayrı kişiyiz. Allah'ım sesini duyuyorum. Hep merak ettiğim o cılız sesini. Ağladığını duyduğumda çok üzülüyorum. Doğa Prensesinin korktuğunu düşünüyorum. Korkup panik olmasa neden ağlasın ki? Fakat bir yandan da inanılmaz ve tarif edilemez bir sevinç içerisindeyim. Çünkü Doğa'nın ağlaması demek yaşıyor olduğunun göstergesi demek. Hemşireler ağzını burnunu aspire etmeye başlıyor. Her şeyi kontrol ediliyor.





Ama en önemlisi ben kızımı görmek için deli oluyorum, çıldırıyorum hatta kafayı yemek üzereyim .

''Görmek istiyorum'' diye sayıklayıp duruyorum.

Serkan ''Sağına bak kızımız orada'' dediğinde hemen kafamı çeviriyorum. Minicik bir şey nasıl korkuyor, nasıl tedirgin, kollarını açmış, bacaklarını kendine çekmiş avazı çıktığı kadar ağlıyor. Hemen sarılmak istiyorum kızıma ''yeter artık bana verin önce ben görmeliyim, ben onu sakinleştiririm. Hiç ayrı kalmadık biz, korkuyor'' demek istiyorum. Kızımla ilgili bir sürü düşüncem var ama ilk olarak o mis gibi kokusunu içime çekmek istiyorum. Doğa'yı hayran hayran izlerken bir anda duyduğum ses ile tüm düşüncelerim dağılıp gidiyor.

Serkan ''Sağlığı iyi mi neyi var?'' diye sorduğunda bunun ritüel bir soru olduğunu düşünüyorum. Hayır Doğa çok sağlıklıydı biliyordum öylesine sormuştu ama Serkan aynı soruyu tekrarlıyor. ''Neyi var''

Hala algılayamıyorum yada algılamak istemiyorum. Kızımın bir şeyi yoktu, olamazdı, iyiydi benim bebeğim.

Hemşirelerden birinin ''Hocam aksesuar parmağı var '' dediğini duyuyorum. O da ne demekti. Ben hala anlamıyorum. Allah'ım aklımı kaybetmek üzereyim neler oluyor? Aksesuar parmak ne demekti. Baha Bey susturmaya çalıştıkça, hemşire sanki bize duyurmak ister gibi avazı çıktığı kadar bağıra bağıra tekrarlıyor. ''Hocam ekstra parmakları var.''

İşte bunu duyduğum an elim ayağım kesildi.
Ekstra parmaklar..........
Ekstra parmaklar..........
Ekstra parmaklar..........

Beynimde sürekli yankı yapıyor. Ağlamaya başlıyorum kendime engel olamadan sürekli ağlıyorum. Ayağa kalkmak kızımın yanına gitmek istiyorum. Kendi gözlerim ile görmek istiyorum. Kızımın Doğa' mın iyi olduğunu görmek istiyorum.

Aklımdaki sorular, Doğa'nın sürekli ağlaması, kızıma sadece uzaktan bakabilmem, yanında olup kızıma destek olamam, onu alıp sıkıca sarıp göğsüme bastıramamam, ayağa kalkamamam bunların hepsi çığ gibi üstüme geliyor. İçimden bir şeylerin akıp gittiğini hissediyorum. Hiç bu kadar çaresiz olmamıştım, hiç bu kadar korkmamıştım ben.

Anlıyorum ki benim anneliğim burada başlıyor.

''Aşkım Doğa iyi mi?'' Kızımızın nesi var?'' Serkan çaresiz ne diyeceğini bilemez halde....

Serkan'ın elleri ellerimden uzaklaşmaya başladı. O an anladım ki fenalaştı. Atilla Bey'den Serkan'ı dışarı çıkarmasını istedim. Hemen dışarı çıkardılar. Artık Serkan'da yok daha da çaresizim......

''Doğa'yı görmek istiyorum lütfen. İyi mi ?''

Zeynep başımda '' Canım korkma parmak filan değil. İnce bir damar var elinde. Bu olayla iki doğumda daha karşılaştım. Doğa çok sağlıklı.''

Baha Bey '' Doğa çok sağlıklı bir kuzu küçük filan değil çok güzel bir bebek korkma artık ellerinde de bir şey yok gayet iyi '' arka arkaya herkes aynı şeyi tekrarlıyor.

Ama olmuyordu işte bunu gel de bana anlat. Bebeğimden bashediyoruz. Canımdan, canımdan öteden, haftalarca beklediğim mucizemden.

Ve sonunda Doğa'yı bana getiriyorlar.


Biliyorum her annenin bebeği güzeldir. Çirkin olsa da güzeldir. Ama benim Doğa Prensesim gerçekten çok güzel. Ay yüzlü,  pespembe............... Bir yandan ağlıyorum bir yandan dokunmaya çalışıyorum. İçimden sürekli sayıklıyorum''Allah'ım şükür çok iyi görünüyor. Allah'ım sana şükürler olsun, şükürler olsun ki, eksiği yok fazlası var. Allah'ım bana bu dünya güzeli bebeği, bebeğimi verdiğin için sana şükürler olsun''  diye.... Doğa'yı gördüğüm an tüm korkularım gidiyor. İçimdeki huzur tarif edilemez. Mutluyum...... Çok mutluyum, Hiç olmadığım kadar mutluyum............Bu minicik şey benim mi şimdi nasılda korkarak bakıyor. Şaşkın tabi 40 haftalık karanlıktan çıktı. 40 haftalık bir serüvenin sonuna geldi.

Ben mutluluğu bu zamana kadar hiç kucağıma almamıştım, ben hayatla böylesine derin tanışmamıştım, ben dünya da böylesine güzel, huzur veren, sakinleştirici bir koku olduğunu hiç bilmemiştim, ben meğerse sorgusuzca hayatımı hep adadığımı sanmışım, ben eksikmişim meğerse yıllarca bir parçam içimdeymiş, ben şimdi tamamlanmışım, ben meğerse şimdi BEN olmuşum. 



Atilla Bey Doğa'yı kucağımdan alıp ve göğsüme götürdü. Böylelikle Anne kokusunu tanırmış. Göğsüme ağzını değdiriyor ki Doğa emsin emsin de süt gelsin. Doğa'nın besin kaynağı olan ben çabucak süt salgılamaya başlayayım. Derken kızımı benden ayırıyorlar. Daha doğru düzgün dokunamadan, göremeden.

Serkan ve Doğa gitti... Ben de gitmek istiyorum.

Hala ağlıyorum hiç durmadan '' Kızımı görmek istiyorum, o iyi mi'' diye soruyorum. Halbuki gayet iyi gözümle gördüm işte. Çok güzel, çok sağlıklı bir bebek. Anne iç güdüsü müdür nedir bilemem ama kucağıma alıp sıkıca sarılmadan inanamıyorum.

Doktorlar dikişlerimi atarken bir yandan da beni sakinleştirmeye çalışıyorlar. Habibe Hanım yanıma geliyor. Yüzümü ellerinin arasına alıyor.

''Korkma Doğa gayet sağlıklı elinde sadece et beni var. İncecik bir damar tutuyor. İpi etrafına dolayıp kopartacaklar. Bu kadar basit bir şey''

''Kandırmıyor beni değil mi? Korkmayayım diye yalan söylemiyor ?'' Bir an önce ameliyathaneden çıkmak istiyorum. Dikiş atılması 30 dk. kadar sürüyor. Kızıma kavuşmak için bu çok uzun bir süre.

Baha Bey yaptığı işlemleri bana tek tek anlatıyor ve nihayet o beklediğim cümleyi duyuyorum.

''Şimdi kapatıyoruz. Son kat ''

Bitmişti artık Doğa'ma kavuşacaktım. 

Tüm doktorlar çıktı sadece hasta bakıcılar ve hemşireler kaldı. Her yerim karıncalanıyor. ''Ne yapıyorsunuz çıkarın beni. Acıyor ''

 ''Sadece üzerinizi temizliyoruz''

5 dk. oldu.

Dayanamıyorum perdeyi aralayıp bakıyorum. Üstümü siliyorlar. Dikişlerimin etrafı temizleniyor. Her dokunduklarında vücuduma ufak ufak elektrik veriliyormuş gibi hissediyorum. Sonunda ameliyathaneden çıkarılıp, içeride bir odaya götürülüyorum. Hemşireye  ''Üşüyorum'' diyorum. Hemen üzerime bir yorgan daha örtülüyor. Başlıyorum beklemeye.

''Yeter artık götürün beni'' diyorum tekrar. ''Herkes şimdi Doğa'nın yanındadır'' diye düşünüyorum. Bir ben yokum, onun için en önemli kişi annesi yok.


Ve nihayet ameliyathaneden çıkarılıyorum. Çıkar çıkmaz Serkan'ı görüyorum. İçim öyle bir huzur ile kaplanıyor ki anlatamam. Sevdiğim adam kızımın babası ameliyathane de beni bekliyor. Hemen sarılıyor. Alnımdan öpüyor. Çok korktuğumu ve içeride nasıl üzüldüğümü bildiği için beni sakinleştirmeye çalışıyor.


'' Aşkım çok güzel bir bebek pespembe görmelisin. Ufacık, çok sağlıklı, ellerinde bir şey yok korkma küçücük bir et parçası, çok basit bir şey, operasyonla alacaklar zaten ağlama artık ...''

''Gerçekten iyi mi ''
''Gerçekten çok çok iyi ''

O bana yalan söylemez. Bu kadar önemli bir konuda bana asla yalan söylemez. ''Artık içim rahat'' demek isterdim ama gözümle görmeden içimin rahatlamasına imkan yok..

Ve ameliyathane kapısının açılması ile kocaman ailemi karşımda görünce mutluluğum kat be kat artıyor. Oysa ben sanıyorum ki herkes Doğa'nın yanında...Nasıl teşekkür edebilirim size beni yalnız bırakmadığınız için.


Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Hiç çaresiz hissettiniz mi kendinizi? Ben saatlerdir çaresizim. Saatlerdir bekliyorum. En kötüsü de ayağa kalkıp gidememek.

Asansöre biniyoruz. ''Aşkım çok güzel bir bebek inanamayacaksın Zeynep göstersene fotoğraflarını'' Zeynep hemen makineyi eline alıp ve Doğa'nın fotoğrafını açtığında inanamadım.


Bu kız ameliyathanede gördüğümden çok çok güzeldi. Pamuk gibi bir şeydi. Hem beyazdı hem pembe. Çok güzel silikonlu gibi dudakları, çizgi gibi gözleri vardı. Artık içim öyle rahattı ki, demek ki gerçekten iyiydi. Bizim kızımız iyiydi.

Odaya çıkıp bir an önce kızıma kavuşmak istiyorum. 40 hafta koyun koyuna yattığım bebeğimi kucağıma alıp minik minik öpmek istiyorum.

Haftalar sonra kızımı doya doya görmek ve kucağımda uyutmak istiyorum ...... 

İşte ben gercekten anne oldum ve siz bana şimdi ANNE diyebilirsiniz.










































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder