37. Hafta... Doktor Kontrolündeyiz ......
Heyecanla gittiğimiz kontrollerde Doğa'nın o minik kusursuz yüzünü hiç göremez olduk. Hanım efendi artık kendini saklıyor, aklınca süpriz yapacak bize. Zaten 37 hafta boyunca sadece bir kere kendisini göstermemiş miydi bu kız? Geri kalan tüm görüntülerinde ya eli ağzında, ya bize poposunu dönmüş duruyor vaziyetteydi. Hayır havası kime bu kızın? Bir edalarda bir cilveler de bir doğsun alacağım ben onun havasını.
Normal doğum için hiç bir sorun yok gibi, artık gerisi Doğa'ya kalmış biz sadece bekliyoruz. Sezeryan olsa bir hafta sonra kavuşacaktım bebeme ama ben acı çeke çeke, bağıra bağıra böyle ıkına ıkına hakkıyla bebeğimi kucağıma almak istiyorum. Doğduğunda ilk gören, ilk dokunan ben olmalıydım bebeğime. Kokusunu ilk ben içime çekmeliydim, İlk bakışları bana olmalıydı, ilk beni tanımalıydı hayatında.
Hem epidural diye bir olay vardı ve artık hiç bir riski yoktu çok gelişmişti her şey, en iyi hastanelerden birinde doğumumu yapacaktım. Korkmanın da lüzumu yoktu. İstiyordum acı çekmeyi, hem benim acı eşiğim çok yüksektir. Öyle kesilmedikçe gıkım çıkmaz. Tamam o kadar olmasa da bu konuda oldukça başarılı ve ketumumdur. Kararım kesindi doğal yollardan gelmeliydi Doğa. Serkan benim tam aksimi düşünüyordu. Sezeryan olmalıydım. Kızına ve bana zarar gelmesini istemiyordu. Doğum yaklaştıkça Serkan'ın endişeleri de yaklaşıyordu tüm riskleri düşünüyordu. Anlasa ya ben ve kızı çok sağlıklıydık.
Doğuma Serkan'da girecekti. Ben böyle istiyordum onun benim yanımda olup elimi tutması kuvvetli olmam demekti. Ama Serkan'ı kan tutar. Hayır kanı bırakın ufacık bir yara görse bile fenalaşır. Şimdi tekrar düşünüyorum da ne fedakar kocam var benim, sırf yanımda olmak için ben istiyorum diye hiç itiraz etmeden yanımda olmayı kabul etti.
Doğa'dan ayrılmama az kalmıştı. Artık kızımı başkalarıyla da paylaşacaktım. Bu biraz da olsa üzüntü veriyordu bana. Tekmelerini, dokunuşlarını, hıçkırık tutmasını bile ilk ben hissediyorum. Ama doğduktan sonra öyle mi olacaktı? Bir kere her şeye karışılacaktı. Herkes ben bilirim nidalarında akıl verecekti. Senin bildiğinin onlar için bir önemi olamayacaktı. Bilmem kaç çocuk büyütmüş kişiler olarak fi tarihinden kalma deneysel şeyleri bile uygulamaya çalışacaklardı. Başa gelen çekilir demeye hiç niyetim yoktu. Doğa bizim kızımızdı ve onunla ilgili en iyi kararları biz verirdik. En iyi şeyleri biz öğretirdik. Farklı ellerde büyüyen çocukların farklı farklı huylar edindiğini düşünürüm. Herkes ten bir şey kapamaya elverişli olan çocuğun huyları da allak bullak olmaya başlar. Çocuk dediğin fotokopi makinesi gibidir. Kopyalar ve çoğaltır her şeyi. Hafıza da tutar enteresan bir şekilde duydukları bir kelimeyi bile cuk diye yerine oturturlar.
Misal yeğenim Ediz Efe sanırım 3 yaşındaydı. Bir yerden uygunsuz laflardan birini duymuş. Bende o zamanlar arkadaşıma profesyonel bir kaç fotoğraf çektirmiştim. Fotoğrafları eline aldı evirdi çevirdi baktı bir daha baktı ve kafasını kaldırıp şu cümleyi kurdu '' Anneeee teyşem kötü olmuş'' (Tabi ben hafifletilmiş bir şekilde aktarıyorum) Nasıl yani ne diyor bu çocuk tüm ev halkı şokta. Nereden öğrendi, kimden öğrendi, hayır nasıl bir yakıştırmaydı bu fotoğrafa bakarak o kelimenin kullanılması gerektiğine nasıl karar vermişti?
''Teyzecim o söylediğin şey ne demek biliyor musun?
'' Hayır teyzecim''
'' Peki bebeğim nereden öğrendin sen bunu? ''
'' Annem arabasını park ederken, amcanın biri telefonda söyledi''
İşte halkımız da bu kadar sağduyusuz çocuk, genç yaşlı demezler. Sokakta olduklarını düşünmezler pata küte konuşurlar böyle. O gün Ediz' e bu kelimenin ne kadar yanlış olduğunu anlattık. Şuan 11 yaşında bir kere bile söylediğini duymadım. İşte çocuk böyledir. Kapar, kopyalar, yerini bulur ve cuk diye yapıştırır. Aman ha dikkat bebelerimizin sorumluluğu bizdedir. O yüzden tek kişinin otoritesinde büyüsün bebe, karışmasın kişiliği.
İşte benim Ediz'im namı diğer Tütüm.
Doğa'nın içime ilk düştüğü an ve bizim bundan haberimiz yok. Kutlanan yılbaşı arkası kahvaltı ......


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder