Her geçen gün daha da yaklaşıyoruz birbirimize. Doğa neredeyse bedenimin yarısını kaplamış durumda. Arkadan görenler hamile olduğumu anlayamıyor. Tabi işin ön yüzünü görene kadar. Oda ne topaç gibi bir göbek. ''Göbek değil o bebek'' diyesim geliyor. Sonra neyse ne işte içeride ne olduğunu ben biliyorum başkasının bilmesine lüzum yok diye düşünüyorum. İnsanlar da bilmiyordu ya.
Zaman geçtikçe babaya kaprislerimiz çoğalıyor demek isterdim ama yok öyle bir şey. Düşünüyorum da ben hamileliğim boyunca hiç kapris yapmadım, hiç aşermedim, aman çok ağrım var diye sızlanmadım. Yani ben hamilelik dönemimi hiç değerlendiremedim. Aslında el üstünde tutulmak için bu bir fırsattı. Ben zaten el üstünde tutuluyordum ki ne gerek vardı gereksiz kaprislerle insanların canını sıkmaya. Aferin bana.
Bugün Serkan'ı işe göndermedim. Çünkü günlerden Doğa'nın doğum şekerlerini seçme günüydü. Hava aşırı sıcak ve ben Eminönü'ne gideceğim diye tutturdum. Kadıköy'e kadar araba ile gittik. Ondan sonrasına vapurla devam etmeye karar verdik. Bu sıcak havada yapılabilecek en güzel şeydi. Serin serin mis gibi üstelik ben vapurda tost ve portakal suyu olayına bayılırım. Yola çıktığımızdan beri 5 kere lavaboya gittim. Bu iş beni usandırdı artık. 70 yaşına gelsem bu kadar çok tuvaletim gelmez. Hayır Doğa'yıda anlıyorum daracık yer büyüyor sıpa sıkışıp kaldı yer açmaya çalışıyor kendine ama gitsin başka yerden yer alsın kendine banane yahuu pufffff....
Cehennem sıcakları bu olsa gerek. Dolaşmak imkansız. Oldum olası Eminönü'nü hiç sevmemişimdir. Gereksiz kalabalık gelir bana fakat ne ararsan orada bulabilirsin. Sonunda havuzlu han denilen o meşhur yeri bulduk. Aman o çok met edilen yer burası mıymış? Hani ne varmış burada hiçbir şey yok. Buraya kadar boşuna mı geldik şimdi? Hayallerim vardı benim. Bazen yerler ile ilgili öyle hayaller kuruyorum ki sonra hüsrana uğruyorum.
Derken gözüme bir dükkan ilişti. Hemen daldık içeri omu bumu derken sonunda aradığımızı bulduk. Çeşit çeşit biblolar, kağıt tutacakları aldık kızımıza. Ayrıca şekerlerini de ben yapmak istiyordum. Nasıl bir şey yapabilirim derken ona da karar verdim. Küçük kutular ve kurdele aldım. İçine rengarenk şekerlemeler koyucaktım. Ohh bu işte tamamdı. Bir saat içinde tüm malzemeleri teslim ettiler.
Sanırım sıcaklar beni yıldırdı. Hemen eve dönmek istiyorum. Kalabalık üstüme üstüme gelmeye başlamıştı. Hiç hareket etmemesinden dolayı Doğa'nın da çok yorulduğunu düşünmeye başladım.. Artık hareketlerini hissetmediğim zaman panikliyorum. Hemen Doğa ile konuşmaya başlıyorum. Ona seslendiğimi anlıyor ve cevap olarak sert bir yumruk atıyor. İşte o an kocaman bir ''ohhhhhhhhhhh'' çekiyorum.
Artık 5 haftamız var. 35. haftamız geçti gitti bile. Başında ''çok uzun geçer mi'' diyordum ama geçti işte ne kaldı şunun şurasında kızıma kavuşmaya? Fakat halen teklifim geçerli. Hamilelik olayı 6 aya düşmeli. Askerlik mi bu yahu bir inip bir çıksın. Pardon bedellisi var mıydı bu olayın?




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder